<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>California Turk News</title>
        <link>https://www.caturk.com/</link>
        <description>California Turk News</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Ekim Ayı: Meme Kanseri Farkındalık Ayı – Erken Teşhis Hayat Kurtarır ?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/ekim-ayi-meme-kanseri-farkindalik-ayi-erken-teshis-hayat-kurtarir-1705</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/ekim-ayi-meme-kanseri-farkindalik-ayi-erken-teshis-hayat-kurtarir-1705</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ekim ayı, tüm dünyada <strong>Meme Kanseri Farkındalık Ayı</strong> olarak kutlanıyor. Bu dönemde sağlık kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve bireyler, <strong>erken teşhisin önemine</strong> dikkat çekiyor.</p>

<p>? Uzmanlara göre, düzenli doktor kontrolleri ve <strong>kendi kendine meme muayenesi</strong> erken teşhis için en etkili adımlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Sağlık otoriteleri, kadınların yılda en az bir kez mamografi yaptırmalarını ve rutin kontrolleri ihmal etmemelerini öneriyor.</p>

<p>? Uzmanlar, “Meme kanseri erken fark edildiğinde tedavi başarısı %90’ın üzerindedir. Kendinize ve sevdiklerinize zaman ayırın, farkındalığı birlikte artırın” çağrısında bulunuyor.</p>

<p>? Unutmayın: <strong>Erken teşhis, yaşam kurtarır.</strong></p>

<p>#MemeKanseriFarkındalıkAyı #ErkenTeşhisHayatKurtarır #EkimAyı #Sağlık #KadınSağlığı #Farkındalık #MemeSağlığı #PembeEkim</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Oct 2025 22:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/10/ekim-ayi-meme-kanseri-farkindalik-ayi-erken-teshis-hayat-kurtarir-1761162127.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-1690</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-1690</guid>
                <description><![CDATA[Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda ortaya çıkan, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta olması durumu olarak tanımlanıyor. Erken menopozda bazı önlemlerin alınması gerektiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, erken menopozda östrojen tedavisinin önemine dikkat çekti. Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece erken menopozda olan tüm kadınların osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Menopoz Topluluğu (IMS) tarafından tüm dünyadaki kadınların menopozla ilgili bilinçlendirilmesini sağlamak ve farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 18 Ekim Dünya Menopoz Günü olarak kutlanıyor.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, Dünya Menopoz Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada erken menopoz ve bu dönemde alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopozda adet görülebilir</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopozda tanı koymak için adet görmemenin şart olmadığını belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta (ölçüm laboratuvarı tarafından tanımlandığı şekilde) olması durumudur. Erken menopoz, yaşamı değiştiren bir tanıdır. Erken menopoz tanısı koymak için adet görmemek şart değildir. Erken menopozda sıklıkla aralıklı yumurtalık fonksiyonu ve kendiliğinden adet görme, ilk başvurularından yıllar sonra bile görülebilir” dedi. </span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için travmatik olabiliyor</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, kadınların tanı konulduktan sonraki ilk saatlerdeki duygusal durumlarını tanımlamak için kullandıkları en yaygın kelimelerin ”yıkılmış”, ”şokta” ve ”kafası karışmış” olduğunu söyledi. Doç. Dr. Sivri Aydın, “Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için duygusal olarak travmatiktir çünkü aile kurma konusundaki yaşam planlarını, umutlarını ve hayallerini altüst eder. Erken menopozlu kadınlar, depresyon ve anksiyete bozuklukları geliştirebilirler” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Adet fonksiyonunda değişiklik ve ateş basması görülebilir</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopozun belirtilerine değinen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, adet fonksiyonunda değişiklik (uzun aralıklarla adet görme veya hiç adet görmeme) ve ateş basması ve vajinal kuruluk gibi östrojen eksikliği semptomlarıyla karakterizedir. Ancak aralıklı yumurtalık fonksiyonu, bu kadınların yaklaşık yüzde 50 ila yüzde 75’inde görüldüğünden ateş basması, terleme veya vajinal kuruluk olmaması, adet düzensizliği olan bir kadında erken menopoz tanısını düşünmekten alıkoymamalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Östrojen replasman tedavisi koruyucu etkiye sahip</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Östrojen replasman tedavisi almayan erken menopozlu kadınların bir dizi semptom ve eşlik eden hastalık açısından daha yüksek risk altında olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bazı kadınlarda vazomotor semptomlar dediğimiz ateş basması, terleme, sıkıntı hissi, anormal adet döngülerinin gelişmesinden önce başlayabilir” dedi. </span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopozun kemik kaybı ve osteoporoz için önemli bir risk faktörü olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bu kadınlarda ayrıca osteoporotik kırık sıklığının daha yüksek olduğunu belirtti.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopoz döneminin önlem alınmaması halinde kadın sağlığı açısından bazı sorunlara yol açabileceğini ifade eden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Adet görmeme ve derin östrojen eksikliğinin ilerlemesiyle atrofik vajinit ve ilişki sırasında ağrı semptomları (östrojen yerine konmazsa) belirginleşir. Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir. Erken menopoz, artmış kardiyovasküler morbidite ve mortalite ile ilişkilidir. Erken menopozlu kadınlarda meme kanseri riski artmış olabilir. Bazı çalışmalar erken menopozlu kadınların demans ve bilişsel gerileme açısından daha yüksek risk altında olduğunu göstermektedir” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopoz için risk faktörlerine dikkat!</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Olası erken menopozlu bir kadının tıbbi öyküsünün altta yatan etiyoloji hakkında ipuçları sağlayabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>“Daha önce yumurtalık ameliyatı, kemoterapi veya radyasyon tedavisi geçirmiş olmak, hipotiroidizm veya Graves hastalığı, primer adrenal yetmezlik, vitiligo, miyastenia gravis, hipoparatiroidizm, tekrarlayan mukokutanöz kandidiyazis veya tip 1 diyabet tek başına veya kombinasyon halinde kişisel veya ailesel otoimmün hastalık öyküsü, ailede (anne ve kız kardeşte) erken menopoz öyküsü, Turner Sendromu, Fragile X gibi bazı kromozomal bozukluklar erken menopoz riskini arttırabilir. Sigara kullanımı, menopoz başlangıcını 1-2 yıl öne alabilir. Vakaların yaklaşık yüzde 10’u aileseldir.”</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopozda östrojenin yararlı etkisinden yoksun kalınıyor </span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopozda östrojenin azalmasının uzun süre etkileri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, östrojen hormonunun koruyucu etkisinden uzun süre yoksun kalmak anlamına gelir. Bunun uzun vadeli etkileri; kemik erimesi (osteoporoz), kalp-damar hastalıkları, bilişsel fonksiyonlarda azalma, demans riski artışıdır, vajinal kuruluk ve libido kaybı gibi cinsel sağlık sorunları olarak sıralanabilir. Depresyon, kaygı ve benlik saygısında düşüş gibi durumlar da ortaya çıkabilir” dedi. </span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Östrojen tedavisi alınmalıdır</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece, erken menopozda olan tüm kadınların, osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Ayrıca östrojen tedavisi cinsel sağlığı ve yaşam kalitesini korumak ve gerekirse menopozun genitoüriner sendromunu (vajinal östrojenle) tedavi etmek için önemlidir. Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır. Bazı kadınların sistemik östrojene ek olarak vajinal östrojene ihtiyacı olabilir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Hormon tedavisine en kısa zamanda başlanmalıdır</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Hormon replasman tedavisine, erken menopoz tanısı konduktan sonra mümkün olan en kısa sürede başlanması ve ortalama menopoz yaşına (ortalama 51) kadar devam edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “İstisnai olarak ailesinde meme kanseri öyküsü olan erken menopozlu kadınlarda 45 yaşında hormon replasmanının durdurulması önerilir. Bu süreçte hormon tedavisi, vücudu doğal hormonal dengeye yakın tutarak kemik ve kalp sağlığını korur. Hormon tedavisi, tek başına yeterli değildir. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, stres yönetimi ve kaliteli uyku, tedaviyi destekleyen ve yaşam kalitesini artıran temel taşlardır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yumurta veya embriyo dondurma seçenek olabilir</span></b> </span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurmanın bir seçenek olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bu kadınlar tedavi olmaksızın gebe kalsa da gebelik oranları çok düşüktür. (Yüzde 5 ila yüzde 10) Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurma bir seçenek olabilir. Bu kadınlar genellikle yaklaşan veya teşhis edilen erken menopoz sırasında yumurta dondurma olasılığını sorarlar. Yumurta dondurma, yumurtalık fonksiyonları azalmadan önce erken menopoz için bilinen genetik riski olan kadınlarda (örneğin Turner mozaiği) erken menopoz gelişmeden yapılabilir ancak yumurtalıkta kalan oosit sayısının azlığı nedeniyle erken menopoz teşhisi sırasında faydalı olma olasılığı daha düşüktür” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Yalnız değilsiniz!</span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken menopoz zorlu bir süreç olabilir ancak yalnız değilsiniz. Bu konuda deneyimli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile iş birliği içinde olmak ve gerekirse psikolojik destek almak, süreci sağlıklı ve güçlü bir şekilde yönetmenize yardımcı olacaktır.”</span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Oct 2025 17:43:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/10/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-1760712207.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Enfeksiyonlarına karşı en etkili kalkan!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/enfeksiyonlarina-karsi-en-etkili-kalkan-1685</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/enfeksiyonlarina-karsi-en-etkili-kalkan-1685</guid>
                <description><![CDATA[15 Ekim Dünya El Yıkama Günü'nde, COVID-19'un "Frankenstein" varyantının yaygınlaştığı bu süreçte doğru el yıkamanın enfeksiyonları azaltmadaki önemine vurgu yapılarak,  kronik hastalara yönelik evde sağlık hizmetlerinin önemine dikkati çekildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>15 Ekim Dünya El Yıkama Günü'nde, COVID-19'un "Frankenstein" varyantının yaygınlaştığı bu süreçte doğru el yıkamanın enfeksiyonları azaltmadaki önemine vurgu yapılarak,  kronik hastalara yönelik evde sağlık hizmetlerinin önemine dikkati çekildi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>15 Ekim Dünya El Yıkama Günü’nde el hijyeninin kritik rolünü yeniden hatırlatıldı.</p>

<p>Bir Halk Sağlığı inovasyonu olarak hayata geçen ve koruyucu sağlık yaklaşımını yaygınlaştırmayı amaçlayan Bir Adım Sağlık, kamuoyunda “Frankenstein” olarak anılan ve COVID-19’un yeni bir alt tipini ifade eden varyantın gündemde olduğu bu dönemde, doğru el yıkama alışkanlığının solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımını kayda değer ölçüde azaltabildiğine dikkat çekti.</p>

<p>Risk gruplarında erken tanı, test ve kişisel korunma önlemlerinin önemini vurgu yapılan açıklamada, yeni varyantın boğazda yanma ve ses kısıklığı ile başlayarak yüksek ateş, halsizlik, kas ağrıları veya ishal ile seyredebileceğinin altı çizilirken, belirtilerin ciddiyetle izlenerek gerektiğinde tıbbi danışmanlık alınması gerektiği kaydedildi.</p>

<p>El yıkamanın birinci basamak korunma önlemi olduğu belirtilirken, el yıkamak, hasta iken evde kalmak ve maske-mesafe hijyen kurallarına uymak gibi basit davranışlar olduğu, sağlığın bir kişinin değil; bir toplumun ortak nefesi olduğunun altı çizildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Oct 2025 00:13:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/10/enfeksiyonlarina-karsi-en-etkili-kalkan-1760562816.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Omurganız yılların altında ezilmesin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/omurganiz-yillarin-altinda-ezilmesin-1684</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/omurganiz-yillarin-altinda-ezilmesin-1684</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, uzun süreli oturma ve yanlış duruşun omurga sağlığını tehdit ettiğini belirtti. Doğru duruş alışkanlıkları, egzersiz, uyku pozisyonu ve düzenli doktor kontrolleri öneren Prof. Dr. Onur Yaman, omurga sağlığının yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, uzun süreli oturma ve yanlış duruşun omurga sağlığını tehdit ettiğini belirtti. Doğru duruş alışkanlıkları, egzersiz, uyku pozisyonu ve düzenli doktor kontrolleri öneren Prof. Dr. Onur Yaman, omurga sağlığının yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>  Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurgayı genç tutmanın ilk adımının doğru duruş alışkanlıkları kazanmak olduğunu söyledi.</p>

<p>Uyku pozisyonu ve kaldırma tekniklerinin de omurga üzerindeki baskıyı azaltmada büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Yaman, teknoloji kullanımında ekran ve telefon hizasına dikkat etmenin postürü koruduğunu dile getirdi.</p>

<p>Omurganın, insan vücudunun hem destek sistemi hem de hareket merkezi olarak hayati bir rol oynadığını hatırlatan Prof. Dr. Yaman, “Modern hayatın getirileri olan uzun süreli oturma, yanlış duruş alışkanlıkları ve fiziksel aktivite eksikliği, omurganın sağlığını tehdit edebilir” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Yaman, omurgayı genç ve sağlıklı tutmanın, yalnızca fiziksel görünüşü iyileştirmekle kalmadığını, aynı zamanda genel sağlığı ve hareket kabiliyetini korumaya yardımcı olduğunu vurgulayarak, “Otururken sandalyede dik oturmak, sırtınızı desteklemek ve ayaklarınızı tam olarak yere basmak çok önemlidir. Ayakta dururken omuzlarınızı geride ve gevşek tutmalı, başınızı ise çok öne çıkarmaktan kaçınmalısınız. Yürürken ileriye bakarak omuzlarınızı rahat tutmak ve dengeli adımlar atmak omurga sağlığınızı destekler" diye konuştu.</p>

<p>Egzersizin, omurga sağlığını korumanın en etkili yollarından biri olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yaman, “Yoga ve pilates gibi esneklik egzersizleri omurganızın dengesini geliştirirken, sırt, karın ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler omurgayı destekleyen kasları kuvvetlendirir. Yürüyüş, yüzme ya da bisiklet gibi aerobik aktiviteler ise kan dolaşımını iyileştirerek omurga dokularının daha iyi beslenmesini sağlar.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Oct 2025 00:12:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/10/omurganiz-yillarin-altinda-ezilmesin-1760562762.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-1650</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-1650</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösteriyor! </strong></p>

<p>Hidrosefalinin, halk arasında ‘beyinde su toplanması’ olarak bilindiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Normalde beyni ve omuriliği koruyan ve besleyen beyin-omurilik sıvısı (BOS), beynin içinde ‘ventrikül’ adı verilen boşluklarda bulunur. Bu sıvı her insanda belirli bir miktarda mevcuttur. Ancak sıvının üretimi ile emilimi arasındaki denge bozulduğunda ve miktarı arttığında, ventriküller genişler ve ‘hidrosefali’ adı verilen hastalık ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p>Bu genişlemenin, beynin çevresindeki hayati merkezlere baskı yaparak çeşitli klinik bulgulara yol açtığına dikkat çeken Yaman, “Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösterir. Yenidoğan ve bebeklerde, kafatası kemikleri henüz tam kapanmadığı için baş çevresinde belirgin büyüme görülür. Beslenme sonrası fışkırır tarzda kusma ve gözlerin aşağı doğru kayması (‘güneş batışı’ bakışı) dikkat çekicidir. Büyük çocuklarda, baş ağrısı, bilişsel bozukluklar, yürüme problemleri ve akademik başarıda gerileme görülebilir. Erişkin ve yaşlılarda, yürüme ve konuşmada yavaşlama ile idrar kaçırma gibi şikâyetler ön plandadır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>İleri evrede şant cerrahisi gerekebilir! </strong></p>

<p>Hastaların önce ayrıntılı muayeneden geçirildiğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Bulguları doğrulamak için radyolojik görüntüleme yöntemleri kullanılır. En önemli tanı araçları beyin tomografisi (BT) ve manyetik rezonans (MR) görüntülemedir.” dedi.</p>

<p>Hidrosefali tedavisinde öncelikle altta yatan nedenin belirlendiğini ve ortadan kaldırıldığını ifade eden Yaman, “Nedene yönelik doğru tedavi uygulandığında hastalığın tekrarlama olasılığı büyük ölçüde ortadan kalkar. İleri evre vakalarda beyin içine şant yerleştirilmesi gibi cerrahi yöntemler gerekebilir. Cerrahi sonrasında düzenli kontrollerle sürecin takibi önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada önemli! </strong></p>

<p>Erken tanı ve uygun tedavi ile şant cerrahisi geçiren veya hidrosefali tanısı alan çocukların ise bilişsel, motor ve fonksiyonel gelişimlerinin genellikle normal seyrettiğine değinen Prof. Dr. Onur Yaman, “Ancak tanının gecikmesi ya da tedavinin yetersiz kalması durumunda, ilerleyen dönemlerde motor, duyusal ve zihinsel gelişim gerilikleri ile akademik başarıda düşüş görülebilir. Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada kritik önem taşır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Sep 2025 20:56:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/09/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-1758390983.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer riskini artıracak 8 faktör</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/alzheimer-riskini-artiracak-8-faktor-1597</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/alzheimer-riskini-artiracak-8-faktor-1597</guid>
                <description><![CDATA[Demansın en yaygın nedeni olan Alzheimer, beynin yapısında ve işleyişinde değişikliklere yol açan ciddi bir rahatsızlık. Yaşlanmanın doğal bir sonucu olmasa da en önemli risk faktörü yaştır ve çoğunlukla 65 yaş ve üzerinde görülür. Beyindeki amiloid ve tau proteinlerinin birikmesinin hücrelerde fonksiyon kaybına yol açtığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu durum git gide hücrelerin birbiriyle iletişim kurmasını engeller ve zamanla hücreler ölür. Sinir hücresi kaybı ilerledikçe beyin küçülür, hafıza, düşünme, dil, davranış ve sosyal yetenekler kaybolur. Hastalığın teşhisi için; kişinin sağlık geçmişi, semptomları değerlendirilerek zihinsel testler ve beyin görüntülemelerine başvurulur” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Alzheimer’ın kesin nedeni henüz bilinmese de erken yaşta genetik, ileri yaşta ise çevresel ve yaşam tarzı faktörleriyle ilişkilendirilir. Belirtilerin hastalığın evresine göre farklılık göstereceğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Erken dönemde unutkanlık, kelime bulma, plan yapma ve problem çözmede zorlanma öne çıkar. Orta evrede hafıza kaybı ve kafa karışıklığı artar, kişi yakınlarını tanımakta zorlanır, kişisel bakım için destek ister ve duygusal dalgalanmalar yaşayabilir. İleri evrede ise hafıza neredeyse tamamen kaybolur, yemek yeme, yürüme ve konuşma gibi temel gereksinimler için bile yardıma ihtiyaç duyar, iletişim sınırlanır ve enfeksiyonlara karşı savunmasız hale gelir” dedi.</p>

<p><strong>Tedavinin amacı hayat kalitesini korumak</strong></p>

<p>Günümüzde Alzheimer’ın kesin bir tedavisi olmasa da bazı ilaç ve tedavi yöntemleri ile ilerlemenin yavaşlatılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Kütükçü, “Bu tedavi yöntemleri; hastalığın neden olduğu davranışsal sorunları hafifletebilir ve hastaların hayat kalitesini olabildiğince korumaya çalışır. Erken teşhis ve hasta yakınlarının desteği de bu süreçte büyük önem taşır. Hastalıkla ilgili bilimsel araştırmalar ise tüm dünyada yoğun bir şekilde sürdürülüyor” şeklinde konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, Alzheimer riskini artırabilecek 8 önemli faktörü sıraladı:</p>

<p><strong>İleri yaş</strong></p>

<p>Alzheimer için en büyük risk faktörü yaştır. Özellikle 65 yaş üstünde risk önemli ölçüde artar.</p>

<p><strong>Genetik yatkınlık</strong></p>

<p>Ailede Alzheimer öyküsü bulunması hastalık riskini yükseltir.</p>

<p><strong>Zihinsel aktivite eksikliği</strong></p>

<p>Zihni az çalıştırmak Alzheimer’a yatkınlığı artırır. Okuma, öğrenme, bulmaca gibi etkinlikler beyin sağlığını destekler.</p>

<p><strong>Fiziksel travmalar</strong></p>

<p>Ciddi kafa yaralanmaları veya tekrarlayan travmalar hastalık riskini artırabilir.</p>

<p><strong>Damar sağlığı problemleri</strong></p>

<p>Hipertansiyon, diyabet, obezite ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri beyin damarlarını etkileyerek tehlike yaratır.</p>

<p><strong>Uyku bozuklukları</strong></p>

<p>Kronik uyku apnesi veya yetersiz uyku, beyin sağlığını olumsuz etkileyerek Alzheimer’a zemin oluşturur.</p>

<p><strong>Sigara ve aşırı alkol kullanımı</strong></p>

<p>Tütün ürünleri ve yoğun alkol tüketimi beyin hücrelerine zarar vererek demans riskini artırır.</p>

<p><strong>Hareketsiz yaşam tarzı</strong></p>

<p>Fiziksel aktivite eksikliği hem kalp-damar hem de beyin sağlığını olumsuz etkiler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Sep 2025 13:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/09/alzheimer-riskini-artiracak-8-faktor-1756895852.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SMA tedavisinde Türkiye gelişmiş ülkelerin önünde</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/sma-tedavisinde-turkiye-gelismis-ulkelerin-onunde-1584</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/sma-tedavisinde-turkiye-gelismis-ulkelerin-onunde-1584</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye ise erken tanı programları, tedaviye erişim olanakları ve toplumsal farkındalık çalışmalarıyla bu alanda dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. SMA'nın dünya genelinde görülme sıklığı 10 binde 1 iken, Türkiye'de ise bu oran 6 binde 1 oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ise erken tanı programları, tedaviye erişim olanakları ve toplumsal farkındalık çalışmalarıyla bu alanda dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. SMA'nın dünya genelinde görülme sıklığı 10 binde 1 iken, Türkiye'de ise bu oran 6 binde 1 oldu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Ağustos ayı dünya genelinde SMA (Spinal Musküler Atrofi) farkındalık ayı olarak kutlanıyor. Türkiye'de yaygınlaştırılan yenidoğan ve evlilik öncesi tarama testleri sayesinde, hastalık belirtileri başlamadan tanı konulabiliyor ve yeni vakaların önlenmesine yönelik kritik adımlar atılıyor.</p>

<p>Çocuk Nöroloji ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı, Türkiye Çocuk Nörolojisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Uluç Yiş, Türk Nöroloji Derneği Nörogenetik ve Nörometabolik Hastalıklar Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Hacer Durmuş Tekçe, Türkiye SMA Vakfı Başkan Vekili Ece Soyer Demir ve Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli; Türkiye'deki erken tanı uygulamalarını, tedaviye erişim olanaklarını ve toplumsal farkındalık çalışmalarını değerlendirdi.</p>

<p><img height="1125" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/29/1-uluc-yis-1756482105-23-x750.png" width="750" /></p>

<p>Türkiye Çocuk Nörolojisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Uluç Yiş konuyla ilgili olarak, “SMA, kas hareketlerini kontrol eden motor nöronların kaybıyla ortaya çıkan kalıtsal bir hastalık olduğunu belirterek, "Yutma ve solunum sorunları gibi ciddi ek rahatsızlıklar, semptomlar başlamadan tedavi edilen hastalarda neredeyse hiç görülmüyor. Türkiye, dünyada yalnızca yaklaşık 30 ülkede bulunan SMA tarama programına sahip ve 2022'de Ulusal Yenidoğan Tarama Programı'na dahil edilen topuk kanı testi ile hastalık doğumdan sonraki ilk günlerde saptanabiliyor" dedi.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2022'de 1,55 milyon bebeğe test yapılmış ve 235'ine SMA tanısı konulmuştur. Ayrıca, 2021'de başlatılan evlilik öncesi tarama programı kapsamında 2023'e kadar 1,83 milyon kişinin tarandığı belirtilirken, erken tanının yanı sıra, mevcut ilaç tedavileri ve çok yönlü bakım yaklaşımlarıyla (fizyoterapi, beslenme desteği, cihazlar) hastaların yaşam kalitesi önemli ölçüde arttığı kaydedildi.</p>

<p><img height="1126" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/29/hacer-durmus-tekce-1756482114-974-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bu arada Türk Nöroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hacer Durmuş Tekçe ise, SMA'nın belirtilerin ortaya çıkış yaşı ve şiddetine göre Tip 0, Tip 1, Tip 2, Tip 3 ve Tip 4 olmak üzere 5 gruba ayrıldığını, toplumda yalnızca çocuklukta görüldüğü düşünülse de Tip 3 ve Tip 4 gibi geç başlangıçlı tipler ergenlik ya da erişkinlik döneminde de ortaya çıkabildiğinin altı çizildi. Türkiye'de yaklaşık bin 300 SMA hastası tedavi gördüğünü belirten Prof. Dr. Tekçe, "Erişkin hastaların kullanabildiği iki tedavi seçeneği hem hastalar hem de yakınları için süreci önemli ölçüde kolaylaştırmakta; iş ve sosyal yaşamdan kopmadan yaşam kalitesini artırmaktadır” dedi.</p>

<p><img height="1000" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/29/ece-soyer-demir-1756482124-994-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Türkiye SMA Vakfı Başkan Vekili Ece Soyer Demir ise, toplumda her 40-60 kişiden biri taşıyıcıdır; bu nedenle test, mücadelede atılacak ilk ve en kritik adım olduğuna dikkati çekerken, Yenidoğan Tarama Testi'nin henüz belirtiler başlamadan tanı konulmasını ve erken tedaviyle kas kayıplarının önlenmesini sağladığını söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Aug 2025 19:41:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/08/sma-tedavisinde-turkiye-gelismis-ulkelerin-onunde-1756485665.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonuna erken müdahale hayat kurtarıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonuna-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-1576</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonuna-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-1576</guid>
                <description><![CDATA[Çocukların sağlıklı büyümelerinde idrar yollarının korunması kritik bir rol oynuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, bu nedenle çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunda erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığına dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların sağlıklı büyümelerinde idrar yollarının korunması kritik bir rol oynuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, bu nedenle çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunda erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığına dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, bu enfeksiyonların erken tanı ve tedavisiyle böbrek sağlığının korunabileceğini, aksi takdirde kronik böbrek yetmezliği riskinin artabileceğini belirtti.</p>

<p><strong>KIZ ÇOCUKLARINDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR</strong></p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonları, ilk 6 AYDA sünnet derisi altındaki bakteriler nedeniyle erkek çocuklarda daha sık görülürken, 6 aydan sonra üretranın kısa olması ve anüse yakınlığı nedeniyle kız çocuklarında daha yaygın hale geliyor.</p>

<p>Enfeksiyonların yüzde 80’inden fazlasında E. Coli bakterisi sorumlu. En yaygın nedenler arasında az su tüketimi, idrar tutma, kabızlık, küvette banyo, kirli havuzlar ve parfümlü dezenfektan kullanımı yer alıyor. Ayrıca, idrar kesesi işlev bozuklukları ve yapısal anormallikler de riski artırıyor.</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonları, alt ve üst idrar yolu enfeksiyonu olarak ikiye ayrılıyor. Alt idrar yolu enfeksiyonunda idrarda kötü koku, yanma, sık idrara çıkma ve hafif ateş görülüyor. Tedavi edilmezse enfeksiyon böbreklere ulaşarak üst idrar yolu enfeksiyonuna yol açıyor; bu durumda yüksek ateş, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi ciddi belirtiler ortaya çıkıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Aydoğ, üst idrar yolu enfeksiyonunun böbrek hasarına neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p><strong>ÇOCUKLARI İDRAR YOLU ENFEKSİYONUNDAN KORUMAK İÇİN 7 KRİTİK KURAL!</strong></p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, çocuğunuzu idrar yolu enfeksiyonundan korumak için almanız gereken önlemleri şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Bol bol su içmesini sağlayın</li>
 <li>İdrarını tutmamasına, yani sık idrar yapmasına dikkat edin</li>
 <li>Günlük dışkılaması önemli. Bunun için diyet uygulanabilir, gerekirse dışkıyı yumuşatan ürünlere ve lavmana başvurulabilir.</li>
 <li>Perineal ve perianal bölge hijyenine dikkat edin. Ancak parfümlü ve alkollü dezenfektan içeren ürünlerden, ıslak mendil kullanımından kaçının.</li>
 <li>Banyosunu ayakta, duş şeklinde yaptırın.</li>
 <li>Temizliğinden emin olmadığınız havuza sokmayın.</li>
 <li>Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının.</li>
</ul>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Aug 2025 22:26:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/08/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonuna-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-1756322779.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Suda doğum giderek yaygınlaşıyor... Suda doğumla ilgili merak edilenler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/suda-dogum-giderek-yayginlasiyor-suda-dogumla-ilgili-merak-edilenler-1559</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/suda-dogum-giderek-yayginlasiyor-suda-dogumla-ilgili-merak-edilenler-1559</guid>
                <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, suda doğumun ağrı şiddetini azalttığını, anne ve bebek için daha doğal ve konforlu bir doğum sunduğunu belirtti. Anne ve bebek için faydaları neler? Kimler suda doğum yapabilir? Dr. Gasimova, riskler ve yanlış bilinenleri açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, suda doğumun ağrı şiddetini azalttığını, anne ve bebek için daha doğal ve konforlu bir doğum sunduğunu belirtti. Anne ve bebek için faydaları neler? Kimler suda doğum yapabilir? Dr. Gasimova, riskler ve yanlış bilinenleri açıkladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -  </strong>Gebeliğin son aylarında anne adaylarının en büyük beklentisi, stresten uzak ve sağlıklı bir doğum.  Bu nedenlede suda doğum yöntemi, doğal, az ağrılı ve psikolojik destek sunan yapısıyla giderek daha fazla tercih ediliyor.</p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, suda doğum hakkında merak edilenleri yanıtladı.</p>

<p><strong>SUDA DOĞUM NEDİR, NASIL GERÇEKLEŞİR?</strong></p>

<p>Suda doğum, doğumun sancılı ve aktif evresinin ya da tamamının 35-37 derece sıcak suyla dolu özel bir havuzda gerçekleşmesini sağlıyor. Sıcak su, kasları gevşetiyor, spazmları azaltıyor ve ağrıları hafifletiyor.</p>

<p>Dr. Gasimova, “Sıcak su, ağrıyı 10 üzerinden 3-4 puana düşürüyor, anneler için daha tolere edilebilir bir doğum sunuyor” dedi.</p>

<p><strong>ANNE VE BEBEK İÇİN FAYDALARI</strong></p>

<p>Suda doğum, annenin fiziksel ve psikolojik gerginliğini azaltıyor.</p>

<p>Dr. Gasimova, “Suyun kaldırma kuvveti kas yükünü hafifletiyor, hareket kabiliyetini artırıyor. Havuz, mahremiyet sağlayarak güven hissi veriyor” dedi.</p>

<p>Bebek için ise daha nazik bir geçiş sunuyor; kan akışı ve oksijen artışı sağlıyor, ten tene temasla anne-bebek bağı güçleniyor.</p>

<p><strong>KİMLER SUDA DOĞUM YAPABİLİR?</strong></p>

<p>Vajinal doğum yapabilen her anne adayı, suda doğum için uygun kabul ediliyor. Ancak sezaryen gerektiren durumlarda önerilmiyor. Uygunluk, hekim tarafından değerlendiriliyor.</p>

<p><img height="945" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/22/1755844364-dr-ref-ka-gas-mova-1755874748-293-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Bebekler zaten anne karnında su ortamında gelişiyor. Suya doğan bebeği tekrar suya sokmamak önemli. Deneyimli bir doktor ve ebe ekibiyle bu risk ortadan kalkıyor” diyerek endişeleri giderdi.</p>

<p><strong>RİSKLER VE YANLIŞ BİLİNENLER</strong></p>

<p>Suda doğum, temizlik ve ısı koşulları sağlandığında güvenli. Müdahaleli doğum oranı azalıyor, dikiş ihtiyacı düşüyor. Dr. Gasimova, “Enfeksiyon riski veya ikiz gebelik, SSVD ve makat doğumda suda doğum yapılamayacağı düşüncesi yanlış. Deneyimli ekiplerle risk bulunmuyor” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Aug 2025 01:27:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/08/suda-dogum-giderek-yayginlasiyor-suda-dogumla-ilgili-merak-edilenler-1755901631.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın hamilelerde bu enfeksiyonlara dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/yazin-hamilelerde-bu-enfeksiyonlara-dikkat-1514</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/yazin-hamilelerde-bu-enfeksiyonlara-dikkat-1514</guid>
                <description><![CDATA[Aşırı sıcaklar, yüksek nem, güneşin yakıcı ışınları ve serinlemek için girilen havuzlar derken yaz aylarında anne adaylarının karşılaştığı bazı sorunlarda artış görülüyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı “Yaz mevsiminde özellikle hijyenik olmayan havuzlar ve bazı yanlış davranışlar, hamilelikte mantar veya idrar yolu enfeksiyonu gibi sağlık sorunlarının daha fazla yaşanmasına neden oluyor. Bu enfeksiyonlar, zamanında tedavi edilmezse, erken doğum gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Ancak anne adayları yaz risklerine karşı dikkatli olup önlem alarak sağlıklı ve güvenli bir hamilelik süreci geçirebilirler” diyor. Dr. Meriç Kabakcı hamilelikte yazın sık karşılaşılan 6 sorunu ve alınabilecek önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar, yüksek nem, güneşin yakıcı ışınları ve serinlemek için girilen havuzlar derken yaz aylarında anne adaylarının karşılaştığı bazı sorunlarda artış görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı</strong> “Yaz mevsiminde özellikle hijyenik olmayan havuzlar ve bazı yanlış davranışlar, hamilelikte mantar veya idrar yolu enfeksiyonu gibi sağlık sorunlarının daha fazla yaşanmasına neden oluyor. Bu enfeksiyonlar, zamanında tedavi edilmezse, erken doğum gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Ancak anne adayları yaz risklerine karşı dikkatli olup önlem alarak sağlıklı ve güvenli bir hamilelik süreci geçirebilirler” diyor. Dr. Meriç Kabakcı hamilelikte yazın sık karşılaşılan 6 sorunu ve alınabilecek önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<ul>
	<li><strong>Sıvı kaybı ve vücudun susuz kalması</strong></li>
</ul>

<p>Hamilelikte vücudun sıvı ihtiyacı artar. Buna karşın özellikle yaz aylarında terlemeden dolayı bu kayıp daha da fazlalaşır. Susuzluk; baş dönmesi, halsizlik ve kas kramplarına yol açabilirken, ileri düzeyde sıvı kaybı ise rahim kasılmalarını tetikleyerek erken doğum riskini dahi artırabilir. Bu nedenle anne adaylarının gün içerisinde düzenli aralıklarla su içmeleri, vücuttan su atılmasına neden olacağı için kafeinli içeceklerden kaçınmaları ve sıvı yönünden zengin meyve-sebze tüketmeleri önemlidir. Özellikle dışarı çıkmadan önce ve sonra su tüketilmelidir. </p>

<ul>
	<li><strong>Ödem (şişlik) ve dolaşım sorunları</strong></li>
</ul>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı “Hamilelik döneminde, özellikle sıcak havalarda vücutta sıvı birikimi artabilir. Bu durum el, ayak ve ayak bileklerinde şişlik olarak kendini gösterebilir ve dolaşım sistemini zorlayabilir. Ayakta uzun süre kalmak ya da otururken bacakları aşağı sarkıtmak ödemi daha da artırır. Bacakları yukarıda dinlendirmek, tuz tüketimini azaltmak ve hafif egzersizler ödemi hafifletebilir. Ayrıca bol, rahat ve hava alan giysiler giymek de oldukça faydalıdır” diyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Güneş çarpması ve aşırı ısınma</strong></li>
</ul>

<p>Güneş altında uzun süre kalmak, özellikle hamilelikte ciddi bir risk oluşturabilir. Vücut ısısı zaten normalden daha yüksek olan gebelir, sıcak çarpmasına karşı daha hassastır. Baş ağrısı, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler güneş çarpmasının ilk işaretleri olabildiğinden, hem anne hem de bebeğin sağlığını tehlikeye atmamak için, bu sıkıntılar başgösterdiğinde doktora görünmek gerekir. Özellikle güneş ışınlarının dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarı çıkılmamalı, gölgede kalınmalı ve ince, açık renkli giysiler tercih edilmelidir. </p>

<ul>
	<li><strong>Cilt lekeleri ve güneş hassasiyeti </strong></li>
</ul>

<p>Hamilelik hormonları cildin güneşe karşı duyarlılığının artmasına neden olur. Bu durum yüzde koyu lekelerin oluşmasına yol açabilir. Lekeler özellikle alın, yanak ve üst dudak bölgesinde belirginleşir ve bazı durumlarda doğum sonrası bile kalıcı olabilir. Bu nedenle güneşe çıkmadan önce en az 30 SPF içeren bir güneş koruyucu kullanmak, şapka ve güneş gözlüğü takmak cilt sağlığını korumaya yardımcı olur. Gölgeyi tercih etmek ve doğrudan güneş ışığından kaçınmak önemlidir. </p>

<ul>
	<li><strong>Beslenme bozuklukları </strong></li>
</ul>

<p>Sıcak havalar iştahı baskılayabildiğinden günlük besin alımı olumsuz etkilenebilmektedir. Yetersiz beslenme hem anne adayının direncini düşürür hem de bebeğin gelişimini riske atabilir. Ayrıca yazın açıkta besleyen yiyeceklerin bozulma riski daha yüksektir. Bu durum da gıda zehirlenmeleri gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Serin, hafif ama besleyici öğünler tercih edilmeli, sık ama küçük porsiyonlarla beslenme düzeni kurulmalıdır. Mevsim sebze ve meyveleri, yoğurt ve tam tahıllı gıdalar öncelikli olmalıdır. </p>

<ul>
	<li><strong>Enfeksiyon riski (İdrar yolu ve mantar enfeksiyonları)</strong></li>
</ul>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı “Sıcak ve nemli ortamlar, bakterilerin ve mantarların çoğalması için ideal koşullardır. Terleme ve hijyenin zorlaşmasıyla birlikte, idrar yolu ve genital mantar enfeksiyonları yaz aylarında daha sık görülür. Bu enfeksiyonlar, zamanında tedavi edilmezse, erken doğum gibi ciddi sonuçlara neden olabilir. Riski azaltmak için ıslak mayo ile uzun süre kalmamak, havuz ya da deniz sonrası hemen duş almak, pamuklu iç çamaşırı tercih etmek ve bol su içmek önemlidir” diyor. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 Aug 2025 12:30:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/08/yazin-hamilelerde-bu-enfeksiyonlara-dikkat-1754731837.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deniz ve havuzda göz sağlığını korumak için uzmanından öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/deniz-ve-havuzda-goz-sagligini-korumak-icin-uzmanindan-oneriler-1445</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/deniz-ve-havuzda-goz-sagligini-korumak-icin-uzmanindan-oneriler-1445</guid>
                <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, yaz aylarında akın edilen deniz ve havuzların göz sağlığına kalıcı zararlar vermemesi için önemli tavsiyelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, yaz aylarında akın edilen deniz ve havuzların göz sağlığına kalıcı zararlar vermemesi için önemli tavsiyelerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kavurucu yaz sıcaklarıyla mücadelede serinlemek için girilen deniz ve havuzlar, önemli noktalara dikkat edilmediği taktirde çeşitli sağlık problemlerini de beraberinde getirebiliyor.</p>

<p>Tuzlu su, klor, UV ışınları ve mikropların gözlerde kalıcı hasarlar bırakabileceği uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Suyun içindeyken göz sağlığını tehdit edebilecek birden fazla unsuru engellemenin en iyi yolu yüzücü gözlüğü kullanmak. Örneğin klor gibi kimyasal maddeler sebebiyle konjunktivit dediğimiz göz irritasyonu, en sık karşılaşılan şikayetlerden biri. Bu nedenle yüzme sonrası ortaya çıkan kızarıklık, batma, kaşınma ve çapaklanma gibi belirtilerde bir sağlık merkezine başvurmak önemli” dedi.</p>

<p><img height="207" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/09/11/1726039963-asm-opdrburcuustauslu-gorseli-1726065527-934-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Kaynağı güneş olan UV ışınları, dozunda faydalı olsa da kontrolsüz bir şekilde maruz kalındığında önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Op. Dr. Uslu, "Özellikle su yüzeyi güneş ışığını yansıttığı için gözler daha fazla zarar görebilir. Özetle sadece cildi değil gözleri de etkileyen bu ışınlardan korunmak için UV filtresi olan güneş gözlükleri tercih edilebilir" dedi.</p>

<p>Op. Dr. Uslu, gözlerde kısa sürede geçmeyen; batma, kızarıklık, kaşıntı, bulanık görme ya da çapaklanma gibi belirtiler varsa bir göz uzmanına görünmeyi ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Jul 2025 21:28:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/07/deniz-ve-havuzda-goz-sagligini-korumak-icin-uzmanindan-oneriler-1752690534.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seks bağımlılığı, tedavi edilmesi gereken ciddi sorun</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/seks-bagimliligi-tedavi-edilmesi-gereken-ciddi-sorun-1439</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/seks-bagimliligi-tedavi-edilmesi-gereken-ciddi-sorun-1439</guid>
                <description><![CDATA[Seks bağımlılığının da diğer bağımlılıklarda olduğu gibi dopamin nörotransmiteri ile ilişkili olduğunu belirten uzmanlar, psikolojik travmalar ve çevresel etkenlerle de tetiklenebilen karmaşık bir bağımlılık türü olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Seks bağımlılığının da diğer bağımlılıklarda olduğu gibi dopamin nörotransmiteri ile ilişkili olduğunu belirten uzmanlar, psikolojik travmalar ve çevresel etkenlerle de tetiklenebilen karmaşık bir bağımlılık türü olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, seks bağımlılığının biyolojik ve psikolojik nedenlerini açıkladı.</p>

<p>Bağımlılığın, dopamin kaynaklı haz arayışıyla tetiklendiğini belirten Hajiyeva, “Birey, dopamin salınımıyla haz yaşar, ancak tolerans gelişimi nedeniyle aynı aktiviteler tatmin etmez. Bu, farklı fantezilere ve dürtülere yönelimi artırır” dedi.</p>

<p><strong>PREFRONTAL KORTEKS VE GENÇLİK FAKTÖRÜ</strong></p>

<p>Beynin dürtüleri kontrol eden prefrontal korteks bölgesinin 20-25 yaşlarına kadar geliştiğini, bu nedenle gençlerde riskli cinsel davranışların daha sık görüldüğünü ifade eden Hajiyeva, “Prefrontal korteks geliştikçe fren mekanizması devreye girer, süreç kontrol edilebilir hale gelir. Ancak çocukluk travmaları, akran zorbalığı veya aile baskısı gibi psikolojik faktörler bağımlılığı tetikleyebilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>SOSYAL VE FİZYOLOJİK ETKİLER</strong></p>

<p>Seks bağımlılığının bireyin sosyal, iş ve romantik hayatını olumsuz etkilediğini vurgulayan Hajiyeva, “Sürekli bastırılan dürtüler kaygı, yalnızlık ve depresyona yol açar. Öz saygı azalır, iş hayatında odaklanma sorunları yaşanır, hatta iş kaybına neden olabilir. Romantik ilişkilerde güvensizlik ve sadakatsizlik artar. Korunmasız cinsel ilişkiler, cinsel yolla bulaşan hastalıkları artırır” dedi.</p>

<p>Hajiyeva, bağımlılığı önlemek için okullarda sağlıklı cinsel bilgilendirme yapılması gerektiğini belirterek, “Çocuklar, sosyal medyada uygunsuz içeriklere maruz kalıyor. Cinselliği pornografiden değil, doğru kaynaklardan öğrenmeliler. Bu, bağımlılığı önlemede önemli bir adım” diye konuştu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Jul 2025 20:12:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/07/seks-bagimliligi-tedavi-edilmesi-gereken-ciddi-sorun-1752599526.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her migren baş ağrısı değildir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/her-migren-bas-agrisi-degildir-1414</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/her-migren-bas-agrisi-degildir-1414</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde 1 milyardan fazla insanı etkileyen migren, yalnızca bir baş ağrısı olmanın çok ötesinde, yaşam kalitesini düşüren ve günlük hayatı sekteye uğratan ciddi bir nörolojik hastalık. Türkiye’de ise her 100 kişiden 16 ila 21’i migren hastası.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde 1 milyardan fazla insanı etkileyen migren, yalnızca bir baş ağrısı olmanın çok ötesinde, yaşam kalitesini düşüren ve günlük hayatı sekteye uğratan ciddi bir nörolojik hastalık. Türkiye’de ise her 100 kişiden 16 ila 21’i migren hastası.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Toplumda halen yeterince ciddiye alınmayan migren hastalığı ile ilgili Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın, belirtilerinden korunma yollarına, doğru bilinen yanlışlardan tedavi seçeneklerine kadar uzanan konulara dikkat çekti.</p>

<p>Dr. Meliha Aydın; migrenin başın bir tarafında yoğun, zonklayıcı ağrılarla kendini gösteren, bulantı, kusma,görme sorunları, konuşmada bozukluk, denge kaybı, ışık ve sese hassasiyet gibi belirtilerin eşlik ettiği nörolojik bir hastalık olduğunu belirterek, "Migren hastalığı çocukluk döneminde başlayabileceği gibi erken yetişkinlik dönemine kadar hiç belirti vermeyebilir de. Ailede migren hastalığının varlığı, migren hastalığının ortaya çıkmasında önemli bir risk faktörüdür. Kadınlarda daha sık görülür ve yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir" dedi. </p>

<p>72 saatten fazla süren migren ataklarının acil tıbbi müdaheleyi gerektirdiğini ifade eden Dr. Aydın, "Araştırmalar gösteriyor ki, her iki yetişkinden biri baş ağrısı şikâyeti yaşıyor. Türkiye’de ise bu oran daha da dikkat çekici: Türkiye Migren Epidemiyoloji Araştırmalarına göre her 100 kişiden 16 ila 21’i migren hastası.Görülme sıklığı kadınlarda yüzde 25-30’lardayken, erkeklerde bu oran yüzde 10 – 12 civarında. Ancak birçok hasta yaşadığı baş ağrısını migrenle ilişkilendirmiyor, bu da erken tanı ve etkin tedaviyi geciktiriyor” diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/07/07/migren-3-122505744-1751902433-431-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>İŞ GÜCÜ KAYBI, SOSYAL İZOLASYON VE YANLIŞ İLAÇ KULLANIMI</strong></p>

<p>Dr. Aydın, migrenin sadece bireysel değil, toplumsal bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, sinir dokularının kan dolaşımından sorumlu damarları tıkayarak inme geçirmesine neden olabileceğini, birçok kişinin sadece ağrı kesici ile geçici çözüm ararken, bu durum hem yanlış ilaç kullanımına hem de kronikleşmeye neden olabileceğini kaydetti.</p>

<p>Dr. Aydın,<strong> migreni tetikleyen bazı yaygın faktörleri şöyle sıraladı:</strong></p>

<ul>
 <li>Hormonal değişiklikler</li>
 <li>Aşırı alkol ve kafein tüketimi,</li>
 <li>Tuzlu gıdalar</li>
 <li>Aşırı egzersiz</li>
 <li>Ani hava değişimleri</li>
 <li>Yoğun ortam kokuları</li>
 <li>Uykusuzluk</li>
 <li>Aç kalmak</li>
 <li>Bazı yiyecekler (örneğin çikolata, peynir)</li>
 <li>Parlak ışıklar ve yoğun stres</li>
</ul>

<p>Aydın'a gör dikkat edilmesi gereken noktalar şöyle:</p>

<ul>
 <li>Migren yalnızca ağrı kesiciyle geçiştirilemez.</li>
 <li>Stres, açlık, uykusuzluk gibi etkenler atakları tetikleyebilir.</li>
 <li>Migren tanısı, uzman hekim tarafından konulmalıdır.</li>
 <li>Sürekli baş ağrısı yaşayan bireyler mutlaka nörolojik değerlendirme almalıdır.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Jul 2025 20:40:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/07/her-migren-bas-agrisi-degildir-1751910040.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diz ağrınızı hafife almayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/diz-agrinizi-hafife-almayin-1362</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/diz-agrinizi-hafife-almayin-1362</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerde sıkça görülen diz kireçlenmesi (osteoartrit), yaşam kalitesini sessizce düşüren yaygın bir rahatsızlık olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekerken, diz kireçlenmesinin yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olmadığını, genç yaşlarda geçirilen travmalar, fazla kilo ve genetik yatkınlık gibi faktörlerin de hastalığı tetikleyebileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerde sıkça görülen diz kireçlenmesi (osteoartrit), yaşam kalitesini sessizce düşüren yaygın bir rahatsızlık olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekerken, diz kireçlenmesinin yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olmadığını, genç yaşlarda geçirilen travmalar, fazla kilo ve genetik yatkınlık gibi faktörlerin de hastalığı tetikleyebileceğini söylüyor.</p><p>BURSA (İGFA) - Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özgür Oktay Nar, diz kireçlenmesinin yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olmadığını, genç yaşlarda geçirilen travmalar, fazla kilo ve genetik yatkınlık gibi faktörlerin de hastalığı tetikleyebileceğini belirtti.</p>

<p>“Osteoartrit, eklem kıkırdağının zamanla aşınması ve yapısının bozulması sonucu gelişir” diyen Op. Dr. Özgür Oktay Nar, “Sinsi ilerleyen bir hastalık ve çoğu zaman geç fark edilir. Genellikle dizdeki ağrı, sertlik ve şişlik, hareket kısıtlılığına yol açar” diye konuştu.</p>

<p>Op. Dr. Özgür Oktay Nar, özellikle merdiven çıkarken ya da çömelirken artan diz ağrısının göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Op. Dr. Nar, “Hastalar genellikle diz ağrısını ‘yaşlılık belirtisi’ ya da ‘geçici bir yorgunluk’ olarak değerlendiriyor. Ancak bu yaklaşım, hastalığın ilerlemesine ve eklemlerin daha fazla yıpranmasına yol açıyor” dedi.</p>

<p>Diz osteoartritinde tedavi yöntemlerinin hastalığın evresine göre değiştiğini vurgulayan Nar, erken evrede ilaç tedavisi, egzersiz ve kilo kontrolüyle şikâyetlerin hafifletilebildiğini dile getirdi. Op. Dr. Özgür Oktay Nar, ileri evrelerde ise eklem içi enjeksiyonlar ya da protez cerrahisinin gündeme geldiğini kaydetti.</p>

<p>Modern yaşam tarzı, hareketsizlik ve obezite gibi unsurların osteoartrit riskini artırdığına vurgu yapan Op. Dr. Özgür Oktay Nar, diz sağlığının korunması için düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması ve eklem sağlığına uygun yaşam tarzı benimsenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Jun 2025 15:42:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/06/diz-agrinizi-hafife-almayin-1749818560.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD’de Salatalık Alarmı: 18 Eyalette Salmonella Vakası</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/abdde-salatalik-alarmi-18-eyalette-salmonella-vakasi-1344</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/abdde-salatalik-alarmi-18-eyalette-salmonella-vakasi-1344</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de Florida merkezli Bedner Growers firmasına ait salatalıklarla bağlantılı bir salmonella salgını, ülke genelinde hızla yayılıyor. Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), şu ana kadar 18 eyalette 45 vakanın doğrulandığını, 16 kişinin ise hastaneye kaldırıldığını açıkladı.</p>

<h3><strong>Salgın Hangi Eyaletlerde Görüldü?</strong></h3>

<p>Salmonella vakaları şu eyaletlerde tespit edildi:</p>

<p>California, Florida, New York, Georgia, Virginia, Pennsylvania, Illinois, North Carolina, Ohio, Maryland, Massachusetts, Texas, Michigan, Connecticut, Tennessee, New Jersey, South Carolina ve Minnesota.</p>

<h3><strong>Dev Zincir Marketlerde Geri Çağırma Başladı</strong></h3>

<p>Tedarik zincirinin yaygınlığı nedeniyle, Target, Kroger, Walmart, Harris Teeter gibi büyük market zincirlerinde satılan ürünler geri çağrılmaya başlandı. 7–21 Mayıs tarihleri arasında satılan ürünler arasında şunlar yer alıyor:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Tekli veya ikili ambalajlı salatalıklar</p>
	</li>
	<li>
	<p>Hazır yemekler (örneğin Good &amp; Gather Limonlu Tavuk Salatası, California Roll, Mai Spicy Somon Kasesi)</p>
	</li>
	<li>
	<p>Toplamda 40'tan fazla farklı ürün</p>
	</li>
</ul>

<p>Tüketicilerin, satın aldıkları ürünlerin lot ve tarih bilgilerini kontrol etmeleri ve riskli ürünleri tüketmemeleri isteniyor.</p>

<h3><strong>Cruise Gemilerinde de Vakalar Tespit Edildi</strong></h3>

<p>CDC, 8 salmonella vakasının Florida’dan kalkan 6 farklı kruvaziyer gemiyle bağlantılı olduğunu duyurdu. Gemi yolcularına servis edilen salatalıkların kontamine olduğu düşünülüyor. Bu durum, salgının sadece kara yoluyla değil, turizm aracılığıyla da yayılabileceğine işaret ediyor.</p>

<h3><strong>Geçmişte de Benzer Bir Olay Yaşanmıştı</strong></h3>

<p>Bedner Growers, 2023 yılında da benzer bir salmonella salgını nedeniyle gündeme gelmişti. O dönem 551 kişi hastalanmış, 155 kişi hastaneye kaldırılmıştı. Salgının nedeni, kontamine sulama kanalları olarak açıklanmıştı. Uzmanlar, bu yılki vakalarda da benzer bir riskin söz konusu olduğunu belirtiyor.</p>

<h3><strong>CDC'den Uyarılar</strong></h3>

<p>CDC ve FDA, halkı şu konularda dikkatli olmaya çağırıyor:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Tedarikçisini bilmediğiniz salatalıkları tüketmeden atın.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Salatalıkla temas etmiş tüm yüzeyleri, kesme tahtalarını, bıçakları ve ellerinizi iyice yıkayın.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Paketli ürünlerin lot numaralarını market zincirlerinin resmi geri çağırma sayfalarından kontrol edin.</p>
	</li>
</ul>

<h3><strong>Salmonella Belirtileri Nelerdir?</strong></h3>

<p>Salmonella belirtileri genellikle enfekte gıdanın tüketilmesinden sonraki 6 saat ila 6 gün arasında ortaya çıkar. En yaygın belirtiler şunlardır:</p>

<ul>
	<li>
	<p>İshal</p>
	</li>
	<li>
	<p>Yüksek ateş</p>
	</li>
	<li>
	<p>Karın ağrısı ve kramplar</p>
	</li>
	<li>
	<p>Şiddetli durumlarda: baş ağrısı, halsizlik, dışkıda ya da idrarda kan</p>
	</li>
</ul>

<p>ABD'de her yıl yaklaşık 1,35 milyon kişi salmonella nedeniyle hastalanıyor ve 26.000'i hastaneye kaldırılıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Jun 2025 18:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/06/abdde-salatalik-alarmi-18-eyalette-salmonella-vakasi-1748877560.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ailede sigara kullanımı, bağımlılık riskini 2-3 kat artırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/ailede-sigara-kullanimi-bagimlilik-riskini-2-3-kat-artiriyor-1338</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/ailede-sigara-kullanimi-bagimlilik-riskini-2-3-kat-artiriyor-1338</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü tarafından “dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını” olarak tanımlanan sigara bağımlılığının tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, “Nikotin 10 saniyede beyne ulaşarak dopamin salgılatır ve bu yolla daha fazla keyif vererek daha fazla içme isteği uyandırır” dedi. Sigara bağımlılığında ailenin önemli bir faktör olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toprak, “Araştırmalar ailesi sigara içen çocukların ileride sigara kullanma ihtimalinin içmeyenlere göre 2-3 kat fazla olduğunu söylüyor” uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”></span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilen 31 Mayıs Dünya Sigarasız Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, sigara bağımlılığının bir hastalık olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara, en hızlı yayılan ve en uzun süren salgın</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), sigarayı “dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını” olarak tanımladığını kaydeden Prof. Dr. Dilek Toprak, “Bağımlılık, kullanım üzerinde kontrol kaybı ile karakterizedir. Durmadan kullanmak değildir, kullanmaya başlayınca bırakamamaktır ve bir hastalıktır. Sigara bağımlılığı, tedavi gerektiren, relapslarla seyreden, mortalitesi yüksek, kronik, salgın bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü, sigarayı ‘dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını’ olarak tanımlamaktadır. Sigara içimi/bağımlılığı, DSÖ tanımıyla bir hastalık olan sigara bağımlılığının tedavisi hekimin görevleri arasındadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigaraya bağımlılığı, özel testle belirleniyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara içiminin sosyal, fiziksel ve psikolojik bağımlılık boyutları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Yani kişi sadece ruhsal olarak sigara içme bağımlısı değildir. Aynı zamanda sigara içinde bulunan nikotin, kişiyi biyolojik olarak da sigaraya bağımlı yapar. Nikotin, bağımlılık yapıcı, psikoaktif yani uyarıcı bir maddedir. Biz sigara bağımlılığını değerlendirirken özel bir test kullanırız. Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi (FBNT) Sigara bağımlılığının değerlendirilmesinde oldukça yaygın kullanılan 6 soruluk bir testtir. Bu testte aşağıda belirtilen durumlar göz önüne alınarak puanlama yapılır. Kişinin aldığı puan ne kadar yüksekse bağımlılığı da o kadar fazla olarak değerlendirilir.</span></span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”margin-left:8px; text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Günde içilen sigara miktarı </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”margin-left:8px; text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sabah uyanınca 30 dakika içinde ilk sigaranın içilmesi; </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”margin-left:8px; text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sabah saatlerinde daha fazla sigara içilmesi; </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”margin-left:8px; text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara içmenin yasak olduğu toplu yerlerde sıkıntı yaşanması; </span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”margin-left:8px; text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Kişiyi yatağa bağlayan hastalık durumlarında bile sigara içiminin sürdürülmesidir </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Nikotin 10 saniyede beyne ulaşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara bağımlılığının esas nedeninin sigara içindeki nikotin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toprak, “Nikotin çok güçlü bir uyarıcı, bağımlılık yapıcı maddedir. 10 saniyede beyne ulaşarak dopamin salgılatır ve bu yolla daha fazla keyif vererek daha fazla içme isteği uyandırır. Nikotin yani sigara, kolay ulaşılabilir ve ucuzdur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Ailesinde sigara kullanan çocukta risk 2-3 kat fazla</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara bağımlılığında ailenin önemli bir faktör olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toprak, “Araştırmalar ailesi sigara içen çocukların ileride sigara kullanma ihtimalinin içmeyenlere göre 2-3 kat fazla olduğunu söylüyor. Ailedeki problemler, aile içi iletişim ve bağların zayıf olması, düşük özgüven, stresle başa çıkmada zorlanma, hayır diyememe gibi faktörler de gençlerin sigaraya yönelmesinde etkili. Eğer arkadaşları sigara kullanıyorsa, çocuğunuza sigara teklif edilmiş veya edilecek olma ihtimali yüksek” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Kardeşler arasında farklılık görülebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara bağımlılığında kimi zaman iki kardeş arasında bile farklılık görülebildiğini, bunda çevresel faktörlerin etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Sigara bağımlılığında aile çok önemlidir. Anne ve/veya babanın sigara içmesi, çocuklara rol model olması elbette önemli. Ancak özellikle ergenlik dönemi ve daha sonrasında kişinin çevresi, arkadaşları, sosyoekonomik durumu, stresle baş etme gücü, yalnız yaşayıp yaşamaması gibi faktörler önem taşır. Bu faktörler de iki kardeş arasında bile fark yaratabilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Genetik geçiş, yüzde 56 etkili</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara bağımlılığının diğer birçok bağımlılık gibi hem genetik hem de çevresel yönleri olan kompleks bir davranış olduğunu kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Sigara bağımlılığında genetik geçiş; aile çalışmaları, ikiz çalışmaları ve moleküler genetik çalışmalar ile araştırılmıştır. Sigara bağımlılığının genetiğinde klasik kalıtım örüntüsü izlenmemektedir. İkizlerle yapılmış 14 farklı çalışmanın değerlendirildiği bir gözden geçirme çalışmasında nikotin bağımlılığının yüzde 56 genetik, yüzde 24 ailesel, yüzde 29 çevresel faktörlerden kaynaklandığı ifade edilmiştir.  Yapılan çalışmalar sigara bağımlılığının gelişiminde çevresel faktörlerin sigara içmeye başlama ile, genetik faktörlerin ise düzenli içicilikten bağımlılığa geçişte daha belirgin bir rol oynadığını göstermiştir. Farklı çevresel faktörlere ek olarak, küçük etkiye sahip birçok genin nikotin bağımlılığına olan genetik yatkınlıktan sorumlu olduğuna inanılmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigarayı bırakmak mümkündür</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara bağımlılığının tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Toprak, “Sigarayı elbette bırakmak mümkündür. Sigaranın bıraktırılması, en az sigaranın neden olduğu hastalıkları tedavi etmek kadar (hatta daha fazla) önemlidir. Tedavide amaç, sigara kullanımın azaltılması değil tümden bırakılmasıdır. Sigara alışkanlığından vazgeçmek için her şeyden önce kişinin sigarayı bırakma konusunda istekli olması gerekir. Her hastaya etkin tedavilerin varlığı anlatılmalı ve tedavi önerilmelidir. Tek tek, grup ya da telefon görüşmeleri tedavi etkinliğini artırır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara bırakmada iki tedavi yöntemi var</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigaranın bırakılmasına yardımcı olmak için birçok yöntem geliştirildiğini kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Bütün sigara bırakma yöntemlerinin sigaranın bırakılmasındaki başarıları farklı olmakla birlikte amaçları kişide sigara içimine bağlı gelişen psikolojik bağımlılığın ve fiziksel bağımlılığının üstesinden gelmektir. Sigara bırakmada kullandığımız, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yöntemleri ruhsal (davranışsal) tedavi ve ilaç tedavisi olarak iki ana başlıkta toplayabiliriz. En başarılı sonuçlar ruhsal tedavilerin ilaç tedavileriyle birlikte kullanımı ile elde edilmektedir. Bunların başlıcaları bilişsel davranışçı terapi, bireysel ya da grup terapileri, hipnoz, ruhsal eğitim ve bilgilendirme yaklaşımlarını içerir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Bilimsel olarak kanıtlanmamış yöntemlere başvurulmamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara kullanımında etkili olduğu iddia edilen ancak bilimsel olarak kanıtlanmamış yöntemler konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Toprak, “Bilimsel olmayan yöntemlerin, kulaktan dolma önerilerle denenmemesi gerekir.  Özellikle internetten ne olduğu bilinmeyen bitki ve macun gibi öneriler son derece tehlikeli olabilmektedir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Özellikle Sağlık Bakanlığı destekli, Türkiye genelinde 400’den fazla sigara bırakma polikliniklerinin bu konuda en önemli ve güvenilir merkezler olduğunu ifade eden Prof. Dr,. Toprak, “Bakanlık kontrolünde sıkı bir eğitim sonrası verilen sertifika ile bu merkezlerde çalışan hekimlerimize vatandaşlarımız güvenle başvurabilirler. Bilimsel olarak henüz kanıtlanmamış, evrensel kabul görmemiş yöntemlere karşı dikkatli olunmalıdır. Yüksek derecede nikotin bağımlılığı, düşük sosyoekonomik ve eğitim düzeyi, genç yaş grubu, yalnız yaşayanlar, sigara içenler ile birlikte yaşayanlar ve fazla zaman geçirenler, sigara bağımlılığında yüksek riskli olarak  tanımlanan grupta yer alırlar. Bu gruptaki bireylere daha yoğun yardım, daha sıkı takip, daha uzun süreli takip gerekebilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Elektronik sigara ile daha fazla nikotin alınıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Elektronik sigaranın Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nca önerilmeyen, zararlı olarak bildirilen bir ürün olmasına rağmen kullanımının giderek yaygınlaştığını kaydeden Prof. Dr. Toprak, elektronik sigara ile daha fazla nikotin alındığına dikkat çekti: </span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>“Elektronik sigara, nikotin bağımlılığını ortadan kaldırmadığı gibi bağımlılık yapıcı bir üründür. Sigaraya alternatif olarak pazarlanmaya çalışılan elektronik sigarayla birlikte nikotin bağımlılığı tekrar artmıştır. Son yıllarda giderek yaygınlaşan elektronik sigara, görünüşü, hareketi ve dumanı ile sigarayı taklit etmek üzere tasarlanmıştır. Genellikle nikotin, aroma maddeleri ve diğer kimyasalların aerosolünü çekmesini sağlarken, solunabilir nikotin buharı salmaktadır. Elektronik sigara ile her nefeste 0-36 mg/mL arasında nikotin alınır. Böylece 30 puf çekildiğinde bir sigaradan alınan miktar kadar nikotin alınmaktadır. Bu nedenle elektronik sigara, sigaraya göre daha fazla nikotin alınmasına neden oluyor. Elektronik sigaranın kartuşunun içindeki sıvıda ayrıca propilen glikol, etanol, nitrozamin, tütün çiçeği, nane, kahve, çikolata, meyve aromaları gibi tat ve koku içeren farklı kimyasallar bulunabiliyor.”</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sigara kullanımı ve sigara bağımlılığının önlenebilir bir sorun olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dilek Toprak, “S</span></span></span><span lang=”EN-US” style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>igarayı bırakmasına yardımcı olduğunuz her iki kullanıcı için bir erken ölüm önlenir. </span></span></span><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Sağlık kuruluşlarına başvuran olguların hangi nedenle gelmiş olursa olsun sigara içme durumları kesinlikle sorgulanmalı ve hastanın hazır olduğu, kabul ettiği zaman da bıraktırma tedavisinde destek olunmalıdır.  Anne-babalar da sigara içmeyerek çocuklarına örnek olmalıdır. Bir nefes ve merak ile başlayan bu bağımlılık sürecinde önemli olan hiç başlamamaktır. Sigara bağımlılığı ile mücadelede en önemli konu tedavi değil, sigaraya başlamayı önlemedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 May 2025 22:45:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/05/ailede-sigara-kullanimi-bagimlilik-riskini-2-3-kat-artiriyor-1748634337.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Regl döneminde hijyen neden önemli?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/regl-doneminde-hijyen-neden-onemli-1326</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/regl-doneminde-hijyen-neden-onemli-1326</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde kadınların en az yüzde 75’inin hayatlarının bir döneminde genital enfeksiyon geçirdiğine dikkat çeken uzmanlar, genital enfeksiyonların oluşumunda çevresel ve kişisel risk faktörlerinin etkili olduğunu, kişisel risk faktörlerinin başında ise hijyen eksikliğinin geldiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde kadınların en az yüzde 75’inin hayatlarının bir döneminde genital enfeksiyon geçirdiğine dikkat çeken uzmanlar, genital enfeksiyonların oluşumunda çevresel ve kişisel risk faktörlerinin etkili olduğunu, kişisel risk faktörlerinin başında ise hijyen eksikliğinin geldiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, 28 Mayıs Dünya Regl ve Hijyen Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, regl döneminde hijyenin kadın sağlığı açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. </p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, dünyada kadınların en az yüzde 75'inde genital bir enfeksiyon hikayesi bulunduğunu belirterek, “Kadınlarda genital enfeksiyona neden olan faktörler çevresel ve kişisel risk faktörleri olarak gruplandırılabilir. Kişisel riskler ise başta hijyen eksikliği olmak üzere tuvalet sonrası genital bölge temizliğinin uygun bir şekilde yapılmaması, el yıkama alışkanlığının olmaması, genital bölgenin ıslak kalması, uygun iç çamaşırı kullanılmaması, regl hijyenine yeterince dikkat edilmemesi şeklindedir. Regl dönemi özel bakım ve hijyen gerektiren bir dönemdir. Bu dönemde genital bölgede bakterilerin çoğalması için uygun bir ortam oluşur. Hijyen kurallarına dikkat edilmediğinde vajinal mantar, idrar yolu enfeksiyonu gibi çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir. Uzun süre değiştirilmeden kullanılan ped veya tampon kötü koku oluşumuna, ciltte tahrişe neden olabilir.” dedi.</p>

<p><strong>REGL ÜRÜNLERİ ARASINDA FARK VAR MI?</strong></p>

<p>Regl döneminde kullanılan hijyen ürünlerinin genel olarak vajina içine yerleştirilen iç hijyen ürünleri (tampon, menstrüel kap, menstrüel sünger) ve dış hijyen koruması sağlayan ürünler (hijyenik pedler, günlük pedler, menstrüel külotlar) olarak ikiye ayrıldığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, şöyle devam etti:</p>

<p>“Hijyenik ürün tercihleri, bireysel regl özelliklerine (akış yoğunluğu, süresi vb.), kişisel rahatlığa, kültürel ve sosyoekonomik etkenlere, yaşanılan bölgeye ve sağlık bilgilerine bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir. Sağlık açısından bakıldığında, bazı tek kullanımlık pedlerin içeriğinde yer alan endokrin bozucu kimyasalların uzun vadede sağlık riskleri oluşturabileceği belirtilmektedir. Buna karşın, tekrar kullanılabilir ürünlerin doğru temizlik ve kullanım koşulları sağlandığında, hem çevresel açıdan sürdürülebilir bir alternatif sunduğu hem de ekonomik açıdan uzun vadede avantaj sağladığı ifade edilmektedir. Hijyen ürünlerinin seçiminde sağlık açısından dikkat edilmesi gereken temel nokta, ürünün kullanım talimatlarına uygun şekilde kullanılması, düzenli aralıklarla değiştirilmesi ve gerekli hijyenin sağlanmasıdır.”</p>

<p>Vajina içine yerleştirilen ürünlerde hijyenin çok daha büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, “Kullanımdan önce ve sonra mutlaka eller yıkanmalı, ürünün temiz olduğundan emin olunmalıdır. Tampon, 4-6 saatten fazla kullanılmamalıdır. Aksi takdirde, çok nadir de olsa toksik şok sendromu gibi ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Menstrüel kap ise kullanmadan önce ve regl bitince sonra kap, 5-10 dakika kaynatılmalıdır. Her kullanımda da sabun içermeyen suyla yıkanıp tekrar yerleştirilmelidir. Uygun şekilde kullanıldığında menstrüel kap, vajinal floranın dengesini bozmaz. Hatta sentetik ped ve tamponlara göre daha doğaldır. Ancak hijyenine dikkat edilmezse flora bozulabilir. Temiz suya erişimin olmadığı bölgelerde bu ürün kullanılmamalıdır. Bu ürünün uygun şekilde yıkanmadan kullanılması üreme yollarında ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Bu ürünler genellikle çevre bilinci olan, tekrar tekrar ürün almak istemeyen, hareketli yaşamı olan ve ürünü temizleyebileceği koşullara sahip kişiler için uygundur.” diye konuştu.</p>

<p><strong>REGL DÖNEMİNDE GENİTAL BÖLGE TEMİZLİĞİ HER ZAMANKİNDEN DAHA HASSAS OLMALI</strong></p>

<p>Regl döneminde genital bölge temizliğinin her zamankinden biraz daha hassas olması gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, “Günde birkaç kez dış genital bölge ılık suyla yıkanmalı. Kokulu sabunlar, duş jelleri veya vajinal temizlik ürünleri, o bölgenin doğal dengesini bozabilir. Bu da mantar ya da bakteriyel enfeksiyonlara yol açabilir. Pamuklu iç çamaşırı kullanmak ve sık değiştirmek de önemlidir. Ayrıca temizlik yapılırken önden arkaya doğru silmek gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Arzu Akdemir, pedlerin genelde 4-6 saatte bir değiştirilmesi gerektiğini belirterek, "Uzun süre aynı pedle kalmak, bakterilerin çoğalmasına ve kötü kokulara neden olur. Ayrıca pişik, tahriş ve enfeksiyon riski artar" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 May 2025 15:10:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/05/regl-doneminde-hijyen-neden-onemli-1748347838.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıvı ihtiyacını gidermek için önce suyu tercih edin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/sivi-ihtiyacini-gidermek-icin-once-suyu-tercih-edin-1316</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/sivi-ihtiyacini-gidermek-icin-once-suyu-tercih-edin-1316</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, havaların ısınmaya başlamasıyla daha da özen gösterilmesi gereken su tüketimi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Sağlıklı bir vücut, sıvı dengesini sağlamakla yükümlü…</strong></p>

<p>Suyun yaşamsal faaliyetler için elzem olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudan oluşur. Vücutta bulunan suyun yüzde 60’ı hücre içinde yüzde 40’ı ise hücre dışında bulunur.” dedi.</p>

<p>Sağlıklı bir vücudun, sıvı dengesini her zaman sağlamakla yükümlü olduğunu dile getiren Yiğit, “Vücuttan günlük olarak deri, akciğer ve boşaltım organları ile sıvı kaybı olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Günlük su ihtiyacı yapılan aktivitelere, ısı durumuna ve metabolizma hızına bağlı olarak değişebilir!</strong></p>

<p>Susama mekanizmasının nasıl çalıştığı hakkında bilgi veren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Kandaki iyon yoğunluğunun yüzde 1 artması ile hipotalamustaki susama merkezi uyarılır.” dedi.</p>

<p>Susuzluğun neden olduğu belirtilere de değinen Yiğit, şunları söyledi:</p>

<p>Vücutta yüzde 3 sıvı kaybı kan hacmi ve fiziksel performansı azaltırken, yüzde 5 ve üzeri sıvı kaybı baş dönmesi, yorgunluk ve hatta solunum sıkıntılarına sebep olabilir. Günlük su ihtiyacınız bilimsel verilere göre ağırlığınız başına 30 mililitredir. Yani 60 kg bir bireyseniz günlük 1,8 litre su ihtiyacınız vardır. Ancak bu ihtiyaç günlük yapılan aktivitelere, ısı durumuna ve metabolizma hızına bağlı olarak değişebilir.” </p>

<p><strong>Su ihtiyacı sadece suyla karşılanmalı</strong></p>

<p>Birçok araştırmanın, vücudun sıvı ihtiyacının öncelikli olarak sudan karşılanması gerektiğini, çay, kahve gibi diğer içeceklerin tüketiminin bu ihtiyacı karşılamadığını belirttiğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Çünkü bu içeceklerin diüretik yani vücuttan su atma etkileri de vardır.” dedi.</p>

<p>Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi (TÜBER) 2022 önerilerine göre vücudun sıvı ihtiyacı için günlük en az 600-1500 ml sade su tüketilmesi gerektiğini kaydeden Yiğit sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Günlük çay ve kahve en fazla 800 ml, yağsız veya az yağlı süt en fazla 500 ml, meyve sularının ise en fazla 125 ml olarak tüketilmesi öneriliyor. Sıcak havalarda vücudun sıvı ihtiyacı artmışken sıvı alımına daha da dikkat etmek gereklidir. Eğer sade su içmeyi sevmiyorsanız tadını meyve dilimleri ekleyerek biraz daha aromalı hale getirebilirsiniz. İçtiğiniz suya herhangi bir kronik rahatsızlığınız yok ise limon, nane yaprağı ve seylan tarçını ekleyerek, antioksidan değerini arttırabilirsiniz.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 May 2025 21:51:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/05/sivi-ihtiyacini-gidermek-icin-once-suyu-tercih-edin-1748112691.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Anne bebek bağı bebeğin dünyasını şekillendiriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/anne-bebek-bagi-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-1217</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/anne-bebek-bagi-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-1217</guid>
                <description><![CDATA[Anne ile bebek arasındaki duygusal bağın anne karnında başladığını belirten uzmanlar, ilk temasın bu bağın temelini oluşturduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Anne ile bebek arasındaki duygusal bağın anne karnında başladığını belirten uzmanlar, ilk temasın bu bağın temelini oluşturduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 2 Mayıs Dünya Bebek Günü kapsamında anne ile bebek arasındaki bağın, bebeğin duygusal gelişimi ve dünyayı algılayış biçimi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>

<p>Ülkü, bu bağın anne karnında başlayıp doğum sonrası ilk temasla güçlendiğini belirterek, “Annenin şefkati, teması ve duygusal varlığı, bebeğin temel güven duygusunu şekillendirir. İlk göz teması, kucaklama ve duyarlılık, bu bağın temelini oluşturur” dedi.</p>

<p><img height="523" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/01/1746090097-nci-nur-lk-1-1746104286-484-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bebeklerin annelerinin duygularını doğuştan algıladığını vurgulayan İnci Nur Ülkü, “Bebek, annenin stresini veya sakinliğini ses tonu, yüz ifadesi ve dokunuşlarıyla hisseder. Annenin yüksek kortizol seviyesi, bebekte de stres tepkilerine yol açabilir. Bebek, annenin iç dünyasını bedensel ve duygusal olarak yansıtır” diye konuştu.</p>

<p>Annenin ruhsal durumunun, özellikle doğum sonrası depresyon veya anksiyete gibi sorunların, bağı zayıflatabileceğini ifade eden Ülkü, “Bu durum, bebekte güvensizlik, huzursuzluk ve uzun vadede duygusal düzenleme sorunlarına yol açabilir” uyarısında bulundu. Ancak, “mükemmel anne” olmak gerekmediğini, “yeterince iyi anne” kavramının önemli olduğunu belirten Ülkü, annenin kendine iyi bakmasının da kritik olduğunu vurguladı.</p>

<p>“Annenin duygusal ve fiziksel tükenmişliği, bebeğine yansır" diyen&nbsp;Ülkü, "Uçaklardaki ‘önce kendi oksijen maskenizi takın’ uyarısı gibi, annenin kendine şefkat göstermesi, destek alması, rahatlama pratikleri yapması veya profesyonel yardım alması, bebeğine daha iyi bakabilmesinin ön koşulu" dedi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 May 2025 01:22:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/05/anne-bebek-bagi-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-1746138125.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İletişim’den ’planlı sezaryen’ iddialarına açıklama</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/iletisimden-planli-sezaryen-iddialarina-aciklama-1179</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/iletisimden-planli-sezaryen-iddialarina-aciklama-1179</guid>
                <description><![CDATA[Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, Türkiye'de planlı sezaryenin yasaklandığı iddiasının doğru olmadığı açıklandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, Türkiye'de planlı sezaryenin yasaklandığı iddiasının doğru olmadığı açıklandı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Ülkemizde planlı sezaryenin yasaklandığı iddiasına ilişkin açıklama İletişim Başkanlığı'ndan geldi.</p>

<p>Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nden yapılan açıklamada, 19 Nisan 2025 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan Ayakta Teşhiş ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik kapsamında özel hastaneler bulunmamakta olup, özel hastanelerin usul ve esasları farklı mevzuat ile düzenlendiği kaydedildi.</p>

<p>Bu kapsamda planlı sezaryen yapılamayacağına dair hüküm tıp merkezleri için geçerli olduğunun altı çizilen açıklamada, "Bu hüküm tıbbi ve bilimsel gerekçelere dayanmakta olup, geçmiş yönetmeliklerde de yer almıştır. Ayrıca normal doğum eyleminin seyri sırasında gelişen acil sezaryen endikasyonu bu hükmün kapsamı dışındadır. Sağlık Bakanlığının özel hastanelerde planlı sezaryenin yasakladığına dair iddiaların gerçeklikle hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Asılsız iddialar itibar etmeyiniz" ifadeleri yer aldı.</p>

<p><img height="1003" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/21/dmm-21-04-25-1745250020-526-x750.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 21 Apr 2025 22:15:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/iletisimden-planli-sezaryen-iddialarina-aciklama-1745262913.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklikte sağlanamayan güvenli bağlanma tüm yaşamı etkileyebiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/bebeklikte-saglanamayan-guvenli-baglanma-tum-yasami-etkileyebiliyor-1172</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/bebeklikte-saglanamayan-guvenli-baglanma-tum-yasami-etkileyebiliyor-1172</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, bağlanma korkusunun nedenleri ve etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Bağlanma, insan ilişkilerinin temelini oluşturur!</strong></p>

<p>Bağlanma korkusu olarak ifade edilen ‘gamofobi’nin zaman zaman gündeme geldiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bağlanma süreci, insanın hayatının ilk yıllarında, özellikle 0-3 yaş arasında annesiyle başlar. Bu dönemde annenin sevgisi ve varlığıyla kurulan yakınlık, insanın ilişkilerine temel oluşturur.” dedi.</p>

<p>Çocukların 0-3 yaş arasında bu bağlantıyı sağlayamadıklarında, ilerleyen zamanlarda sadece romantik ilişkilerde değil, sosyal ilişkilerde, arkadaşlıklarda, akademik ve kariyer başarılarında da sorunlar yaşayabileceklerine dikkat çeken Taşkın, bağlanmanın insanın temel bir ihtiyacı olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong>Doğumdan itibaren sabit bir bakım verenin varlığı çok önemli…</strong></p>

<p>Yakınlık ve temasın, psikologlar tarafından insanın doğduğu anda başlayan ve hayatı boyunca etkileyen temel kavramlar olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, şunları söyledi:</p>

<p>“Seanslarda, genellikle doğum sürecini sorgularız. Annenin emzirme durumu ve çocuğa bakım veren kişinin kimliği önem taşır. Çünkü bu temas doğumdan itibaren başlar ve özellikle 0-3 yaş aralığında kritik bir dönemdir. Annenin hayatta olmaması veya bir hastalık nedeniyle emzirememesi gibi durumlar söz konusu olduğunda, sabit bir bakım verenin varlığı son derece önemlidir. Bebek doğduğu anda kendi başına hayatta kalamaz; beslenmesi, altının değiştirilmesi, yaşaması ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması için sürekli bir bakım verene ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, sabit nesne kavramı, bakım veren kişinin sürekliliğini ve güvenilirliğini vurgular.”</p>

<p><strong>Önce fazla verici, ardından kaçıngan davranışlar bağlanma korkusu göstergesi olabilir… </strong></p>

<p>Bağlanma korkusunun, bireyin ilişkilerinde gösterdiği belirgin davranışlarla kendini gösterebileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bu korku genellikle yaşam boyu travmatik etkilere sahip olabilir ve özellikle çocukluk döneminde yaşanan istismar gibi yüksek uyarımlı durumlarla ilişkilendirilir. Bu tür deneyimler, bireyin yakınlık, cinsellik ve karşılıklı iletişim gibi konulara kuşkuyla yaklaşmasına yol açabilir, hatta paranoid bir çekirdek yapısı oluşturabilir.” dedi.</p>

<p>Bağlanma korkusu olan bireylerin gösterebileceği davranışlar arasında ani kaybolmalar, ani evlilik kararlarının iptali gibi davranışların öne çıktığını kaydeden Taşkın, “Bağlanma korkusunun belirtileri aslında ilişkinin başlangıcından itibaren görülebilir; birey, karşısındaki kişiye fazla vererek onu elde etmeye ve yanında tutmaya çalışabilir. Ancak ilişki bir noktaya geldiğinde, birdenbire kaçabilir çünkü bu noktada ilk kez derinlemesine temas etmektedir. Öncesinde ‘kaleyi fethedeceğim’ arzusuyla fazla vermesi, elde ettiğini düşündüğü noktada ani kaçışlarla sonuçlanabilir. Bu durum, evlilik teklifinden başlayarak birliktelik onaylamasına kadar her tür ilişkide ortaya çıkabilir. Bağlanma korkusu olan bir birey, ilişkisinin başladığı anda temasıyla bu korkuyu yaşayabilir çünkü bu alan onun için tanıdık değildir ve bu durum karşısında korku hissedebilir. Ne yazık ki, bu korkuyu yenmek için gereken kapasite genellikle mevcut olmaz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Psikoterapi desteği bağlanma korkusu sorunu için etkili bir yöntem!</strong></p>

<p>Psikoterapinin, bağlanma korkusu gibi derin psikolojik konuları ele almak için etkili bir başlangıç noktası sağladığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bireylerin bağlanma korkusunu fark etmeleri önemli bir adımdır ve bu farkındalık, bireyin kendini keşfetme ve ilişkilerindeki desenleri anlama sürecinin başlangıcı olabilir. Psikoterapi, bu süreci desteklemek için önerilen bir yöntemdir.” dedi.</p>

<p>Psikoterapiye ek olarak, bağlanma konusunda bilgilendirici kitapların da yararlı olabileceğini belirten Taşkın, “Özellikle anneyle olan bağ üzerine yazılmış kitaplar veya çocukluk dönemini anlama amacı güden kaynaklar, bireyin mevcut ilişkilerini daha iyi anlamasına ve bağlanma korkusunu yönetmesine yardımcı olabilir. Ancak, bağlanma korkusunu derinlemesine ele almak ve bu konuda yapılandırılmış bir destek almak isteyenler için uzman psikoterapi desteği en etkili seçenektir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Bağlanma korkusunun çözümü hayatın her alanına olumlu etki sağlar…</strong></p>

<p>Bağlanma korkusuyla başa çıkmanın ilk adımının bu durumu kabul etmekle başladığına vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bireyin kendini tanımak ve içsel dünyasını keşfetmek istemesi önemlidir. Bu süreçte direnci kırmak da büyük bir öneme sahiptir. Bağlanma korkusu yaşayan bireyler genellikle partnerlerinden gelen geri bildirimlerle bu konuyu fark ederler ve ‘kendimi inceleyeceğim’ gibi yanıtlar verirler. Ancak bu sürecin, partneri için değil, kendi içsel gelişimi ve iyileşmesi için olması gerekir.” dedi.</p>

<p>Taşkın ayrıca bağlanma korkusunu çözdüğünde, bireylerin sadece romantik ilişkilerde değil, akademik, iş ve diğer yaşam alanlarında da karşılaştığı problemleri aşabileceklerini aktardı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Apr 2025 18:43:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/bebeklikte-saglanamayan-guvenli-baglanma-tum-yasami-etkileyebiliyor-1745077434.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gözlerde Bahar Alarmı: Göz Alerjisi Mevsimi Başladı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/gozlerde-bahar-alarmi-goz-alerjisi-mevsimi-basladi-1159</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/gozlerde-bahar-alarmi-goz-alerjisi-mevsimi-basladi-1159</guid>
                <description><![CDATA[Mevsim geçişlerinde artan polen ve toz, göz sağlığını tehdit ediyor. Kaşıntı, kızarıklık ve sulanma gibi şikâyetlerle kendini gösteren göz alerjisi, erken önlem alınmazsa kalıcı hasarlara yol açabiliyor.
Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Muhsin Altunsoy, gözde alerjiye bağlı iltihaplanmanın, gözün beyaz kısmı ile göz kapaklarının iç yüzeyini kaplayan konjonktiva tabakasının mikrobik olmayan bir iltihabi reaksiyonu olduğunu söyledi. “Alerjik göz rahatsızlığı, dış etkenlere karşı gelişen bağışıklık sistemi tepkisidir” diyen Uzm. Dr. Altunsoy, bu durumun çoğu zaman çevresel alerjenlerle tetiklendiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişlerinde artan polen ve toz, göz sağlığını tehdit ediyor. Kaşıntı, kızarıklık ve sulanma gibi şikâyetlerle kendini gösteren göz alerjisi, erken önlem alınmazsa kalıcı hasarlara yol açabiliyor.<br />
Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Muhsin Altunsoy, gözde alerjiye bağlı iltihaplanmanın, gözün beyaz kısmı ile göz kapaklarının iç yüzeyini kaplayan konjonktiva tabakasının mikrobik olmayan bir iltihabi reaksiyonu olduğunu söyledi. “Alerjik göz rahatsızlığı, dış etkenlere karşı gelişen bağışıklık sistemi tepkisidir” diyen Uzm. Dr. Altunsoy, bu durumun çoğu zaman çevresel alerjenlerle tetiklendiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Göz Alerjisinin Belirtileri Nelerdir?</strong><br />
Alerjiye bağlı göz rahatsızlıklarının en belirgin belirtileri arasında gözlerde kaşıntı, sulanma, kızarıklık ve göz kapaklarında şişlik yer almaktadır. Uzm. Dr. Altunsoy, “Genellikle her iki gözde birden benzer şikâyetler olur ve bunlara burun akıntısı, astım, dermatit gibi başka sistemik bulgular da eşlik edebilir. Alerjik olanlar, bakteri ve virüslerin oluşturduğu mikrobik konjoktivitlerden ayırt edilmelidir. Mikrobik konjoktivitler genelde tek taraflı başlayıp sarı yeşil akıntı ile seyreder.” dedi.</p>

<p><strong>Mevsimsel mi, Sürekli mi?</strong><br />
Göz alerjilerinin nedenleri mevsimsel ya da yıl boyu devam eden çevresel etkenler olabilmektedir. Mevsimsel nedenler arasında ilkbahar ve sonbaharda artan polenler öne çıkarken; ev tozu, akarlar, hayvan tüyleri, yüzme havuzlarındaki kimyasallar ve bazı göz damlaları da yıl boyu etkili olabilir. Kişisel yatkınlık burada belirleyici rol oynarken, herkes aynı şiddette tepki vermeyebilir. Bu tür alerjik göz rahatsızlıkları, kişilerin bireysel özelliklerine bağlı olarak hiç, az, ya da şiddetli seyir gösterebilir.</p>

<p><strong>Tedavide İlk Adım: Alerjenden Uzak Durmak</strong><br />
Göz alerjilerinin tedavisinde en önemli adım, alerjiye neden olan etkenin tespit edilerek ondan uzak durmaktır. Polen alerjisi olan kişilere, polen yoğunluğunun arttığı dönemlerde dışarıda güneş gözlüğü kullanmaları ve yaşam alanlarında polen filtreleyici hava temizleyicilerinden faydalanmaları önerilir. Ev tozu ve akar alerjisine karşı ise halı gibi toz tutan eşyaların sık ve etkili şekilde temizlenmesi, bu maddelerin tekrar ortama yayılmasının engellenmesi gerekir.<br />
Evcil hayvan tüylerine alerjisi olan kişilerin hayvanlarla yakın temastan kaçınmaları, özellikle aynı odada uyumamaları önemlidir. Yüzme havuzlarında kullanılan kimyasallardan kaynaklanan alerjik reaksiyonlara karşı ise koruyucu gözlük kullanımı fayda sağlar.</p>

<p><strong>Kontakt Lens Kullanımına Dikkat!</strong><br />
Kontakt lens kullanıcılarının da dikkatli olması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Altunsoy, “Kontakt lens kullanan kişilerde özellikle üst kapak iç kısımda olan konjoktivada, nadiren kısa dönem lens kullanımı, çoğunlukla da lens kullanım süresinin arttığı dönemlerde ciddi ve tedavisi uzun süren alerjik reaksiyonlar oluşabilir. Alerjik reaksiyona yatkın kişilerin mümkünse lens kullanmamaları ya da tek günlük lens kullanmaları önerilir. Uzun dönem lens kullanıcılarında lens kullanımının durdurulması ve iyileşme tamamlanana kadar lens kullanımına başlanmaması gerekir. İyileşme olduktan sonra da mümkünse seyrek ve günü birlik lens kullanımı önerilir.” açıklamasında bulundu. Bu nedenle alerjik bünyelerde gelişen göz hassasiyetlerinde tek kullanımlık lensler tercih edilmeli, gerekirse lens kullanımı tamamen bırakılmalıdır.</p>

<p><strong>Göz Damlaları ve Makyaj Ürünleri de Suçlu Olabilir</strong><br />
Bazı göz damlalarının içeriği de alerjiye neden olabilir. Özellikle glokom gibi sürekli damla kullanımı gereken hastalarda, ilaç içeriğinin doktor kontrolünde değiştirilmesi gerekebilir.<br />
Aynı zamanda göz kapağına sürülen makyaj malzemeleri de tetikleyici olabilmektedir. Uzm. Dr. Altunsoy, “Bu ürünlerden şüpheleniliyorsa, kullanıma ara verilmesi gerekir” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>İlaç Tedavisinde Ne Kullanılır?</strong><br />
Alerji kaynaklı göz problemlerinde genellikle antihistaminik içerikli damlalar tercih edilir. Daha şiddetli durumlarda kısa süreli steroid damlalar doktor kontrolünde kullanılabilir. Uzm. Dr. Altunsoy, “Steroid damlalar kontrolsüz kullanılırsa, göz tansiyonuna ve kalıcı hasarlara neden olabilir,” diyerek önemli bir noktaya dikkat çekti.<br />
Burun ve geniz akıntısının eşlik ettiği durumlarda antihistaminik tabletler tedaviye eklenebilir. Bazı özel göz alerisi türlerinde konjoktiva zarı altına ilaç uygulamaları da nadiren gerekebilir. Alerjiye yapısal olarak yatkın, solunum sistemi ya da cilt bulgularının eşlik ettiği durumlarda gerekli testler sonrası immünoterapi denilen özel tedaviler de seçeneklerdendir.</p>

<p><strong>Basit Önlemlerle Şikâyetler Azaltılabilir</strong><br />
Soğuk uygulamalar, göz şikâyetlerini hafifletmekte etkilidir. Güneşli havalarda gözlük ve siperlikli şapka takmak da öneriler arasında yer alır.<br />
“Gözleri ovuşturmak, alerjiyi daha da tetikler ve keratokonus gibi ciddi tabakalarda bozulmalara neden olabilir,” diyen Uzm. Dr. Altunsoy, göz ovalama alışkanlığının mutlaka bırakılması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Göz Sağlığı İçin Mevsimsel Alerjilere Karşı Bilinçlenin</strong><br />
Alerjik göz hastalıkları, tedavi edilebilir bir durum olmakla birlikte zamanında önlem alınmadığında ciddi sorunlara yol açabilir. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Muhsin Altunsoy’un da vurguladığı gibi, “Göz sağlığını korumak, alerjenlerden korunmak ve doğru tedavi yöntemlerini uygulamakla mümkün.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Apr 2025 15:26:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/gozlerde-bahar-alarmi-goz-alerjisi-mevsimi-basladi-1744806403.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her 10 bin doğumda 1 erkek çocuk hemofili ile dünyaya geliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/her-10-bin-dogumda-1-erkek-cocuk-hemofili-ile-dunyaya-geliyor-1158</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/her-10-bin-dogumda-1-erkek-cocuk-hemofili-ile-dunyaya-geliyor-1158</guid>
                <description><![CDATA[Vücudun pıhtılaşma yeteneğini bozan ve çoğunlukla genetik geçişli bir kanama hastalığı olan hemofili, yalnızca açık yaralarda değil, aynı zamanda iç kanamalarda da kendini gösteriyor. Eklemler ve kas dokusu içindeki tekrarlayan kanamaların zamanla hareket kısıtlılığına, eklem deformitelerine ve kalıcı hasara neden olabileceği uyarısında bulunan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Toluy Özgümüş, bu kanamaların ciltte morluk, eklemlerde ve kaslarda şişlik ve ağrı şeklinde kendini gösterebileceğini söyledi. Hemofilinin büyük çoğunlukla erkeklerde görüldüğünü söyleyen Özgümüş, yaklaşık olarak her 10 bin doğumda 1 erkek çocuğun hemofili ile dünyaya geldiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Vücudun pıhtılaşma yeteneğini bozan ve çoğunlukla genetik geçişli bir kanama hastalığı olan </span></span></span></b></span></span></span><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>hemofili, yalnızca açık yaralarda değil, aynı zamanda iç kanamalarda da kendini gösteriyor. Eklemler ve kas dokusu içindeki tekrarlayan kanamaların zamanla hareket kısıtlılığına, eklem deformitelerine ve kalıcı hasara neden olabileceği uyarısında bulunan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Toluy Özgümüş, bu kanamaların ciltte morluk, eklemlerde ve kaslarda şişlik ve ağrı şeklinde kendini gösterebileceğini söyledi. Hemofilinin büyük çoğunlukla erkeklerde görüldüğünü söyleyen Özgümüş, yaklaşık olarak her 10 bin doğumda 1 erkek çocuğun hemofili ile dünyaya geldiğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Toluy Özgümüş, 17 Nisan Hemofili Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada hemofili hastalarının dikkat etmesi gerekenlere ilişkin tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Pıhtılaşma sistemini bozan hastalık</span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Kanın insan vücudunun en hayati sıvılarından biri olduğunu belirten Özgümüş, “Yaralandığımızda durmasını beklediğimiz, ameliyatlarda kontrol altına alınması gereken bu yaşamsal sıvının akışını durduran şey ise pıhtılaşma sistemidir. Hemofili, vücudun pıhtılaşma yeteneğini bozan, çoğunlukla genetik geçişli bir kanama hastalığıdır. Hemofili büyük çoğunlukla erkeklerde görülür. Yaklaşık olarak her 10 bin doğumda 1 erkek çocuk hemofili ile dünyaya gelir.  Hemofilinin çeşitleri bulunmaktadır. En sık görülen hemofili türü faktör 8 eksikliği nedeniyle ortaya çıkan hemofili A olup, hastaların yarısından çoğu hastalığın ağır formuna sahiptir” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Hemofili nasıl anlaşılır?</span></span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Hemofili hastalarında vücudun bir yaralanma sonrasında oluşan kanamayı doğal yollarla durdurmakta güçlük çektiğini söyleyen Özgümüş, “Bu durum yalnızca açık yaralarda değil, aynı zamanda iç kanamalarda da kendini gösterir. Özellikle eklemler ve kas dokusu içindeki tekrarlayan kanamalar, zamanla hareket kısıtlılığına, eklem deformitelerine ve kalıcı hasara neden olabilir. Bu kanamalar kendisini ciltte morluk, eklemlerde ve kaslarda şişlik ve ağrı şeklinde gösterebilir” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Çocukluk çağına dikkat!</span></span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Bu hastalığın genellikle çocukluk çağında fark edildiğini belirten Özgümüş, “Diş çıkarma döneminde, küçük çarpmalarda ya da aşı uygulamaları sırasında normalden uzun süren kanamalar ilk uyarıcı belirtiler olabilir. Erkek çocuklarda sünnet sonrası uzamış kanama da hemofili belirtisi olabilir. Ailede hemofili öyküsü varsa, bu durum daha erken dönemde dikkate alınmalıdır” dedi. </span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Hemofili tedavisi ile ilgili bilgi veren Özgümüş, erken tanı ve düzenli takibin önemine işaret etti: “Günümüzde hemofili tedavisinde kullanılan pıhtılaşma faktörü konsantreleri, hastalığın kontrol altına alınmasında büyük rol oynamaktadır. Faktör konsantreleri kanama esnasında kanamayı durdurmak için ve kanamayı önlemek için proflaktik olarak kullanılmaktadır. Profilaktik tedavi ile kanama sıklığı azaltılabilir, komplikasyonlar önlenebilir ve hastaların yaşam kalitesi ciddi oranda artırılabilir. Ancak bu tedavilerin etkili olabilmesi için erken tanı ve düzenli takip büyük önem taşımaktadır.”</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Hemofili ile yaşarken nelere dikkat edilmeli?</span></span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Dr. Öğretim Üyesi Toluy Özgümüş, hemofili tanısı almış kişiler ve ailelerinin, yaşam kalitesini korumak ve komplikasyonları önlemek için bazı temel kurallara dikkat etmesi gerektiğini söyleyerek şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></span></p>

<ul>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”color:black”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Kanama riski taşıyan durumlara hazırlıklı olun. Küçük darbeler bile ciddi kanamalara yol açabilir. Kanama durumunda kullanılan pıhtılaşma faktörü vakit kaybetmeden uygulanmalı, gerekirse tıbbi yardım alınmalıdır.</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”color:black”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>İlaç kullanımında bilinçli olun. Aspirin, ibuprofen gibi ağrı kesiciler kanama riskini artırır. Parasetamol gibi güvenli alternatifler tercih edilmeli, her ilaç kullanımında mutlaka hemofili uzmanına danışılmalıdır.</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”color:black”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Ameliyat ve diş tedavileri öncesi doktor bilgilendirilmelidir. Girişimsel işlemler, önlem alınmadan yapıldığında ciddi kanamalara neden olabilir.</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”color:black”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Eklem sağlığı korunmalıdır. Düzenli ve güvenli egzersizler, eklem kanamalarını azaltmada etkilidir. Hangi egzersizlerin uygun olduğu konusunda fizyoterapistten destek alınmalıdır.</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”color:black”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Temas içeren sporlardan kaçınılmalıdır. Boks, futbol gibi temas sporları, hekim onayı olmadan kesinlikle yapılmamalıdır.</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”color:black”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Ağız ve diş sağlığı ihmal edilmemelidir. Diş eti kanamaları ciddi kan kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle düzenli diş hekimi kontrolleri önerilir.</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
	<li style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”color:black”><span style=”tab-stops:list 36.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”>Tıbbi kimlik taşıyın. Acil durumlarda sağlık ekiplerinin doğru müdahalede bulunabilmesi için tıbbi uyarı bilekliği takmak veya hemofili bilgilerini içeren bir belge taşımak hayati önem taşır.</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Kadınlar da risk altında olabilir</span></span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Hemofili çoğunlukla erkeklerde görülse de kanama bozukluğuna yol açan benzer hastalıkların kadınlarda da görülebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Toluy Özgümüş, “Hem toplumda hem de sağlık çalışanları arasında kadınlarda görülen kanama bulguları önemsenmemekte veya gözden kaçmaktadır. Bu sebeple kadınlarda kanama bozukluklarının teşhisi gecikebilmekte hatta hastalar tanısız kalabilmektedir” dedi. </span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Toplumun bilinçlenmesi hayat kurtarır</span></span></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Dünya Hemofili Federasyonu’nun 2025 Dünya Hemofili Günü’nde bu duruma dikkat çektiğini söyleyen Özgümüş, sözlerini şöyle tamamladı: “Toplumda hemofiliye dair farkındalığın artırılması, yalnızca hastalar için değil, sağlık sisteminin geneli için de önemlidir. Erken tanı sayesinde hastaneye yatışlar, eklem cerrahileri ve yaşamı tehdit eden komplikasyonlar büyük ölçüde önlenebilir. Bu nedenle hem sağlık profesyonellerinin hem de halkın hemofili belirtilerini tanıması, bilinçli yaklaşım sergilemesi gereklidir.”</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Apr 2025 15:26:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/her-10-bin-dogumda-1-erkek-cocuk-hemofili-ile-dunyaya-geliyor-1744806384.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sigara dumanı, kirli ve tozlu hava ses tellerini tahriş ediyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/sigara-dumani-kirli-ve-tozlu-hava-ses-tellerini-tahris-ediyor-1153</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/sigara-dumani-kirli-ve-tozlu-hava-ses-tellerini-tahris-ediyor-1153</guid>
                <description><![CDATA[Yanlış ses kullanımı, ses bozukluklarına yol açarken, mesleki performansı da olumsuz etkileyebiliyor. Ses sağlığını koruma ve sesi doğru biçimde kullanmanın önemine işaret eden Dil ve Konuşma Terapisti Göksu Yılmaz, ses sağlığını korumaya yönelik olarak da “Ses kıvrımlarının sistemik hidrasyonunu sağlamak için yeterli sıvı alımını sürdürmek gereklidir. Bunun için sık aralıklarla yaklaşık her 30 dakikada bir su içilmesi veya yudumlanması, günde 8-10 bardak su içilmesi” önerisinde bulundu. Yılmaz, “Sigara dumanı, kirli ve tozlu hava, temizlik malzemeleri başta olmak üzere çeşitli kimyasal maddeler gibi tahriş edici solunum maddelerine maruz kalınmaması” uyarısında da bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yanlış ses kullanımı, ses bozukluklarına yol açarken, mesleki performansı da olumsuz etkileyebiliyor. Ses sağlığını koruma ve sesi doğru biçimde kullanmanın önemine işaret eden Dil ve Konuşma Terapisti Göksu Yılmaz, ses sağlığını korumaya yönelik olarak da “Ses kıvrımlarının sistemik hidrasyonunu sağlamak için yeterli sıvı alımını sürdürmek gereklidir. Bunun için sık aralıklarla yaklaşık her 30 dakikada bir su içilmesi veya yudumlanması, günde 8-10 bardak su içilmesi” önerisinde bulundu.</strong> <strong>Yılmaz, “Sigara dumanı, kirli ve tozlu hava, temizlik malzemeleri başta olmak üzere çeşitli kimyasal maddeler gibi tahriş edici solunum maddelerine maruz kalınmaması” uyarısında da bulundu.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümünden Arş. Gör. Göksu Yılmaz, 16 Nisan Dünya Ses Günü dolayısıyla ses sağlığı konusunu değerlendirdi.</p>

<p><strong>Ses, bireylerin kendilerini ifade etmelerini sağlayan en önemli araçlardan biri…</strong></p>

<p>Sesin, bireylerin kendilerini ifade etmelerini sağlayan en önemli araçlardan biri olduğunu ifade eden Arş. Gör. Göksu Yılmaz, “Ses üretimi, insan vücudunda solunum, fonasyon (sesin meydana gelmesi) ve rezonans (konuşma sırasında ağız ve burundan geçen havanın şekillenmesi durumu) süreçlerinin birleşimiyle gerçekleşir. Bu süreçler, sesin oluşmasını ve konuşma sırasında anlamlı hale gelmesini sağlar. Ses sağlığının önemini iyi anlamak için, sesin üretim mekanizmasını iyi anlamak önemlidir. Bu nedenle ses sağlığına ilişkin danışan eğitimlerinin ilk basamağı, ses üretim mekanizmasının anatomik ve fizyolojik olarak iyi tanımlanmasını içerir.” dedi.</p>

<p><strong>Sağlık bir ses nasıl oluşuyor?</strong></p>

<p>Sesin üretim mekanizmasına genel olarak bakıldığında, ses üretiminin temel kaynağının akciğerlerden gelen hava akımı olduğunu kaydeden Göksu Yılmaz, “Soluk verme sırasındaki hava, trakea (soluk borusu) yoluyla yukarı doğru hareket eder ve gırtlak (larinks) bölgesine ulaşır. Bu hava akımı, ses kıvrımlarının titreşmesini sağlayan temel enerjiyi oluşturur. Gırtlak içinde bulunan ses kıvrımları (vokal foldlar) ise hava akımıyla titreşerek sesin temel frekansını oluşturur. Ses kıvrımlarından çıkan ham ses, boğaz, ağız ve burun boşluklarında rezonansa girerek şekillendirilir ve duyduğumuz son halini alır. Bu nedenle sağlıklı bir sesten bahsetmek için, sesi oluşturan tüm alt mekanizmaların da sağlıklı ve sağlam olması gerekir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Hizmet sektöründe çalışanların çoğu profesyonel ses kullanıcıları </strong></p>

<p>Profesyonel ses kullanıcılarının (şarkıcılar, tiyatro sanatçıları, öğretmenler, avukatlar, eğitmenler, telefon/çağrı merkezi çalışanları, din görevlileri, sağlık çalışanları, dil ve konuşma terapistleri) genellikle seslerini uzun süre kullanmak ve/veya seslerini günlük yaşamlarındakinden daha farklı bir şekilde kullanmak gibi talepleri karşılamaları gerekebildiğini belirten Arş. Gör. Göksu Yılmaz, “Bu bağlamda hizmet sektöründe çalışanların çoğunun profesyonel ses kullanıcıları oldukları düşünüldüğünde vokal dayanıklık ülke ekonomisi için de önemli bir olgu olarak ele alınabilir. Çünkü vokal performanstaki bozulmalar/azalmalar, yalnızca sesin öznel algısının bozulmasına katkıda bulunmaz, aynı zamanda bireylerin profesyonel çalışma hayatlarını da sınırlayabilir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Ses kıvrımları kadınlarda erkeklerden daha fazla birbiriyle temas ediyor</strong></p>

<p>Ses kıvrımlarının, sesin meydana gelmesi sırasında bir saniyede kadınlarda ortalama 200-250 ve erkeklerde ortalama 100-150 defa birbiriyle temas ettiğini anlatan Göksu Yılmaz, “Bu temas, ses kıvrımlarının açılıp-kapanma döngüsünden meydana gelir. Daha somut bir örnekle açıklamak gerekirse, kadınlar için saniyede 200-250 defa el çırpmak ve erkekler için saniyede 100-150 defa el çırpmak, ses kıvrımlarının yükünü anlamamızı sağlayabilir. Ses üretimi sırasında hatalı bazı davranışlar veya alışkanlıklar, sesin yanlış kullanımına neden olarak vokal kıvrımlara ekstra yük binmesine neden olabilir. Bu durum, ses bozukluklarının meydana gelmesine zemin hazırlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sık boğaz temizleme alışkanlığı sesi etkiliyor</strong></p>

<p>Sesin yanlış kullanımına da işaret eden Yılmaz, şöyle devam etti:</p>

<p>“Sesin yanlış kullanımına ilişkin verilebilecek örneklerden bazıları da; gürültülü ortamlarda (sınıfta, gürültülü sokaklarda) uzun süre yüksek sesle konuşmak, aşırı yüksek veya düşük perde veya ses şiddetinde konuşmak, uzun süreler boyunca kesintisiz konuşmak veya şarkı söylemek, zorlamalı fısıltılar, sık boğaz temizleme alışkanlığı, çığlık atmak, tütün veya tütün ürünleri içmek, sesi tahriş edebilecek dış koşullara maruz kalmak (tütün dumanı, toz, kuru hava), reflüyü tetikleyecek yiyecek ve içecekler tüketmek (çok sıcak veya çok soğuk yiyecek veya içecekler, kızarmış ve/veya baharatlı yiyecekler) ve yatmadan önce yemek yemek, yeterli miktarda su tüketmemek, vücudumuzda ekstra dehidrasyona neden olabilecek sıvılar tüketmek (kafein, çay), duruş bozuklukları ve buna bağlı olarak meydana gelebilecek ekstra kas gerginlikleri, psikolojik veya olumsuz emosyonel faktörlere bağlı olarak meydana gelebilecek ekstra kas gerginlikleri.”</p>

<p><strong>Her 30 dakikada bir su içilmeli ve yudumlanmalı</strong></p>

<p>Halihazırda yoğun bir eforla çalışan ses kıvrımlarının ve ses üretim mekanizmasının sağlığını koruma ve sesi doğru biçimde kullanmanın oldukça önemli olduğunu da kaydeden Göksu Yılmaz, “Ses sağlığını korumaya yönelik olarak da şu önerilerde bulundu:</p>

<p>“Ses kıvrımlarının sistemik hidrasyonunu sağlamak için yeterli sıvı alımını sürdürmek gereklidir. Bunun için sık aralıklarla yaklaşık her 30 dakikada bir su içilmesi veya yudumlanması ile günde 8-10 bardak su içilmesi,</p>

<p>Reflü tetiklenmesini minimize ederek ses kıvrımlarını korumak için, yatmadan en az 2-3 saat öncesine kadar su hariç tüm yeme-içme faaliyetlerini kesilmesi ve aşırı yağlı-tuzlu-baharatlı-asitli gıdalardan kaçınılması</p>

<p><strong>Sigara dumanı, kirli ve tozlu havadan kaçınılmalı</strong></p>

<p>Ses kıvrımlarının dehidrasyonundan (su kaybından) kaçınmak için kuru hava koşullarından (Uzun süre klimaya maruz kalmak) kaçınılması ve tahriş edici solunum maddelerine maruz kalınmaması (Sigara dumanı, kirli ve tozlu hava, temizlik malzemeleri başta olmak üzere çeşitli kimyasal maddeler),</p>

<p>Kas-iskelet sistemin uygun pozisyonlaması solunum ve ekstra kas gerginliği gibi durumları direkt olarak etkileyeceği için dikkat edilmesi gereken bir diğer konudur. Bu nedenle ayakta dururken (vücut ağırlığını her iki ayakta dengelemek, eğilmeden veya geriye doğru uzanmadan dik durmak, ayakları omuz genişliğinde tutmak gibi) ve otururken (uygun bel/sırt desteği, sandalyenin yüksekliğinin ayarlanması, sesli okuma yapılıyorsa okurken kitabı göz hizasında tutmak gibi) uygun duruşu korumaya ilişkin tavsiyeler verilebilir.”</p>

<p><strong>Sesi korumak için günlük alışkanlıklara dikkat!</strong></p>

<p>Göksu Yılmaz, sesi korumak için günlük alışkanlıklara dikkat etmesi gerektiğini ifade ederek, “Ses hijyenine özen göstermeli ve gerektiğinde ses terapisi gibi profesyonel desteklerden faydalanmalıyız. Ses sağlığını korumak hem bireysel hem de toplumsal açıdan büyük fayda sağlar.” şeklinde de sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 12:03:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/sigara-dumani-kirli-ve-tozlu-hava-ses-tellerini-tahris-ediyor-1744707788.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp krizinin çok önemli sinyalleri!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/kalp-krizinin-cok-onemli-sinyalleri-1152</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/kalp-krizinin-cok-onemli-sinyalleri-1152</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle dünya genelinde görülme sıklığı hızla artan kalp hastalıkları ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan “Günümüzde aşırı tuz, şeker, doymuş yağ ve trans içeriği yüksek olan işlenmiş gıdaların tüketilmesi, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve stres derken kalp ve damar hastalıklarının yol açtığı şikayetlerle kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların sayısı hızla artmaktadır. Bu hastalar en sık göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı şikayeti ile başvururlar. Erken tanı ve tedavi kalp krizini ve hayati riski azaltmada kritik önem taşımaktadır” diyor. Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının, tüm ölümlerin yüzde 33’ünü oluşturduğunu, üstelik artık çocuk yaşlarda da sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Gürkan 14-20 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında yaptığı açıklamada kalp sağlığı için ihmale gelmez 7 öneride bulundu, önemli açıklamalar yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle dünya genelinde görülme sıklığı hızla artan kalp hastalıkları ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan</strong> “Günümüzde aşırı tuz, şeker, doymuş yağ ve trans içeriği yüksek olan işlenmiş gıdaların tüketilmesi, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve stres derken kalp ve damar hastalıklarının yol açtığı şikayetlerle kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların sayısı hızla artmaktadır. Bu hastalar en sık göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı şikayeti ile başvururlar. Erken tanı ve tedavi kalp krizini ve hayati riski azaltmada kritik önem taşımaktadır” diyor. Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının, tüm ölümlerin yüzde 33’ünü oluşturduğunu, üstelik artık çocuk yaşlarda da sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Gürkan <strong>14-20 Nisan Kalp Sağlığı Haftası</strong> kapsamında yaptığı açıklamada kalp sağlığı için ihmale gelmez 7 öneride bulundu, önemli açıklamalar yaptı.  </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Risk faktörlerine dikkat edin!</strong></li>
</ul>

<p> </p>

<p>Ailesinde birinci derece yakınlarında kalp damar hastalığı öyküsü olanlar, diyabet ve hipertansiyon hastaları, sigara kullananlar ve aşırı stresi yönetemeyenler kalp-damar hastalıkları açısından yüksek risk taşımaktadır. Yapılan birçok çalışmaya göre;<strong> </strong>kanda gerek trigliserid gerekse<strong> </strong>LDL kolesterol denilen kötü kolesterolü yüksek olanlar mutlaka kardiyolojik açıdan düzenli kontrol edilmeli, yaşam şekli ve ilaç tedavisi açısından değerlendirilmelidir. </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Bu belirtileri mutlaka önemseyin!</strong></li>
</ul>

<p> </p>

<p>Göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetleri olanların mutlaka gecikmeden doktora başvurması gerektiğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan “Yürüyüş esnasında olan bir göğüs ağrısı ya da nefes darlığı, kişi yürüyüşü sonlandırdığında geriler ve bazen gün içinde tekrar olmayabilir. Göğüs ağrısı geçtiğinde çoğu hasta sorunun bittiğini düşünür ki hastaların<strong> </strong>en sık<strong> </strong>yanıldığı konu da budur. Bu şikayetler aslında kalp ve damar hastalıklarının çok tipik ve önemsenmesi gereken belirtileridir. Aslında  sorun yeni başlamıştır ve gelmekte olan   tehlikenin  habercisidir” diyor. Hiçbir risk faktörü olmayan kişilerde de kalp krizi oluşabildiğini belirten Doç. Dr. Gürkan “Bu nedenle göğüste, sırtta, kollarda veya mide bölgesinde özellikle eforla oluşan her türlü ağrıda kişilerin kalp hastalığı tanısı alma ihtimalinden korkmadan en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları önemlidir” diye konuşuyor. </p>

<p> </p>

<ul>
	<li><strong>Mutlaka egzersiz yapın, ancak!</strong></li>
</ul>

<p> </p>

<p>Düzenli egzersiz kalp hastalarının olmazsa olmaları arasındadır. Ancak egzersiz kararı almadan önce hastaların egzersize engel önemli kalp damar sorununun olup olmadığı hekim tarafından kanıtlanmalıdır. Önerilen egzersiz miktarı genelde haftada 5-7 gün; günde 45-60 dk arası olmalıdır. Kesinlikle ağır bir yemek sonrası egzersiz yapılmamalıdır. Ağır egzersizlerden ve yüksek tempoda koşudan kaçınılmalı, göğüste baskı hissi, yanma, ağrı ve nefes darlığı olduğunda egzersiz mutlaka sonlandırılmalıdır. Özellikle göğüs ağrısı egzersizle yeni başlamışsa mutlaka kardiyoloji hekiminin görüşünü ve değerlendirmesini almak gerekmektedir.</p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Koroner anjiyografiden çekinmeyin!</strong></li>
</ul>

<p> </p>

<p>Kalp sağlığı açısından düzenli bir muayene ve gerekli tetkiklerin yaptırılmasının büyük önem taşıdığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan şöyle konuşuyor: “Maalesef çok sayıda hasta göğüs ağrısı şikayeti olmasına rağmen koroner anjiyografi ile ilgili yanlış bilgiler nedeniyle işlemden çekinmekte, işleme gitmemekte ve gelişen kalp krizi nedeniyle kaybedilebilmektedir. Koroner anjiyografi çoğunlukla ağrılı olmadığı gibi, işlem lokal anestezi ile yapılmakta, çok gergin hastalara sakinleştirici de verilebilmektedir. İşlem tıbbi açıdan tüm güvenlik önlemleri alınmış donanmlı bir laboratuvarda yapıldığı için risk yaklaşık onbinde 1 gibi çok düşük orandadır. İşlem sırasında ciddi bir darlık tespit edilirse tıkalı damara balon ve stent takılır. Bazen de ameliyat ( bypass) kararı alınabilmektedir. İşlem sonrası hastalar genelde 3-6 saat içinde taburcu edilebilmektedir.”</p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Sağlıklı yaşam tarzı benimseyin!</strong></li>
</ul>

<p> </p>

<p>Özellikle son yıllarda sağlıksız beslenme (fast-food tarzı yiyecekler, ambalajlı gıdaların sık tüketilmesi, aşırı tuzlu, yağlı, şekerli besinler vb), hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, sigara, alkol ve de keyif verici maddelerin kullanımı, yetersiz ve kalitesiz uyku ile yönetilemeyen aşırı stresin kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Gürkan “Genetik ve çevresel faktörlerin yanı sıra sağlıksız yaşam alışkanlıkları da kalp sağlığını çok ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu nedenle günümüzde çocuk yaşta da kalp ve damar hastalıklarının yol açtığı şikayetlerle kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların sayısı hızla artmaktadır. Oysa sağlıklı yaşam tarzı ile kalp sağlığımızı iyileştirmemiz mümkün” diyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>İlaçlarınızı düzenli kullanın!</strong></li>
</ul>

<p> </p>

<p>Kalp sağlığı için doktorun önerdiği ilaçların mutlaka düzenli kullanılması gerektiğini, internetten ya da kulaktan dolma bilgilerle ilaç kullanmaya son vermenin hayati riske neden olabildiğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle stent işlemi açısından hastalara verilen kan inceltici ilaçlar ilk bir yıl içinde mutlaka her gün düzenli olarak aksatmadan alınmalıdır. Zira bu ilaçlar metalik yapıdaki stentlerin üzerine trombositlerin (kan pulcukları) yapışmasını engellemektedir. Böylelikle yeni takılmış olan stentlerin üzerinde pıhtı oluşması engellenir ve stentin, dolayısıyla kalp damarının aniden tıkanmasının önüne geçilmiş olunur.” </p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Bu yanılgıya düşmeyin!</strong></li>
</ul>

<p> </p>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan ülkemizde kalp damar hastalığı tanısı alıp koroner bypass cerrahisi geçiren ya da stent takılan hastaların çok sık düştükleri bir yanılgıya dikkat çekerek “Bazı hastalar bu operasyonları olduktan sonra tamamen iyileştikleri yanılgısına kapılabilmekte ve kontrole gitmemektedir. Hatta bir süre sonra ilaçlarını da kısmen ya da tamamen bıraktıkları görülmektedir. Birçok klinik araştırmada; takılan stentlerin ya da bypass damarlarının yeniden tıkanabildiği gösterilmiştir. Ancak bunların çoğu erken tanı koyularak gerek ilaç gerekse de yeniden stentleme işlemleri ile tedavi edilebilmektedir. Ayrıca işlem yapılan damarlar dışında başka damarlarda da problemler olabilmektedir. Bu nedenle kalp hastalığı tanısı almış kişilerin düzenli aralıklarla poliklinik kontrolüne gitmeleri ve de düzenli ilaçlarını almaları önem taşımaktadır” diyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>xxxx Kutu Bilgisi xxxx</strong></p>

<p><strong>Kalp krizinde bu belirtilere dikkat!</strong></p>

<p>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ufuk Gürkan, kalp krizinin çoğu zaman ‘geliyorum’ dediğini belirterek, bu belirtileri şöyle anlattı: “Kalp krizinin en sık bulguları; göğüs orta kısmında baskı yanma veya sıkışma hissidir. Bununla beraber sırt ağrısı, mide ağrısı (reflü ile sıkça karışır) kola yayılan ağrı, alt çeneye vuran ağrılar da bu bulguların bir parçası olabilir. Kriz anının günler veya saatlerde öncesinde genelde eforla bazen de istirahatte iken göğüste 5-10 dk süren baskı, yanma şikayetlerini hastalar hissedebilir. Bu durumda ağrının geçmiş olması riskin bittiği anlamına gelmez aksine hastaya acilen hastaneye ulaşma adına bir şans vermektedir.” Hemen 112 Acil Servise haber verilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Gürkan “Kendi başına araçla hastaneye gitmek kesinlikle yanlış ve tehlikelidir” diyor.  </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 12:02:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/kalp-krizinin-cok-onemli-sinyalleri-1744707774.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gülümsemenin psikolojik etkileri nelerdir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/gulumsemenin-psikolojik-etkileri-nelerdir-1147</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/gulumsemenin-psikolojik-etkileri-nelerdir-1147</guid>
                <description><![CDATA[Bilimsel araştırmalar, gülümsemenin bireyin psikolojik durumunu iyileştirdiğini ve çevresine olumlu etkiler yaydığını göstermektedir. Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bilimsel araştırmalar, gülümsemenin bireyin psikolojik durumunu iyileştirdiğini ve çevresine olumlu etkiler yaydığını göstermektedir. Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız konu hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Gülümsemek, sadece bir yüz ifadesi değil, aynı zamanda ruh halimizi, sağlığımızı ve sosyal ilişkilerimizi olumlu yönde etkileyen güçlü bir araçtır. Gülümsemek belki de en hafife aldığımız ama en güçlü davranışlarımızdan biri. Bir tebessümle hem kendi ruh halinizi iyileştirebilir hem de bir başkasının gününü güzelleştirebilirsiniz.</p>

<p><strong>RUH HALİNİ İYİLEŞTİRİR</strong></p>

<p>Gülümsemek, beynin mutlulukla ilişkili kimyasalları üretmesini sağlayarak ruh halini doğrudan etkiler. Dopamin, motivasyonu artırıp ödül mekanizmasını harekete geçirirken, serotonin ruh halini düzenleyerek kaygıyı azaltır. Endorfinler ise doğal ağrı kesiciler gibi çalışarak rahatlama sağlar ve stres seviyelerini düşürür. Bilimsel araştırmalar, sahte bir gülümsemenin bile bu kimyasalların salgılanmasına yardımcı olabileceğini göstermektedir. &nbsp;Ayrıca gülümsemek, kan dolaşımındaki stres hormonlarının azalmasına yardımcı olur ve bu da adrenal yorgunluğun önlenmesine katkı sağlar. Bu sayede, zihnin ve vücudun stresi doğal olarak atmasına yardımcı olur. &nbsp;</p>

<p><strong>SOSYAL BAĞLARI GÜÇLENDİRİR</strong></p>

<p>Gülümsemek sadece size değil başkalarına da olumlu mesajlar vermenize ve dolayısıyla sosyal desteğe daha kolay ulaşmanıza yardımcı olabilir. Bu basit davranış, sosyal ilişkilerde güven ve empatiyi artırarak daha güçlü bağlar kurulmasına olanak tanır. &nbsp;Bir gülümseme, karşınızdakine “Sana güveniyorum” ya da “Seninle empati kuruyorum” demenin en samimi yoludur. Bu yüzden gülümseyen insanlar daha kolay arkadaşlık kurar, daha sağlıklı ilişkiler geliştirir ve çevresine pozitif enerji yayar.&nbsp;</p>

<p>Gülümsemek sadece psikolojinize değil, bedeninize de iyi gelir. Mutluluk hormonlarının artması, bağışıklık sisteminizi güçlendirir ve sizi daha dirençli kılar. Kısacası gülümsemek, sağlığınıza atılan küçük ama güçlü bir adımdır.</p>

<p><img height="929" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/14/uz-psk-kaan-bey-1744643574-900-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ÖZGÜVENİ VE ÖZSAYGIYI ARTIRIR</strong></p>

<p>Gülmek, pozitif olmak ve hemen her şeye karşı olumlu yaklaşmak ruh sağlığımızı, buna bağlı olarak da kişisel saygımızı ve öz güvenimizi artırır. Kişinin öncelikle kendisine karşı olan bakış açısını düzeltmesini sağlayan bu yaklaşım için kullanılabilecek en önemli silahlardan biri gülümsemektir. Hayatın tüm getirdiklerine, olumsuzluklarına, kötü durumlara, beklenmeyen olaylara karşı gülmek, ruh sağlığımızı da koruyacak en önemli unsurlardan biridir. &nbsp;</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız,'' Gülümsemek, küçük bir hareket olmasına rağmen, psikolojik sağlığımız üzerinde büyük etkiler yaratır. Günlük yaşamın stresinden uzaklaşmak, sosyal ilişkileri güçlendirmek ve genel iyilik halini artırmak için gülümsemeyi bir alışkanlık haline getirmek önemlidir. Unutmayın, bir gülümseme sadece sizin değil, çevrenizdekilerin de gününü aydınlatabilir.''dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 22:11:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/gulumsemenin-psikolojik-etkileri-nelerdir-1744657886.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gülme ve ağlama sonrası öksürük krizine dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/gulme-ve-aglama-sonrasi-oksuruk-krizine-dikkat-1143</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/gulme-ve-aglama-sonrasi-oksuruk-krizine-dikkat-1143</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Alerjisi Uzmanı Dr. Gülnar Aliyeva, çocukluk çağının en yaygın kronik hastalığı astım hakkında uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Alerjisi Uzmanı Dr. Gülnar Aliyeva, çocukluk çağının en yaygın kronik hastalığı astım hakkında uyarılarda bulundu.</p><p><strong>ANTALYA (İGFA) - </strong>Dünya genelinde artan astım vakaları, genellikle erken yaşlarda başlıyor ve ergenliğe kadar devam ediyor.</p>

<p>Okul devamsızlığı, acil servis ziyaretleri ve hastaneye yatışların önemli bir nedeni olan astımın, genetik yatkınlık ve çevresel faktörler (sigara dumanı, hava kirliliği, obezite) kombinasyonuyla ortaya çıktığı belirtiliyor.</p>

<p>Astımın başlıca belirtileri arasında balgamsız öksürük, hışıltı, nefes darlığı, aktivite kısıtlılığı ve çabuk yorulma yer alıyor.</p>

<p>Özellikle gülme, ağlama, egzersiz veya sigara dumanına maruziyet sonrası artan şikayetler astımı işaret ediyor. Ailede alerji öyküsü, riski artırıyor. 0-2 yaş arası çocuklarda hışıltı ve öksürük başka nedenlerden de kaynaklanabilir, ancak 10 günden uzun süren ataklar veya sık tekrarlaması astımı düşündürüyor.</p>

<p><img height="533" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/13/1744268692-uzm-dr-gulnar-aliyeva-1744558856-443-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Uzman Dr. Gülnar Aliyeva, 5 yaş üstü çocuklarda solunum fonksiyon testleri, küçük yaş gruplarında ise inhale kortikosteroid tedavisiyle şikayetlerin düzelmesi tanı için yol gösterici olduğnu belirterek, alerji testleri, duyarlılığı tespit etmede kullanıldığını söyledi. Uzm. Dr. Aliyeva, "Astım tanısı öncesi, büyüme geriliği, yenidoğan döneminden itibaren şikayetler veya tedaviye yanıtsızlık gibi durumlar diğer hastalıkları dışlamak için değerlendiriliyor. Tedavi, yaş grubuna ve astım şiddetine göre planlanıyor; semptom kontrolü, normal gelişim ve ilaç yan etkilerinin azaltılması hedefleniyor. Sigara dumanı, hava kirliliği ve alerjenlerden korunma, tedavide kritik rol oynuyor" dedi.</p>

<p>Uzm. Dr. Aliyeva, aileleri, özellikle tetikleyici durumlar sonrası öksürük krizine giren çocuklar için dikkatli olmaya çağırdı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Apr 2025 22:15:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/gulme-ve-aglama-sonrasi-oksuruk-krizine-dikkat-1744571758.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzun süre oturmak hayati tehlikeyi tetikleyebilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/uzun-sure-oturmak-hayati-tehlikeyi-tetikleyebilir-1130</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/uzun-sure-oturmak-hayati-tehlikeyi-tetikleyebilir-1130</guid>
                <description><![CDATA[Vücudun bir kısmında ya da tamamında hareket kaybıyla kendini gösteren inme (felç), günümüzde kalp hastalıklarından sonra en sık ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, yaşlanan nüfus, yaşam süresinin uzaması ve hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle inme riskinin her geçen yıl arttığına dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Gülnaz Emin, inmenin dünya genelinde giderek artan bir sağlık problemi olduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Emin, “İnme, tüm dünyada yüksek görülme sıklığı ve ölümcül etkisi nedeniyle hayatta kalanlarda da kalıcı özürlülüğe yol açan önemli bir nörolojik problem” diyerek, beyin damarlarına giden kan akışının aniden kesilmesinin, zihinsel ve fiziksel yeti kayıplarına neden olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>İnme belirtileri ani başlıyor</strong></p>

<p>İnme belirtilerinin erken fark edilmesinin hayati önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Emin, bu belirtilerin çoğunlukla aniden ortaya çıktığını ifade etti. Yüz, kol veya bacakta güçsüzlük, hissizlik ya da hareketsizlik, konuşma bozuklukları, bilinç bulanıklığı, hafıza kaybı, yutma güçlüğü, denge kaybı ve ani başlayan şiddetli baş ağrısı, inmenin öncü sinyalleri arasında yer alıyor. “Bu tür belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak, kalıcı hasar ya da ölüm riskini azaltmak açısından büyük önem taşır” dedi.</p>

<p><strong>Risk faktörleri iki grupta toplanıyor</strong></p>

<p>İnme riskini artıran faktörlerin değiştirilebilen ve değiştirilemeyen olmak üzere iki gruba ayrıldığını belirten Uzm. Dr. Gyulnaz Emin, yaş, cinsiyet ve genetiğin değiştirilemeyen faktörler arasında yer aldığını söyledi. İleri yaş, erkek cinsiyet ve ailede inme öyküsü olan bireylerde riskin daha yüksek olduğunu vurguladı.</p>

<p>Değiştirilebilen risk faktörlerinin ise bireysel çabalarla azaltılabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Emin, “Yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, diyabet, kolesterol yüksekliği, sigara, alkol, obezite, hareketsizlik ve yanlış beslenme inme riskini artırıyor. Bu faktörlerin kontrol altına alınması, inme riskinin azaltılmasında çok önemli bir yer tutuyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>Beslenme alışkanlıkları inme riskini etkiliyor</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Emin, alınabilecek bazı önlemlerle sadece inme değil, kalp ve damar hastalıklarının da önüne geçilebileceğini söyledi. “Risk faktörlerini kontrol altına almak, yaşam tarzı ve beslenme düzenini değiştirmek, hekim tarafından önerilen ilaçların düzenli kullanımı inme riskini azaltmada önemli rol oynar” dedi.</p>

<p>Beslenme konusunda özellikle Akdeniz tipi diyetin önemine değinen Uzm. Dr. Gülnaz Emin, tuzun azaltılması ve sodyum alımının kısıtlanmasını önererek, “Meyve, sebze, kuruyemiş, tam tahıllar, lifli besinler, zeytinyağı, balık ve kümes hayvanları gibi gıdalara ağırlık verilmelidir. Rafine şeker, işlenmiş ve yüksek sodyum içeren ürünler, trans yağlar ve yüksek glisemik indeksli gıdalardan kaçınılması gerekir” dedi.</p>

<p><strong>Oturma süresi arttıkça risk de artıyor</strong></p>

<p>Hareketsiz yaşam tarzı ve uzayan oturma süresinin inme ve kalp-damar hastalıkları riskini artırdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Emin, gün içinde kısa süreli hareketliliğin bile faydalı olduğunu vurguladı. “Ev işi, bahçe işi ya da kısa bir yürüyüş bile riski azaltmaya katkı sağlar. Kılavuzlar haftalık 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz öneriyor. En basitinden, günde 20 dakikalık tempolu yürüyüş bile anlamlı bir fark yaratabilir” diye belirtti.</p>

<p>Egzersiz kapasitesi sınırlı olan bireylerde ise mevcut hastalıklara göre fiziksel olarak aktif kalınmasının önemine değinen Uzm. Dr. Emin, “Hareket etmek her birey için mümkün olan en iyi iyileşme stratejisidir” dedi.</p>

<p><strong>Rehabilitasyon süreci bütüncül yaklaşım gerektiriyor</strong></p>

<p>İnme sonrası fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecine mümkün olan en erken dönemde başlanması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Emin, bu sürecin multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğini belirtti. Son yıllarda yapılan araştırmaların, erişkin beynin yeniden yapılanma kapasitesine sahip olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Emin, “Nöroplastisite adı verilen bu durum, beynin hasar sonrası yeni görevler üstlenerek fonksiyon kazanabilmesi anlamına geliyor” dedi.</p>

<p>Bu süreçte görev-odaklı öğrenme kavramının öne çıktığını belirten Uzm. Dr. Emin, “Sürekli tekrarlar ve yoğun eğitimlerle günlük yaşam aktiviteleri yeniden öğrenilebilir. Rehabilitasyonda kullanılan robotik yürüme cihazları, hastaların normal yürüyüşe yakın hareketlerle çalışmasını sağlar ve iyileşme sürecini hızlandırır” dedi.</p>

<p><strong>Ruh sağlığı da unutulmamalı</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Gülnaz Emin, rehabilitasyon sürecinde en az fiziksel gelişim kadar hastanın motivasyonunun da önemli olduğuna dikkat çekerek, inme sonrası depresyonun sık görülen ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir durum olduğunu ifade etti. “Hastanın içe kapanması, aşırı talepkâr ya da bağımlı hale gelmesi durumunda mutlaka uygun tıbbi destek sağlanmalıdır” dedi.</p>

<p><strong>Rehabilitasyon süreci ne zaman sona erer?</strong></p>

<p>İnme sonrası rehabilitasyonun ömür boyu sürebilecek bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Gyulnaz Emin, bu sürecin kişinin topluma katılımını sağlamayı, komplikasyonları ve inmenin tekrarını önlemeyi hedeflediğini vurguladı. “Riskleri belirleyip en aza indirerek daha iyi bir yaşam mümkün” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 16:20:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/uzun-sure-oturmak-hayati-tehlikeyi-tetikleyebilir-1744377642.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Parkinson’da umut erken tanıda…</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/parkinsonda-umut-erken-tanida-1126</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/parkinsonda-umut-erken-tanida-1126</guid>
                <description><![CDATA[Parkinson hastalığının, beyindeki dopamin üreten sinir hücrelerinin kaybıyla ortaya çıktığını belirten uzmanlar, Parkinson’un ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p align=”center” style=”text-align:center; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”></span></span></b></span></span></span></span></p>

<p align=”center” style=”margin-bottom:16px; text-align:center”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>11 Nisan Dünya Parkinson Günü kapsamında hastalığın oluşumu ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Titreme, kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama gibi belirtilerle kendini gösterir. Genetik yatkınlık, yaş ve çevresel toksinlere maruz kalmak riski artırabilir.” dedi. Erken teşhis ve uygun tedavi ile semptomların kontrol altına alınarak yaşam kalitesinin artırılabileceğine dikkat çeken Şalçini, ilaç tedavileri ve cerrahi yöntemlerin yanı sıra egzersiz ve sağlıklı beslenmenin de önemli olduğunu vurguladı. </span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:16px; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü kapsamında hastalığın oluşumu ve tedavi yöntemleri hakkında bilgiler paylaştı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>Hem genetik hem de çevresel faktörler hastalığın oluşumunu etkiliyor!</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>Parkinson hastalığının, beyindeki dopamin üreten sinir hücrelerinin kaybı nedeniyle ortaya çıkan, hareketleri etkileyen ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Titreme (tremor), kas sertliği (rijidite) ve hareketlerde yavaşlama (bradikinezi) gibi belirtilerle karakterizedir.” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>Parkinson hastalığının kesin nedeni bilinmemekle birlikte, genetik ve çevresel faktörlerin hastalığın oluşumunda rol oynadığının düşünüldüğünü ifade eden Şalçini, “60 yaş üstünde daha yaygın görülür. Ailede Parkinson öyküsü olması, riski artırabilir. Erkeklerde daha sık görülür. Pestisitler ve ağır metal gibi toksinlere maruz kalmak da hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabilir.” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>Belirtiler sinsice ortaya çıkıyor!</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>Parkinson’un genellikle sinsi başlangıçlı olduğuna dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, erken belirtileri şöyle açıkladı:</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>“Genellikle ellerde veya parmaklarda hafif titremeler başlar. Mikrografi denilen el yazısında küçülme durumu ortaya çıkar. Hareketlerde yavaşlama, duruş bozuklukları ve denge kaybı görülür. Maske yüz, yani yüz ifadesinde donuklaşma oluşur. Konuşma ve ses değişiklikleri baş gösterir.”</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>Erken teşhis ve uygun tedavi ile semptomlar yönetilebilir…</span></span></b></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>Erken teşhisle hastalığın ilerleyişinin yavaşlatılarak yaşam kalitesinin artırılabileceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Ancak hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz bulunmuyor.” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>Tedavi yöntemleri arasında ilaçlar ve cerrahi bulunduğunu vurgulayan Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; margin-bottom:11px”><span style=”font-size:11pt”><span style=”background:white”><span style=”line-height:12.95pt”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”color:black”>“En etkili ilaç Levodopa etkin maddeli ilaçlardır, dopamin seviyesini artırır. Beyinde dopamin etkisini taklit eden Dopamin agonistleri ile dopaminin parçalanmasını yavaşlatan MAO-B inhibitörleri de kullanılan diğer ilaçlar arasındadır. Fizik tedavi ve egzersizler ise kas sertliğini ve dengeyi korumak için önerilir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:11.5pt”><span style=”line-height:107%”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Beynin belirli bölgelerine elektrot yerleştirilerek semptomları kontrol etmeye yardımcı olan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), cerrahi yöntem olarak uygun vakalarda kullanılabiliyor. Ayrıca antioksidan içeren diyetler ve düzenli egzersiz de faydalıdır. Parkinson hastalığında erken teşhis ve uygun tedavi ile semptomlar yönetilebilir ve hastaların yaşam kalitesi artırılabilir.” </span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Apr 2025 16:05:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/parkinsonda-umut-erken-tanida-1744290341.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Parkinson’da beyin pili, hayat kalitesinde iyileşme sağlıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/parkinsonda-beyin-pili-hayat-kalitesinde-iyilesme-sagliyor-1122</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/parkinsonda-beyin-pili-hayat-kalitesinde-iyilesme-sagliyor-1122</guid>
                <description><![CDATA[Hareket kabiliyeti artıyor, kişi kendini daha özgür hissediyor, günlük yaşamını daha rahat sürdürüyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”></span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Beyinde dopamin adı verilen maddenin azalmasıyla ortaya çıkan ve genellikle ileri yaşlarda görülen kronik ilerleyici bir hastalık olan parkinsonda, beyin pili sayesinde hastanın yaşam kalitesi iyileşiyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu ameliyatının uygun hastalar için en iyi tedavi yöntemi olduğunu söyledi. Özellikle titreme, donma, katılık ve hareket yavaşlığı ve istemsiz hareketler gibi şikayetleri olan hastalar için sonuçların yüz güldürücü olduğunu belirten Prof. Dr. Kocabıçak, “Her şeyden önce hastalar günlük yaşamlarındaki kısıtlı durumdan kurtulmuş oluyorlar. Günün büyük bir bölümünü hareketsiz geçiren hastalarda kapalı dönem olarak adlandırılan süreler oldukça kısalıyor. Bu da hastalara yaşamlarında ciddi bir özgürlük alanı sağlıyor.  Ayrıca kullandıkları ilaç dozlarını  da ameliyat sonrasında azaltabiliyoruz. Böylece Parkinson ilaçlarının bilinen yan etkilerinden de hastalar kurtulmuş oluyorlar” dedi. </span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, </span></span><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada parkinson hastalarında Derin Beyin Stimülasyonu uygulamasını değerlendirdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Hareketlerde yavaşlama ve el titremesi ile başlıyor</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Parkinson hastalığının beyinde dopamin adı verilen maddenin azalmasıyla ortaya çıkan ve genellikle ileri yaşlarda görülen kronik  ilerleyici bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Kocabıçak, “Hastalık genellikle bir vücut yarısında görülen bulgularla başlar ve yavaş ilerler. Hareketlerde yavaşlama, genellikle istirahat halinde görülen ve para sayar tarzda diyebileceğimiz el titremesi, eklemlerde görülen katılık ve sertlik, küçük adımlarla yürüme ve yürüyüş bozuklukları hastaların yaşam kalitesini bozan en önemli hastalık bulgularıdır” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Maske yüz ve konuşma bozukluğu da eşlik ediyor</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, b</span></span><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>u şikayetlerin ve bulguların yanında konuşma bozukluğu, yüz mimiklerinin kaybı nedeniyle gelişen maske yüz, bağırsak hareketlerinin azalması nedeniyle olan kabızlık, koku almada azalma, eklemlerde ve kaslarda gerginlik ve ağrı, uyku problemleri, depresyon ve bazı psikolojik sorunların da  hastalığın azımsanmayacak ölçüde şikayete neden olan bulguları arasında sayılabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>İstirahat halinde ortaya çıkan el titremesi dikkate alınmalı</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Parkinson hastalığı bulguları arasında en sık rastlanan bulgunun el titremesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kocabıçak, “Titreme özellikle hasta bir şey yapmazken yani istirahat halinde ortaya çıkar. Hareketlerde yavaşlama olur, hastalar öne bükük şekilde ellerini sallamadan yürümeye başlar. Hastaların mimiklerinde azalma olur ve hastaların bakışları donuklaşır. El yazısında küçülme görülür.  Titreme, yavaşlık vücudun bir tarafında başlar zamanla diğer tarafta da görülebilir. Denge bozukluğu gelişebilir” uyarısında bulundu. Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, hareketle ilgili bulguların dışında uyku sırasında aşırı hareket etme ve bağırma gibi uyku bozukluklarının, zihinsel yeteneklerde bozulma, özellikle ayağa kalkınca olan tansiyon düşüklüğü, göz kararması ve kabızlığın diğer bulgular arasında yer aldığını ifade etti.</span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Beyindeki dopamin eksikliği tamamlanmalıdır</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Günümüzde Parkinson hastalığının tedavisinde önemli gelişmeler olduğunu belirten Prof. Dr. Kocabıçak, “Ağız yoluyla alınan ilaçların yanında, hastalığa yönelik yapılan basit ameliyatlar, sürekli ilaç salınımı yapan pompalar, deriye yapıştırılan ilaçlar, ince bağırsakta çözünen ilaçlar bunlardan bazılarıdır. Tedavide esas olan eksik maddelerin yerine konmasıdır. Hastalıktaki sorun “dopamin” eksikliği olduğundan bu madde bir şekilde beyinde tamamlanmalıdır. Önemli olan hastaya ve hastalığın aşamasına göre doğru tedavinin şeklinin seçilmesi, dozunun ayarlanması ve yakın takibin yapılmasıdır” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>İlk birkaç yıl balayı dönemi yaşanıyor</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Hastalığın tanısının konulmasıyla  birlikte ilaç tedavisine başlandığını, hastaların ilk birkaç yıl sanki hiç hasta olmamış gibi hastalanmadan önceki yaşamlarına dönebildiğini belirten Prof. Dr. Kocabıçak, bu dönemin balayı dönemi olarak adlandırıldığını söyledi. Hastalığın ilerleyen yıllarında beyin pili ameliyatının gündeme gelebileceğini kaydeden Prof. Dr. Kocabıçak, “İlerleyen yıllarda ilaç tedavisine rağmen titreme, donma, katılık, hareket yavaşlığı gibi şikayetlerin kontrol altına alınamaması, gün içinde kapalı dönemlerin süresinin artması, ilaç dozlarının yükseltilmesiyle birlikte dans eder gibi istemsiz hareketlerin ortaya çıkmasıyla artık beyin pili ameliyatının düşünülme zamanının geldiği söylenebilir” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Parkinson ilaçlarının bilinen yan etkilerinden koruyor</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Beyin pili tedavisinin yapılan testler sonucunda bu ameliyat için uygun görülen hastalarda çok etkin bir yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Kocabıçak, “Özellikle titreme, donma, katılık ve hareket yavaşlığı ve istemsiz hareketler gibi şikayetleri olan hastalar için sonuçlar yüz güldürücü. Her şeyden önce hastalar günlük yaşamlarındaki kısıtlı durumdan kurtulmuş oluyorlar. Günün büyük bir bölümünü hareketsiz geçiren hastalarda kapalı dönem olarak adlandırılan süreler oldukça kısalıyor. Bu da hastalara yaşamlarında ciddi bir özgürlük alanı sağlıyor.  Ayrıca kullandıkları ilaç dozlarını  da ameliyat sonrasında azaltabiliyoruz. Böylece Parkinson ilaçlarının bilinen yan etkilerinden de hastalar kurtulmuş oluyorlar” dedi. </span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Uygun hastalar için en iyi tedavi yöntemi</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Beyin pili tedavisinin parkinson hastalığını tamamen durduran bir tedavi olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Kocabıçak, “Hastalık maalesef yıllar içinde ilerlemeye devam ediyor. Ama yine de uygun hastalarda bugün için en iyi tedavi beyin pili yöntemi. Bu görüş bilimsel çalışmalarla da pek çok kez kanıtlanmış durumda. Özellikle ilaç tedavisi uygulanan hastalarla yapılan karşılaştırmalı bilimsel çalışmalarda beyin pili tedavisinin üstünlüğü gösterilmiş bulunuyor. Yani bu tedaviye uygun bulunmuş hastalar için Derin Beyin Stimülasyonu uygulamaları aslında bir hasta hakkı olmuş durumda” dedi. </span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>İlk 5 yıl beyin pili ameliyatı önerilmiyor</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Tanı anından itibaren ilk 5 yıl beyin pili ameliyatı önerilmediğini belirten Prof. Dr. Kocabıçak, “Beyin pili ameliyatı için hastalık başlangıcının en az 5 yıl önceye dayanıyor olması gereklidir. Bunun en önemli nedeni, parkinson hastalığının başka hastalıklarla karıştırılabilir olmasıdır. Parkinson plus adı verilen bu tür hastalıklarda maalesef beyin pili ameliyatları parkinson hastalığında olduğu kadar başarılı sonuçlar vermez” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Hangi parkinson hastaları beyin piline uygun değildir?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Bazı parkinson hastalarında beyin pilinin önerilmediğini ifade eden Prof. Dr. Kocabıçak, şunları söyledi:  “Sık düşmelerin olduğu, kullandığı ilaçların kısa bir zaman aralığı için dahi neredeyse hiç fayda sağlamadığı hastalarda beyin pili ameliyatı önerilmemektedir. Üstelik özellikle düşme ve denge sorunları ileri düzeyde olan hastalarda ameliyat sonrası bir miktar şikayetlerde artış bile gözlemlenebilmektedir. Yine psikiyatrik açıdan ağır depresyonu olan hastalarda ya da psikoz adını verdiğimiz ciddi ruhsal bozukluğu olan hastalarda beyin pili ameliyatı yapılmamalıdır. Parkinson hastalığında hastaların yaşam kalitesinin düşmesine ve kısıtlı bir yaşam sürmelerine bağlı hastalarda üzüntü ve kaygı durumları olabildiği için bu gibi hafif klinik psikiyatrik  durumlar ameliyat için bir engel teşkil etmez” dedi. </span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Demans bulguları olan hastalarda uygulanmamalıdır</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Daha ağır psikiyatrik sorunlarda öncelikle ilaç tedavisine başlanmasını ve hastaların psikiyatrik yönden tedavisi tamamlandıktan sonra bu ameliyatların yapılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Kocabıçak, “Geçmişte bu tür şikayetleri bulunan ve psikiyatrik ilaç tedavisiyle düzelmiş hastaları beyin pili ameliyatları sonrası yine sıkı takip etmek gerekir. Ameliyat öncesinde hasta ve hasta yakınlarıyla ayrıntılı olarak bu bilgiler paylaşılmalıdır. Bir diğer ameliyat engeli, bilişsel durumu yaşına göre daha geride bulunan hastalardır. Demans bulguları olan hastalarda da beyin pili ameliyatları uygulanmamalıdır. Ayrıca ağır derecede ve kontrol altında olmayan başka kronik hastalıkları bulunan hastalarda da beyin pili ameliyatları uygun değildir. Fakat kontrol altında olan hipertansiyon, kalp hastalığı  ya da diyabet gibi hastalıklar ameliyatın yapılmasına engel değildir” diye konuştu. </span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Multidisipliner yaklaşım büyük önem taşıyor</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Hasta ve ailesinin sürece katkısının çok kıymetli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kocabıçak, “Egzersiz, fizik tedavi, hastalığa uygun beslenme ve psikolojik destek engelleri aşmada ve oluşabilecek komplikasyonları önlemede çok yardımcıdır. Diğer kronik hastalıklarda olduğu gibi parkinson hastalığında da farklı uzmanlık alanları ile iş birliği içinde olmak hem hastanın hem de ailenin ihtiyaçlarını belirlemek, planlamaları bu temelde multidisipliner bir yaklaşımla yapmak başarının kilit noktasıdır” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Beyin pili nedir?</span></span></b></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”><span style=”font-size:11pt”><span style=”line-height:normal”><span style=”font-family:Aptos,sans-serif”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), halk arasında “beyin pili” olarak da bilinen</span></span><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>, p</span></span><a href=”https://drersoykocabicak.com/parkinson/” style=”color:#467886; text-decoration:underline” target=”_blank”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>arkinson</span></span></a><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>, </span></span><a href=”https://drersoykocabicak.com/esansiyel-tremor/” style=”color:#467886; text-decoration:underline” target=”_blank”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>tremor</span></span></a><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>, </span></span><a href=”https://drersoykocabicak.com/distoni/” style=”color:#467886; text-decoration:underline” target=”_blank”><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>distoni</span></span></a><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>, </span></span><span style=”font-family:”Calibri”,sans-serif”><span style=”color:black”>epilepsi gibi bazı nörolojik ve psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan cerrahi bir yöntemdir. Bu teknoloji, beynin belirli bölgelerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla elektriksel uyarılar göndererek beyin aktivitesini düzenlemeyi amaçlar. Cerrahi bir müdahale ile uygulanan beyin pili, beyindeki hastalıkla ilgili olan bölgeye elektrotların yerleştirilmesinin ardından bu elektrotlara bağlı olan bir pil sistemiyle çalışır. Pil ise kişinin göğüs bölgesinde deri altına yerleştirilir.</span></span></span></span></span></p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p style=”border:none; text-align:justify”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Apr 2025 15:25:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/parkinsonda-beyin-pili-hayat-kalitesinde-iyilesme-sagliyor-1744201515.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından tırnakları çok kısa kesmeyin uyarısı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/uzmanindan-tirnaklari-cok-kisa-kesmeyin-uyarisi-1117</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/uzmanindan-tirnaklari-cok-kisa-kesmeyin-uyarisi-1117</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanından tırnakları çok kısa kesmeyin uyarısı!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Tırnak batığının en önemli sebeplerinden birinin yanlış tırnak kesme alışkanlıkları olduğuna vurgu yapan Podolog Meldağ Turhan, tırnak batığını önlemek için tırnakların yuvarlak değil, düz bir şekilde kesilmesi, çok kısa kesilmemesi ve keskin kenarların törpülenmesi önerilerinde bulundu.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu&nbsp;Podoloji Bölümü Öğr. Gör. Meldağ Turhan, tırnak batığının nedenleri, tedavi yöntemleri ve korunma yollarına ilişkin önemli bilgiler paylaştı.</p>

<p><strong>Tırnak batığı sıklıkla ayak başparmağında görülüyor</strong></p>

<p>Tırnak batığı, özellikle ayak başparmağında sık görülen ve zamanla ciddi ağrıya, enfeksiyona yol açabilen yaygın bir ayak sağlığı problemi olduğunu söyleyen Podolog Meldağ Turhan, “Günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bu durum, genellikle yanlış tırnak kesme alışkanlıkları, hatalı ayakkabı seçimi veya genetik faktörler nedeniyle ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p><strong>Tırnak batığının oluşumundaki en yaygın nedenler…</strong></p>

<p>Tırnak batığının, tırnağın kenar kısmının cilde gömülmesi ve burada iltihaplanma nedeniyle oluştuğunu ifade eden Turhan, en yaygın nedenleri ise şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>- Yanlış Tırnak Kesimi:</strong>&nbsp;Tırnakları çok kısa veya oval şekilde kesmek, tırnağın etin içine doğru büyümesine yol açabilir.</p>

<p><strong>- Dar veya Sıkı Ayakkabılar:&nbsp;</strong>Özellikle dar burunlu veya sert tabanlı ayakkabılar, parmaklara baskı yaparak tırnağın cilde gömülmesini kolaylaştırır.</p>

<p><strong>- Genetik Faktörler:</strong>&nbsp;Ailede tırnak batığı problemi olan bireylerde görülme olasılığı daha yüksektir.</p>

<p><strong>- Travmalar:</strong>&nbsp;Ayağa alınan darbeler veya tırnağın sık sık baskıya maruz kalması batık riskini artırabilir.</p>

<p><strong>- Aşırı Terleme ve Hijyen Eksikliği:&nbsp;</strong>Nemli ve havasız kalan ayaklarda enfeksiyon riski artar, bu da batığın kötüleşmesine neden olabilir.</p>

<p><strong>Sıkı, dar, yüksek topuklu ayakkabı tırnak yönünü bozuyor!&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</strong></p>

<p>Tırnak batığını tetikleyen faktörlere de işaret eden Turhan, “Bazı alışkanlıklar ve çevresel faktörler tırnak batığını daha da kötüleştirebilir. Yanlış ayakkabı seçimi; sıkı, dar veya yüksek topuklu ayakkabılar tırnakların doğal büyüme yönünü bozar. Tırnak kesme hataları; tırnakların çok kısa veya yuvarlak kesilmesi, tırnağın deriye doğru uzamasına neden olabilir. Yürüme biçimi: düz tabanlık veya basış bozuklukları, tırnaklara fazladan baskı uygulayarak batık riskini artırır. Ayak hijyeninin yetersiz olması; düzenli olarak yıkanmayan veya iyi kurutulmayan ayaklar, batık tırnak çevresinde enfeksiyon oluşmasını kolaylaştırır.” şeklinde dile getirdi.</p>

<p><strong>Tırnak batığının teşhisi nasıl konur?</strong></p>

<p>Tırnak batığının genellikle görsel olarak teşhis edilebildiğini kaydeden Turhan, “Podologlar şu belirtileri değerlendirerek teşhis koyar; tırnak kenarında kızarıklık ve şişlik, iltihap veya enfeksiyon belirtileri (akıntı, kötü koku), yürürken veya dokunulduğunda ağrı, tırnak kenarındaki sertleşmiş doku. Eğer enfeksiyon şüphesi varsa, podologlar durumu değerlendirmek için detaylı bir inceleme yapar ve bazen multidisiplinler yönlendirme sağlayarak hekim iş birliği içinde yardım isteyebilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Tırnak batığı tedavisinde en yaygın yöntemler…</strong></p>

<p>Batık tırnak tedavisinde farklı yöntemler uygulanabileceğini de söyleyen Turhan, erken evrede basit yöntemler yeterli olabilirken, ileri vakalarda cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulabileceğini ifade etti.</p>

<p>Evde uygulanabilecek yöntemlere de dikkat çeken Meldağ Turhan, “Antiseptik kullanımı; enfeksiyon oluşumunu engellemek için tırnak çevresine antiseptik sürülebilir. Doğru ayakkabı seçimi; geniş burunlu ve rahat ayakkabılar giymek tırnağa baskıyı azaltır.” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Podologlar tırnak batığı tedavisinde hangi yöntemleri kullanır?</strong></p>

<p>Eğer tırnak batığı ilerlemişse veya iltihap oluşmuşsa bir podoloğa başvurmak gerektiğini dile getiren Öğr. Gör. Meldağ Turhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Podologlar şu teknikleri uygular, ortoniksi yöntemi; tırnak tel uygulamasıyla tırnak yönlendirilerek batığın ilerlemesi engellenir. Medikal pedikür; profesyonel cihazlarla tırnak çevresi temizlenerek enfeksiyon riski azaltılır. Tampon yöntemleri; özel malzemelerle batığın tırnak yatağından uzaklaştırmak.”</p>

<p><strong>Tırnak batığında tırnak kesim teknikleri önemli!</strong></p>

<p>Tırnak batığının en önemli sebeplerinden birinin yanlış tırnak kesme alışkanlıkları olduğuna vurgu yapan Turhan,<strong>&nbsp;</strong>“Tırnak batığını önlemek için tırnaklarınızı yuvarlak değil, düz bir şekilde kesin, çok kısa kesmeyin, tırnağın kenarlarını derin kesmek batığa yol açabilir. Keskin kenarları törpüleyin; sivri uçları hafifçe törpüleyerek cildin zarar görmesini engelleyin.” uyarısında da bulundu.</p>

<p>Tırnak batığı tedavisinde podologları, dermatologlar ve genel cerrahi uzmanlarıyla iş birliği yapabileceğini de anlatan Turhan, “Enfeksiyonun ilerlediği veya kronik hale geldiği vakalarda; dermatologlar, antibiyotik veya antiseptik tedaviler önerebilir. Çok ileri vakalarda, cerrahlar veya ortopedistler tarafından cerrahi işlemler uygulanabilir.” dedi.</p>

<p><strong>Profesyonel destek sorunu çözer</strong></p>

<p>Tırnak batığının, günlük hayatı olumsuz etkileyebilen, ancak erken önlem alındığında kolayca önlenebilen bir sorun olduğunu ifade eden Turhan, “Doğru tırnak kesimi, uygun ayakkabı seçimi ve düzenli ayak bakımı ile tırnak batığı riskini minimuma indirebilirsiniz. Eğer tırnağınızda batık belirtileri fark ederseniz, enfeksiyon gelişmeden bir podoloğa danışarak profesyonel destek almanız önemlidir. Unutmayın, sağlıklı ayaklar yaşam kalitenizi doğrudan etkiler.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Apr 2025 16:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/uzmanindan-tirnaklari-cok-kisa-kesmeyin-uyarisi-1744119935.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda büyüme ağrısına dikkat !</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/cocuklarda-buyume-agrisina-dikkat-1102</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/cocuklarda-buyume-agrisina-dikkat-1102</guid>
                <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç.Dr.Aybars Kıvrak önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç.Dr.Aybars Kıvrak önemli bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Çocukluk döneminde sıkça görülen bacak ağrıları, ebeveynler için endişe kaynağı yaratır. Bu ağrılar çoğunlukla büyüme ağrıları olarak bilinir ve özellikle 3-12 yaş arasındaki çocuklarda daha yaygındır. Çocuklarda büyüme ağrısı genellikle bacaklarda hissedilir ve çoğu zaman gün içinde belirgin bir sebep olmaksızın ortaya çıkar. İşte büyüme ağrıları hakkında bilmeniz gerekenler ve çocuğunuzun sağlığını korumak için dikkat etmeniz gereken ipuçları.</p>

<p><b>BÜYÜME AĞRISI NEDİR ?</b></p>

<p>Büyüme ağrısı, çocukların kemik ve kas sistemindeki hızlı gelişime bağlı olarak hissettiği ağrılardır. Özellikle geceleri daha belirgin hale gelir ve çoğu zaman uykudan uyandırır. Genellikle dizlerin arkasında, baldır ve uyluk bölgelerinde hissedilen bu ağrılar, çocukların hareket kabiliyetini sınırlamaz ve kısa süreli rahatsızlıklardır. Büyüme ağrıları olarak nitelendirebileceğimiz&nbsp;çocuklarda bacak ağrısı, çocukların fiziksel aktiviteleriyle doğrudan bağlantılı değildir. Yani, hareket etmeleri veya oyun oynamaları ağrıyı tetiklemez.<br />
<br />
<b>BÜYÜME AĞRISI BELİRTİLERİ NELERDİR ?</b></p>

<p>Çocuklarda büyüme ağrısının bazı tipik belirtileri şunlardır:</p>

<p>Gece Ağrısı:&nbsp;Genellikle gece saatlerinde başlar ve sabahları ağrı kaybolur.Bacaklarda Yaygın Ağrı:&nbsp;Çocuklar özellikle dizlerin arkasında, baldır ve uyluklarda ağrı hisseder. Yani&nbsp;çocuklarda bacak ağrısı&nbsp;ile kendini belli eder.Hafif İla Orta Şiddette Ağrı:&nbsp;Ağrının şiddeti değişken olur ama genellikle hafif ila orta düzeydedir.Hareket Kısıtlılığı Olmaz:&nbsp;Çocuk, ağrıya rağmen günlük aktivitelerini kısıtlamadan sürdürür.</p>

<p><b>BÜYÜME AĞRISININ NEDENLERİ</b></p>

<p>Büyüme ağrısının tam nedeni net olarak bilinmemektedir. Çocuklarda kemiklerin hızlı büyümesi ve kasların buna adapte olmaya çalışması sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Büyüme ağrısı, kemiklerin büyüme plaklarının etkisiyle genişlemesi sırasında kas ve eklem dokularında gerilim yaratması ile meydana geldiği düşünülür. Bu nedenle ağrılar çoğu zaman hareket veya travma ile ilişkili değildir.</p>

<p><img height="685" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/03/doc-dr-aybars-kivrak-2-1743685909-106-x750.png" width="750" /><br />
<br />
<b>ÇOCUKLARDA BACAK AĞRISININ FARKLI NEDENLERİ OLABİLİR !</b></p>

<p>Büyüme ağrıları, bacak ağrısı ile karıştırılabilir. Ancak, bacak ağrısının diğer nedenleri arasında yaralanmalar, enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar ve kemik problemleri de yer alır. Çocuğunuzun ağrısı gün içinde şiddetli, bacakta kızarıklık veya şişlik gibi belirtilerle birlikteyse, ortopedi uzmanına başvurmanız önemlidir. Büyüme ağrısı gibi fizyolojik bir neden olmayabilir.<br />
<br />
<b>ÇOCUKLARDA BACAK AĞRISINA KARŞI ALINABİLECEK ÖNLEMLER</b></p>

<p>Ebeveynlerin çocuklarında büyüme ağrısını hafifletmek için alabileceği bazı önlemler şunlardır:</p>

<p>Masaj:&nbsp;Hafif bir bacak masajı, kasların rahatlamasına yardımcı olur.Sıcak Uygulama:&nbsp;Ilık bir havlu veya sıcak su torbası kullanarak kasları rahatlatabilirsiniz.Nazik Germe Egzersizleri:&nbsp;Çocuğunuzun bacak kaslarını hafifçe germesi, kasların gevşemesine destek olur.Dinlenme:&nbsp;Ağrı sırasında çocuğunuzun dinlenmesi ve fiziksel aktiviteden kaçınması fayda sağlar.</p>

<p><b>ÇOCUKLARDA BACAK AĞRISININ TEDAVİSİ</b></p>

<p>Doç.Dr.Aybars&nbsp;Kıvrak,''Büyüme ağrısında genellikle hastalar özel bir tedaviye ihtiyaç duymaz. Ağrılar geçici olup, çocuğunuzun sağlıklı büyüme sürecinin bir parçasıdır. Ancak ağrıların sık ve şiddetli olması durumunda bir ortopedi ve travmatoloji uzmanına başvurmanız gerekir.''dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Apr 2025 21:56:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/cocuklarda-buyume-agrisina-dikkat-1743706594.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>8 soruda diyabet testi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/8-soruda-diyabet-testi-1101</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/8-soruda-diyabet-testi-1101</guid>
                <description><![CDATA[8 sorudan oluşan diyabet testi hazırlayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, bu belirtilerden birinin bile olması durumunda mutlaka doktora başvurmak gerektiğini belirtti, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>8 sorudan oluşan diyabet testi hazırlayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, bu belirtilerden birinin bile olması durumunda mutlaka doktora başvurmak gerektiğini belirtti, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik ve fazla kilo gibi faktörlerle son yıllarda görülme sıklığı hızla yaygınlaşan diyabetin erken tanı ile önlenebileceğini biliyor muydunuz? Peki ya diyabetinin farkında bile olmayıp yaşam kaybına dahi yol açabilecek risklerle günlük yaşantısını sürdüren milyonlarca insan olduğunu?! Yapılan çalışmalara göre; ülkemizde yaklaşık her 8 kişiden birinin diyabeti var ama pek çoğu bundan habersiz!</p>

<p>Diyabetin kontrol altına alınmadığında çok ciddi tehlikelere neden olabildiğini belirten&nbsp;<strong>Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja</strong>&nbsp;“Diyabet kontrol altına alınmadığında kalp ve damar hastalıkları, ayaklarda zor iyileşen hatta ampütasyona yol açabilen yaralar, görme kaybı ve böbrek yetmezliği gibi çok ciddi hastalıklara neden olabiliyor” diyor. Buna karşın diyabetin günlük yaşam alışkanlıklarını düzenleyerek kontrol altına alınabileceğini, erken teşhisin ise kritik önem taşıdığını belirten Dr. Murrja, bazı belirtilere özellikle dikkat etmek gerektiğini söylüyor.</p>

<p><strong>Çok sık su içme ihtiyacı hissediyor musunuz?</strong></p>

<p>Aşırı susama ve sık su içme ihtiyacı, diyabetin erken belirtilerinden biri olabilir. Yüksek kan şekeri, vücudun dengeyi sağlamak için daha fazla suya ihtiyaç duymasına ve susuzluk hissine neden olur.&nbsp;</p>

<p><strong>Sık idrara çıkıyor musunuz?</strong></p>

<p>Özellikle geceleri sık sık idrara çıkıyorsanız, bu durum kan şekerinizin yüksek olduğuna işaret edebilir. Kan şekeri belli bir seviyenin üzerine çıktığında (genellikle 180 mg/dL'nin üzerinde), böbrekler fazla şekeri idrarla dışarı atmaya çalışır. Bu sırada glikoz, suyu da beraberinde sürükler; bu da idrar miktarını artırır ve vücut daha fazla su kaybederek susuz kalır.&nbsp;</p>

<p><strong>Ani kilo kaybı yaşıyor musunuz?</strong></p>

<p>Son zamanlarda bilinçli bir diyet yapmadan kilo kaybı yaşadıysanız, bu durum insülin eksikliğine bağlı olarak vücudun enerji üretiminde yağları kullanmaya başlamasından kaynaklanabilir. Normalde, hücreler enerji üretmek için kandaki glikozu kullanır. Ancak diyabette insülin hormonu yeterince etkili çalışmadığında veya üretilemediğinde, glikoz hücrelere giremez ve vücut enerji sağlamak için yağları ve kas dokusunu yakmaya başlar. Bu durum, hızlı ve ani kilo kaybına neden olabilir. Diyabetle ilişkili kilo kaybı genellikle iştahın artmasıyla birlikte görülür, çünkü hücreler yeterli enerjiyi alamadığı için beyin sürekli açlık sinyali gönderir.</p>

<p><strong>Sürekli tatlı yeme isteği mi duyuyorsunuz?</strong></p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Sürekli şekerli gıdalara yönelme isteği, kan şekeri düzeylerinizdeki dalgalanmaların bir göstergesi olabilir. Vücut yeterince insülin üretemediğinde ya da mevcut insülin etkili şekilde kullanılamadığında, hücreler enerji için ihtiyaç duyduğu şekeri düzenli alamaz. Bu da beynin acıkma sinyali ile birlikte tatlı isteğini artırır. Özellikle yemekten kısa bir süre sonra yeniden acıkma ya da enerji düşüklüğü hissediyorsanız, bu durum diyabetin habercisi olabilir” diyor.&nbsp;</p>

<p><img height="945" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/03/1743574081-dr-edvin-murrja-1743689853-552-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>Yaralarınız geç mi iyileşiyor?</strong></p>

<p>Diyabet, bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kan dolaşımını olumsuz etkileyerek yaraların daha geç iyileşmesine neden olabilir. Yüksek kan şekeri, damar yapısını bozarak yaralanan bölgelerde yeterli oksijen ve besin maddelerinin taşınmasını engeller. Aynı zamanda bağışıklık hücrelerinin etkinliğini azaltarak enfeksiyon riskini artırabilir. Özellikle ayak yaraları ve enfekte kesikler diyabet hastalarında dikkatle takip edilmelidir.</p>

<p><strong>Sürekli yorgun ve halsiz mi hissediyorsunuz?</strong></p>

<p>Vücudunuz şekerden yeterince enerji üretemediğinde, kendinizi sürekli yorgun hissedebilirsiniz. Diyabet hastalarında bu belirti oldukça yaygındır ve genellikle insülin direnciyle ilişkilidir. Kan dolaşımında yeterince glikoz olsa bile, hücreler bu glikozu etkili bir şekilde enerjiye dönüştüremez. Bunun sonucunda kaslar ve organlar yeterli enerjiyi alamaz ve kişi gün boyunca halsiz ve bitkin hisseder. Uyku düzeninde bozulmalar da bu yorgunluğu artırabilir.</p>

<p><strong>Ellerde ve ayaklarda uyuşma veya karıncalanma hissediyor musunuz?</strong></p>

<p>Sinir hasarı (nöropati), diyabetin erken ve yaygın belirtilerindendir. Ellerde, ayaklarda veya bacaklarda uyuşma, karıncalanma ya da yanma hissi varsa dikkatli olmalısınız. Yüksek kan şekeri, sinir uçlarına zarar vererek his kaybına yol açabilir. Özellikle uzun yıllar diyabeti kontrolsüz şekilde seyreden hastalarda sinir hasarı gelişebilir. Düzenli kan şekeri kontrolü, bu tür komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşır.</p>

<p><strong>Aile bireylerinizde diyabet hastası var mı?</strong></p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Diyabet, genetik yatkınlıkla da ilişkili bir hastalıktır. Anne, baba veya kardeşlerinizde diyabet öyküsü varsa, risk altında olabilirsiniz. Özellikle birinci derece akrabalarda Tip 2 diyabet bulunması, kişinin ilerleyen yıllarda diyabet geliştirme ihtimalini artırır. Ancak genetik yatkınlık tek başına hastalığı belirlemez; sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve kilo kontrolü bu riski azaltmaktadır. Bu nedenle risk grubunda olan kişilerin düzenli olarak doktor kontrolünden geçmesi önemlidir” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Apr 2025 21:56:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/04/8-soruda-diyabet-testi-1743706576.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Huzursuz bacak sendromuna dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/huzursuz-bacak-sendromuna-dikkat-1084</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/huzursuz-bacak-sendromuna-dikkat-1084</guid>
                <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p><b>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</b>Huzursuz bacak sendromu istirahatte (kara ve havayolu seyahatlerinde dahi yaşanabilir) veya uyurken bacak ağrısı, kramp, karıncalanma, kaşıntı ve yanma hissi ile kendini belli eden bir semptomlar bütünü olup,&nbsp;bacaklar&nbsp;dışında vücudun başka yerlerinde de ortaya çıkabilir.&nbsp;Hastaların birçoğu, önleyemedikleri bir hareket etme mecburiyetinden&nbsp;(dayanılmaz dürtüsel hareket ettirme gereksinimi) yakınmakta ve hastalık kaynaklı uyku problemi yaşamaktadırlar.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1"><b>BELİRTİLERİ NELERDİR ?</b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1">Huzursuz bacak sendromunun belirtileri: bacak ağrısı ve hareket ettirme mecburiyeti(kolları da etkileyebilir), kramp, uyuşmak hissi, karıncalanma, kaşıntı ve yanma olabilmektedir. Şikayetlerin kötüleşmesi veya sıklığının artması uyku kalitesini ciddi etkilemekte ve depresyon, panik bozukluk ve agresif tavırlara neden olabilmektedir. Genellikle yavaş başlayıp tedrici olarak artış göstermektedir. Bacaklarda hissedilen huzursuzluk hissini birçok hastalık sağlayabiliyor.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1">Huzursuz bacak sendromunda görülen bacak şikayetleri genellikle bacakların hareket ettirilmesiyle rahatlayabilmektedir, bu bulgular durgunlaşmış dokuda meydana gelmektedir. Bulgular gün sonuna doğru, uzun istirahat ve gece yarısında insanları daha çok rahatsız ediyor. Genetik kökenli olabileceği gibi diyabet, hamilelik, hipotroidi, ağır metal toksinleri, polinöropati, hormonal hastalıklar, Romatoid Artrit, Fibromiyalji Sendromu, Miyofasiyal Ağrı Sendromu, Disk Hernileri(fıtıklar), Kas hastalıklar, kansızlık, üremi, sigara içme, kafein, alkol, böbrek yetmezliği, bacaklarda kan dolaşımı yetersizliği, bazı ilaçlar nedeni ile de meydana gelebilmektedir.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1"><b>HASTALIK EN ÇOK KİMLERDE GÖRÜLÜR ?</b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1">Huzursuz bacak daha çok kadınlarda görülmekle birlikte erkeklerde ve gebelik döneminde de görülebilmektedir.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1"><b>TANISI NASIL KONULUR ?</b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1">Huzursuz&nbsp; bacak sendromu görüntüleme yöntemleriyle veya kan tetkikleri ile ortaya çıkmamaktadır. Hastaların şikayetlerine göre teşhis konulmaktadır. Tanıyı koyabilmek için bacakları hareket ettirme ihtiyacı duyma bulgusu ön planda tutulmaktadır. Bazı hastaların değişik ifadeleri olabilmektedir. Bacaklarının gece ağrı makinası gibi rahatsız ettiği, kaslarını mengene gibi sıkıştırdığı, sanki bacaklarında karınca geziyormuş hissi deneyimlediklerini ifade etmekteler. Bu şikayetlerin hareket etmekle geçtiği veya hafiflediği görülmektedir.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1"><img height="999" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/17/doc-dr-ahmet-inanir-1739796835-416-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p class="228bf8a64b8551e1"><b>TEDAVİSİ NEDİR ?</b></p>

<p>Huzursuz&nbsp; bacak sendromu belirtilerinin görüldüğü hastalarda detaylı bir muayene ile sorunun kaynağının saptanması büyük önem taşır. Tedavi görmeyen hastalarda, gündüz aşırı uyku hali, sıklıkla günlük yaşamlarında, işlerinde, sosyal ilişkilerinde problemler, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, depresyona yatkınlık sık görülür. Huzursuz bacak sendromunun tedavisinde hastalığın altında yatan nedenleri (demir eksikliği, diyabet vs.) tedavi etmek amacı ile ilaçlar kullanılabilir.</p>

<p>Ayrıca kesin tanılı hastalarda İlaç tedavisi olarak dopamin düzeyini artırıcı ilaçlar kullanılmaktadır. Hafif hastalık belirtisi gösteren hastalarda günlük egzersizler, masajlar, soğuk veya sıcak uygulamalar belirtilerin hafiflemesine yardımcı olur. Ayrıca hastalığın ortaya çıkmasına neden olan ilaçların kullanımının kısıtlanması gerekir.</p>

<p>Alkol, kahve,&nbsp;çikolata ve sigara kullanımı sonlandırılmalıdır. Parkinson hastalığı, böbrek hastalığı, varis, romatizmal bir hastalıkları var ise öncelikle tedavi edilmelidir.&nbsp; Vitamin(özellikle B12 ve D- vitamini,) ve mineral(Magnezyum) eksiklikleri giderilmelidir. Hastaların tedavisinde kısıtlı kalınmamalı; Nöralterapi, Manuel terapi, Prolotrapi, Kupa terapi, Kinezyolojik bantlama, Ozon terapi ve çok&nbsp;güncel bir tedavi yaklaşımı olan rejeneratif tedavi seçenekleri hastanın hizmetine sunulmalıdır.&nbsp;Tedaviye, hastanın şikayetleri kayboluncaya kadar devam edilmelidir.&nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 01:29:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/03/huzursuz-bacak-sendromuna-dikkat-1742941771.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kolon Kanseri Belirti Vermeden İlerleyebilir, Erken Teşhisle Sağlığınızı Koruyun</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/kolon-kanseri-belirti-vermeden-ilerleyebilir-erken-teshisle-sagliginizi-koruyun-1079</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/kolon-kanseri-belirti-vermeden-ilerleyebilir-erken-teshisle-sagliginizi-koruyun-1079</guid>
                <description><![CDATA[Kolon Kanseri Belirti Vermeden İlerleyebilir, Erken Teşhisle Sağlığınızı Koruyun]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kolorektal kanserler, kalın bağırsak veya rektumda gelişen ve dünyada en sık görülen kanser türlerinden biridir. Erken tanı ve tedavi ile büyük ölçüde tedavi edilebilen bu hastalık, genellikle belirti vermediği için erken evrelerde fark edilmesi zor olabilir. Ancak günümüzdeki gelişmiş tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde kolon kanseri hakkında bilinçli olmak, erken teşhis koymak ve tedavi sürecini başarıyla yönetmek mümkündür.</p>

<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. A. Kerim Oyman, kolon kanseri tarama, tanı ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı. ”Kolorektal kanser, tarama programları ile erken teşhis edilebilen kanser türlerinden biridir. Henüz kansere dönüşmemiş poliplerin veya erken dönem lokalize kanserlerin tespit edilerek tedavi edilmesi mümkündür” dedi.</strong></p>

<p><strong>Kolon Kanserinde Erken Teşhis Hayat Kurtarır</strong></p>

<p>Doç. Dr. A. Kerim Oyman, standart risk grubundaki 50-70 yaş aralığındaki bireyler için tarama önerilerini şu şekilde açıkladı: ”İki yılda bir gaitada gizli kan testi ve on yılda bir kolonoskopi yapılması önerilmektedir. Son iki gaitada gizli kan testi negatif olan 70 yaşındaki bireylerde tarama sonlandırılmaktadır.”</p>

<p><strong>Kolon Kanserinin Tanı Süreci</strong></p>

<p>Kolon kanseri tanısının birkaç aşamada konulduğunu belirten Doç. Dr. A. Kerim Oyman, ”İlk olarak gaitada gizli kan testi uygulanarak dışkıda kan olup olmadığı kontrol edilir. Kanserin erken evrelerinde dışkıda kan bulunabilse de bu testin tek başına kesin tanı koymada yetersiz olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.</p>

<p>Tanı sürecinde rektal muayenenin önemine de değinen Doç. Dr. Oyman, ”Doktorun parmakla rektum bölgesini muayene ederek şüpheli kitleleri tespit etmesini sağlayan bu yöntem, özellikle rektum kanseri açısından büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kolonoskopinin de kolon kanserinin tespitinde kritik bir yöntem olduğunu belirterek, ”Kolonoskopi, ışıklı bir endoskopi aleti kullanılarak kalın bağırsağın iç yüzeyinin incelenmesini sağlar. Şüpheli dokular alınarak biyopsi yapılır ve kanser hücrelerinin varlığı ile türü belirlenir. Biyopsi, kanserin evresi ve tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde kritik bir rol oynar” dedi.</p>

<p>Kolonoskopi uygulanamayan hastalarda sanal kolonoskopi yönteminin tercih edildiğinin altını çizen Doç. Dr. Oyman, ”Bilgisayarlı tomografi eşliğinde yapılan sanal kolonoskopi yöntemi ile bağırsaktaki kitleleri tespit etmek mümkündür” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Kolon Kanseri Tedavi Yöntemleri</strong></p>

<p>Kolon kanseri tedavisinin hastalığın evresine, tümörün yerleşim yerine ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak değiştiğini belirten Doç. Dr. A. Kerim Oyman, en yaygın tedavi yöntemleri arasında cerrahi müdahale, kemoterapi ve immünoterapinin yer aldığını ifade etti.</p>

<p>”Cerrahi müdahale, erken evre kolon kanserlerinde tümörün ve çevresindeki dokuların alınmasını içerirken, ileri evre vakalarda tümörlü bölgenin çıkarılması ve sağlıklı dokunun birleştirilmesi gerekmektedir” diyerek, cerrahinin kolon kanserinde önemli bir tedavi yöntemi olduğunu vurguladı.</p>

<p>Kemoterapinin kanser hücrelerini yok etmek için kullanılan bir ilaç tedavisi olduğunu belirten Doç. Dr. Oyman, ”Ameliyat sonrası kanserin nüks etmesini önlemek, ilerlemesini yavaşlatmak veya tümörü küçültmek amacıyla uygulanabilir. Hedefe yönelik tedavi ise kemoterapiye dirençli ileri evre kolon kanserlerinde, kanser hücrelerinin büyümesini ve yayılmasını engellemek için kullanılmaktadır” açıklamasında bulundu.</p>

<p>İmmünoterapi hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Oyman, ”Bağışıklık sistemini güçlendirerek kanser hücrelerine karşı savunma mekanizmasını harekete geçiren bu tedavi yöntemi, belirli kolon kanseri türlerinde etkili olabilir ve hastalığın ilerlemesini durdurabilir” dedi.</p>

<p><strong>Beslenme ve Yaşam Tarzının Önemi</strong></p>

<p>Kolorektal kanser gelişiminde obezite ve aşırı kalori alımının önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Oyman, ”Yapılan araştırmalar, artan vücut kitle indeksinin kolon kanseri riskini özellikle erkeklerde iki kat artırdığını göstermektedir” dedi.</p>

<p>Beslenmenin kolon kanseri üzerindeki etkilerine değinen Doç. Dr. Oyman, ”Kırmızı et tüketimi ve özellikle işlenmiş etler, kolorektal kanser riskiyle ilişkilendirilmiştir. Yüksek lif içeren besinlerin tüketimi ise kolon kanseri riskini azaltabilir. Buğday kepeği, meyve ve sebzeler gibi lif açısından zengin gıdaların koruyucu etkisi olduğu düşünülmektedir. Akdeniz diyeti gibi sağlıklı beslenme alışkanlıkları da kanser riskini azaltmada etkili olabilir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Vitamin ve minerallerin önemine de dikkat çekerek, ”D vitamini, kalsiyum ve magnezyum eksikliklerinin kolon kanseri gelişimini artırabileceği gösterilmiştir. Bu nedenle bu vitamin ve minerallerin yeterli miktarda alınması önerilmektedir” dedi.</p>

<p>Kolon kanseri riskini artıran faktörler hakkında bilgi vererek, ”Fiziksel hareketsizlik, yüksek alkol tüketimi, sigara kullanımı ve diyabet gibi faktörlerin de kolon kanseri riskini artırdığı bilinmektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Erken Teşhis Hayat Kurtarır</strong></p>

<p>Kolon kanserinin erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çeken Oyman, ”Bu nedenle düzenli tarama testlerinin ihmal edilmemesi büyük önem taşımaktadır. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları benimsemek, dengeli beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak da kolon kanserinden korunmada etkili bir yol olabilir” dedi.</p>

<p><em>Düzenli sağlık kontrolleri ve tarama testleri sayesinde, hastalıklar erken tespit edilebilir ve tedavi süreci daha başarılı hale gelir. Bu nedenle, sağlık sorunlarını önceden fark edebilmek ve tedaviye erken başlamak için düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi büyük önem taşır. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır!</em></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Mar 2025 16:21:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/03/kolon-kanseri-belirti-vermeden-ilerleyebilir-erken-teshisle-sagliginizi-koruyun-1742822508.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mide kanseri ’güncellenen’ tedavi yaklaşımlarıyla ele alındı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/mide-kanseri-guncellenen-tedavi-yaklasimlariyla-ele-alindi-982</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/mide-kanseri-guncellenen-tedavi-yaklasimlariyla-ele-alindi-982</guid>
                <description><![CDATA[Son yıllarda hızla yaygınlaşan mide kanseri hastalığı tanı ve tedavisi alanında çalışan farklı tıp alanlarından 200’ü aşkın uzman, İstanbul’daki uluslararası sempozyumda, hem yaşam süresini uzatan hem de kalitesini artıran yeni tedavi yöntemlerini tartıştılar.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda hızla yaygınlaşan mide kanseri hastalığı tanı ve tedavisi alanında çalışan farklı tıp alanlarından 200’ü aşkın uzman, İstanbul’daki uluslararası sempozyumda, hem yaşam süresini uzatan hem de kalitesini artıran yeni tedavi yöntemlerini tartıştılar.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Türkiye'de ve dünya genelinde son yıllarda hızla yaygınlaşarak en sık görülen kanserler arasında 5’inci sırada yer alan mide kanseri, erken teşhis için etkin bir tarama yöntemi olmadığından genellikle ileri evrede tespit ediliyor. Bu durum hastalığın tedavi sürecini zorlaştırırken, yaşam kaybı riskini de artırıyor.</p>

<p>Türkiye'de en çok ölüme yol açan 3’ncü kanser türü olan mide kanserinin giderek artan görülme sıklığına dikkat çekmek, hastalığa karşı daha etkin bir mücadele planı oluşturmak ve tedavide güncellenen yaklaşımları tartışmak amacıyla 12 ülkeden 200’ü aşkın uzmanın katılımıyla “Gastroözofageal Bileşke Kanserinde Güncel Yaklaşımlar: Multidisipliner Perspektifler ile Tedavi ve Gelecek Vizyonu Sempozyumu” İstanbul'da gerçekleştirildi.</p>

<p>Sempozyum Düzenleme Komitesi Üyesi, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, 2024 yılında mide kanseriyle ilgili ortaya çıkan önemli bilimsel verilerin, tedavi yaklaşımlarının yeniden değerlendirilmesini gerekli kıldığını belirterek, Acıbadem Üniversitesi Gastrointestinal Onkoloji Ünitesi’nin öncülüğünde gerçekleştirdikleri toplantı ile hem bilim dünyasına hem de toplum sağlığına önemli katkılar sunmayı hedeflediklerini belirtti.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/09/1741349654-prof-dr-erman-ayta-1741522951-291-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Prof. Dr. Aytaç mide kanserinin tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşandığını belirterek, özellikle cerrahi, ilaç tedavileri, immünoterapi ve radyoterapi alanında hastalar için daha etkili ve konforlu yöntemlerin kullanılmaya başlandığını söyledi.</p>

<p>Mide kanserinde yeni tedavi yaklaşımlarının ele alındığı sempozyumun konuşmacıları arasında bu alanda yaptıkları çalışmalarla bilinen Avrupa Medikal Onkoloji Derneği’nin (ESMO) Sindirim Sistemi Kanserleri Araştırma Başkanı, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sara De Dosso da vardı. Prof. Dr. Sara De Dosso da konuşmasında, mide kanseri tedavisinde çığır açan gelişmelerden birinin immünoterapi olduğunu vurguladı.&nbsp;</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 09 Mar 2025 16:14:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/03/mide-kanseri-guncellenen-tedavi-yaklasimlariyla-ele-alindi-1741526058.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz damlası Ramazan’da oruç bozmaz</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/goz-damlasi-ramazanda-oruc-bozmaz-943</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/goz-damlasi-ramazanda-oruc-bozmaz-943</guid>
                <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği göz ameliyatı olan ve özellikle göz tansiyonu hastalarının düzenli olarak kullanmak zorunda oldukları göz damlalarını Ramazan ayı boyunca hiç endişe etmeden kullanabileceklerini ve göz damlasının orucu bozmadığını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği göz ameliyatı olan ve özellikle göz tansiyonu hastalarının düzenli olarak kullanmak zorunda oldukları göz damlalarını Ramazan ayı boyunca hiç endişe etmeden kullanabileceklerini ve göz damlasının orucu bozmadığını açıkladı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Türk Oftalmoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Kıvanç Güngör göz damlası kullananların Ramazan’da ilaçlarını gönül rahatlığı ile kullanabileceklerini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Kıvanç Güngör yaptığı açıklamada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yönde kararı olduğunu hatırlatarak, “Göz damlaları sindirim sistemine ulaşmadığı için orucu bozmaz. Özellikle göz tansiyonu (glokom) hastalarının göz damlasını kullanmayı bırakmasıyla birlikte gözlerin görme kaybı başlıyor ve yaşanan görme kaybını geri döndürmemiz mümkün olmuyor.” diye konuştu.</p>

<p>Göz tansiyonu ve göz kuruluğu kronik hastalıklar arasında yer aldığına dikkat çeken Güngör, uzun süreli damla tedavisine ara verilmeden devam edilmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Ramazan’da hastaların en çok sorduğu sorunun göz damlasının orucu bozup bozmadığı olduğunu ifade eden Güngör, "Oruç tutan kişilerin göz damlası kullanması ile ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıklaması var: "Göze damlatılan ilaç, miktar olarak çok az yani 1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında gözenekler yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Kaldı ki bu işlem yeme içme yani gıdalanma anlamı da taşımamaktadır. Dolayısıyla göz damlası kullanmak orucu bozmaz." dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Kıvanç Güngör son olarak göz damlasını kullanmak için sahur ya da iftar vakitlerinin beklenmemesi gerektiğini ve damlaların düzenli bir şekilde saatinde kullanılması gerektiğini belirterek, tedavinin düzenli olması ve devamlılığı açısından çok önemli olduğunu söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Mar 2025 10:41:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/03/goz-damlasi-ramazanda-oruc-bozmaz-1740987704.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı uyardı: Sıvı tüketimi sahura başlamadan önce yapılmalı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/uzmani-uyardi-sivi-tuketimi-sahura-baslamadan-once-yapilmali-926</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/uzmani-uyardi-sivi-tuketimi-sahura-baslamadan-once-yapilmali-926</guid>
                <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Karşıyaka Semt Polikliniği’nde görevli Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aycem Pehlivan, Ramazan ayı boyunca sahur ve iftar sofralarında nasıl beslenilmesi gerektiğiyle ilgili önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Karşıyaka Semt Polikliniği’nde görevli Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aycem Pehlivan, Ramazan ayı boyunca sahur ve iftar sofralarında nasıl beslenilmesi gerektiğiyle ilgili önerilerde bulundu.</p><p><strong>İZMİR (İGFA) -&nbsp;</strong>Ramazan ayının başlamasına sayılı günler kala İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Karşıyaka Semt Polikliniği’nde görevli Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Aycem Pehlivan sahur ve iftar sofraları için önerilerini paylaştı. Özellikle sahurda mümkün olduğu kadar az besin tüketilmesi gerektiğini dile getiren Pehlivan, su tüketiminin de yemekten önce olmasının faydalı olacağını belirtti. Pehlivan, Ramazan ayı boyunca alınması gereken takviye gıdaları da sıraladı.</p>

<p><strong>“Sıvı tüketimi sahura başlamadan önce yapılmalı”</strong></p>

<p>Sahurda nasıl beslenilmesi gerektiğini aktararak öğün örnekleri veren Pehlivan, “Öncelikli olarak hafif ve protein odaklı bir beslenme sisteminin kurulması gerekiyor. Sahurda haşlanmış yumurta, yulaflı omlet ve yanında lorlu salata veya yoğurt, meyve ya da kuru yemişle hazırlanmış bir smoothie kullanılabilir.</p>

<p>Sahur sofrasının olabildiğinde hafif olması gerekiyor. Sıvı tüketiminin ise sahura başlamadan önce yapılması gerekir. 2 bardak suyu içtikten sonra sahur yapmak faydalıdır. Çünkü sahuru yaptıktan sonra uyuyacaksak sahur sırası ve sonrası içilen su hazımsızlık ve şişliğe neden olabilir. Sahurun sonunda içtiğimiz su gastrit, ülser ya da reflü gibi hastalıklara sebebiyet verebilir. Bu yüzden su tüketimini sahur sofrasına başlamadan gerçekleştirmeli, suyu yavaş ve oturarak içmeliyiz” dedi.</p>

<p><img height="1125" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/28/28-02-2025-cc7fb8ae-1f8a-4e10-b7c6-a59755e587cb-1740754934-428-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“Sahurda mümkün olduğu kadar az yiyelim”</strong></p>

<p>Aralıklı orucun da son yıllarda yaygınlaştığını kaydeden Pehlivan, şunları söyledi: “Bunun sebebi, açlığın bedene iyi gelmesidir. Fonksiyonel tıp programları açlığı savunur, açlığın organları yenilediği ve onardığı anlatılır. Bu sebeple sahurda çok fazla yiyecek tüketmemek, karbonhidrattan yana zengin beslenmemek gerekir. Oruçta hem fiziksel hem de ruhsal arınmaya odaklanılır. Organların kendilerini yenilemesi için de uzun süreli açlık gerekir. Sahurda ne kadar az tüketirsek o kadar yağ depoları yakılmaya başlanır ve yakılan bu enerji kişiyi daha dinç ve enerjik tutar.”</p>

<p><img height="1026" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/28/28-02-2025-f2510b3c-e189-4d9d-b3e5-b7f1ea06239c-1740754930-22-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“İftarda önce su içelim”</strong></p>

<p>İftar sofrasında da tıpkı sahurda olduğu gibi önce iki bardak su içerek başlanması gerektiğini ifade eden Pehlivan, “İftar sırasında ve iftardan hemen sonra su tüketmemeliyiz. Bunu yaparsak besinlerle birlikte sıvı karışacak ve ana yemekteki protein sindirilemeyecektir. Böyle bir durumda da şişlik ve hazımsızlık oluşabilir. İki bardak suyun ardından iki hurma yenmeli, ardından baharatsız hafif bir çorba içilmeli. 10 dakika beklendikten sonra protein odaklı bir ana yemek tüketilmeli. İftarın ardından 1,5 saat sonra su tüketmeye yeniden başlamak ve sahura kadar 2,5 litre suyu yudum yudum tüketmek daha faydalı olacaktır” diye konuştu.</p>

<p><strong>Üç takviye gıda önerisi</strong></p>

<p>Ramazan ayında çay ve kahve tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini de sözlerine ekleyen Pehlivan, “Çay ve kahve, su atımını destekleyen besinlerdir. Oruç sürecinde oldukça susuz kalacağımız için çay ve kahve tüketiminin azaltılması gerekir. İyon dengesini sağlamak için iftardan 2 saat sonra mineralli soda tüketilebilir” diye konuştu. Pehlivan, Ramazan ayında önerilecek üç takviye gıdanın da magnezyun, Omega 3 ve D vitamini olduğunu ifade etti. Pehlivan, takviye gıdaların iftardan 1,5 saat sonra içilecek suyla sırasıyla alınabileceğini ifade etti.</p>

<p><img height="450" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/28/28-02-2025-23c5750d-cf19-49ad-b61c-2229390130ef-1740754947-384-x750.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 23:32:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/02/uzmani-uyardi-sivi-tuketimi-sahura-baslamadan-once-yapilmali-1740774755.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı Kahve Tüketimi Kemik Sağlığını Tehdit Ediyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/asiri-kahve-tuketimi-kemik-sagligini-tehdit-ediyor-783</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/asiri-kahve-tuketimi-kemik-sagligini-tehdit-ediyor-783</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kemik Sağlığı ve Beslenmenin Önemi</strong></p>

<p>Kemik sağlığını korumak, genel vücut sağlığımızı sürdürebilmek için kritik bir rol oynar. Sağlıklı ve güçlü kemikler, yaşam kalitemizi doğrudan etkiler. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Vezirhüyük, kemik sağlığını etkileyen faktörleri ve beslenmenin bu süreçteki önemini anlatırken, bazı besin öğelerinin kemiklerin güçlenmesinde temel rol oynadığını belirtiyor. Bunlar arasında <strong>kalsiyum</strong>, <strong>D vitamini</strong>, <strong>protein</strong>, <strong>magnezyum</strong>, <strong>fosfor</strong> ve <strong>potasyum</strong> gibi temel besin öğeleri yer alır. Yeterli ve dengeli bir diyet, kemiklerin dayanıklılığını artırarak osteoporoz gibi hastalıkların önüne geçilmesine yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Osteoporoz: Kemik Erimesinin Tehlikeleri</strong></p>

<p>Osteoporoz, halk arasında "kemik erimesi" olarak bilinen, kemiklerin mineral yoğunluğunun azalması nedeniyle güçsüzleşmesi ve kırılgan hale gelmesidir. Dr. Vezirhüyük, osteoporozun başlangıçta belirti vermediğini, ancak zamanla kemiklerin kırılmaya başladığını belirtiyor. Osteoporozun en belirgin belirtileri arasında düşme sonucu meydana gelen kırıklar yer alır. Kırılmalar genellikle kalça, el bileği ve bel omurları gibi bölgelerde en yaygın şekilde görülür. Kemik kaybı arttıkça, küçük bir düşme bile kemik kırıklarına yol açabilir.</p>

<p><strong>Kemik Yapısının Gelişimi ve Yaşla Birlikte Değişimi</strong></p>

<p>Kemiklerin yaşam boyu devam eden bir yapım ve yıkım süreci vardır. Dr. Vezirhüyük, 30 yaşına kadar kemiklerin sürekli olarak güçlendiğini ve en dayanıklı hâlini aldığını ifade ediyor. Bu dönemde kemik kütlesi en üst seviyeye ulaşırken, 40 yaşından sonra kemik yoğunluğu yavaş yavaş azalmaya başlar. Kadınlar, menopoz sonrası östrojen hormonundaki azalma nedeniyle kemik kaybını hızla artırabilir. Bu süreçte kemikler daha zayıf hâle gelir ve osteoporoz riski artar.</p>

<p><strong>Aşırı Kahve Tüketimi ve Kemik Sağlığı</strong></p>

<p>Fazla kahve tüketimi, kemik sağlığını tehdit eden önemli faktörlerden biridir. Dr. Vezirhüyük, kahvenin yüksek miktarda kalsiyum kaybına yol açtığını ve bu durumun kemiklerin zayıflamasına neden olabileceğini vurguluyor. Kahve, vücudun kalsiyumu daha hızlı atmasına yol açarak kemik yoğunluğunun azalmasına sebep olabilir. Bu nedenle, fazla kahve tüketimi kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir. Günlük 2-3 fincan kahve genellikle zararsız olsa da, aşırı tüketimden kaçınılması gerektiğini belirten uzmanlar, özellikle kemik sağlığını korumak isteyen bireylerin kahve tüketim miktarını sınırlamalarını öneriyor.</p>

<p><strong>Sağlıklı Kemikler İçin Ne Yapılmalı?</strong></p>

<p>Kemik sağlığını korumak, doğru beslenme alışkanlıkları, düzenli egzersiz ve sağlıklı yaşam tarzı seçimleriyle mümkündür. Dr. Vezirhüyük, sağlıklı kemikler için dengeli bir diyetin yanı sıra düzenli fiziksel aktiviteyi ve zararlı alışkanlıklardan kaçınmayı öneriyor. Ayrıca, vücudun yeterli miktarda kalsiyum almasını sağlamak için süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler ve bazı deniz ürünleri gibi gıdaların tüketilmesi önemlidir. Güneş ışığına maruz kalmak ve D vitamini almak da kemik sağlığı açısından büyük rol oynar.</p>

<p><strong>Sonuç Olarak</strong></p>

<p>Kemik sağlığını korumak, sağlıklı ve aktif bir yaşam için temel bir gerekliliktir. Aşırı kahve tüketimi gibi zararlı alışkanlıklardan kaçınarak, dengeli ve doğru bir beslenme ile kemiklerimizi güçlendirebiliriz. Unutmayın, sağlıklı kemikler uzun ve kaliteli bir yaşamın anahtarıdır!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Feb 2025 00:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/02/asiri-kahve-tuketimi-kemik-sagligini-tehdit-ediyor-1739395624.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Süte su katılıyor mu nasıl anlaşılır?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/sute-su-katiliyor-mu-nasil-anlasilir-755</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/sute-su-katiliyor-mu-nasil-anlasilir-755</guid>
                <description><![CDATA[Süte yapılan hilelerin laboratuvar testleriyle tespit edildiğini ifade eden uzmanlar, fakat süt ve süt ürünlerinde yapılan taklit ya da tağşişin tat, yoğunluk, renk gibi basit fiziksel testler yapılarak anlaşılabildiğini söyledi. İşte, süt ve yoğurt tüketirken dikkat etmesi gereken hususlar...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Süte yapılan hilelerin laboratuvar testleriyle tespit edildiğini ifade eden uzmanlar, fakat süt ve süt ürünlerinde yapılan taklit ya da tağşişin tat, yoğunluk, renk gibi basit fiziksel testler yapılarak anlaşılabildiğini söyledi. İşte, süt ve yoğurt tüketirken dikkat etmesi gereken hususlar...</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Gıda Teknolojisinden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, süt ve süt ürünlerinde yapılan hileleri ve bunları anlamanın pratik yollarını anlattı.</p>

<p>Süte su katılması ile süt miktarının arttırılması ve maliyet düşürülmeye çalışılmasının hem sütün besin kalitesini düşürdüğünü hem de sağlık açısından büyük sorun teşkil edebildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Süte yapılan hileler laboratuvar testleriyle tespit edilmektedir. Fakat süt ve süt ürünlerinde yapılan taklit ya da tağşiş tat, yoğunluk, renk gibi basit fiziksel testler yapılarak da anlaşılabilir.&nbsp; Doğal süt porselen bir beyazlıkta, mat ve temiz olmalıdır. Hile amacıyla su katılmış sütlerin rengi hafif mavimsidir. Yoğunluk testi yapılarak sütün saf olup olmadığı anlaşılabilir. Saf sütün yoğunluğu suyun yoğunluğundan fazladır. Bu nedenle yoğun bir kıvama sahiptir. Bir yüzey üzerinde döküldüğünde yayılma ve iz bırakmasına bakılarak süte su katılıp katılmadığı anlaşılabilir. Su katılmış sütler daha hızlı akarken; saf sütler yavaş ve iz bırakarak akmaktadır. Ayrıca saf sütün yoğunluğunun fazla olmasından kaynaklı suyun içine saf süt damlattığınızda dibe çökerken, su katılmış süt damlatılması durumunda bardaktaki su ile hemen karışır ve bulanık bir renk almasını sağlar.” dedi.</p>

<p><img height="471" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/09/1739001780-znur-eyilcim-1739105270-100-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KAYMAK OLUŞMUYORSA SU KATILMIŞ OLABİLİR</strong></p>

<p>Süte su katılıp katılmadığını anlamanın en etkili yollarından birinin de kaynatarak test etmek olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Saf süt kaynatıldığında yüzeyde yoğun bir kaymak tabakası meydana getirir. Fakat su katılmış sütlerde bu durum ya az kaymak oluşmasıyla ya da kaymak oluşmamasıyla sonuçlanır. Saf sütün kendine has bir tadı mevcuttur. Süt içildiğinde sahip olduğu yoğun bir tattan ziyade daha sulu bir tat hissediliyorsa süte su katılmış demektir. Sütün karakteristik tadından yola çıkarak da su katılıp katılmadığı anlaşılabilmektedir.” diye konuştu.</p>

<p>Sütlerde asit tayininin de en önemli analizlerden biri olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, “Yeni sağılmış taze süt, ilk başta normal sağlıklı bir asidik reaksiyon gösterir, bu durum ilk asitlik veya doğal asitlik olarak adlandırılır. Ancak süt, bu asidik özelliği uzun süre koruyamaz. Sağım ve bekletme koşulları nedeniyle farklı mikroorganizmalar süte bulaşır. Bu mikroorganizmaların etkisiyle süt asidik seviyesinin yükselmesine neden olur. Asitlik testi laboratuvar koşullarında yapılabilmekle birlikte evde basit bir test ile de süt asitliği fiziksel olarak anlaşılabilir.&nbsp; Süte karbonat eklenmesi durumunda sütte köpürme olması içindeki doğal asit dengesinden kaynaklıdır. Fakat su katılması durumunda seyrelmeden ve asitlik dengesinin bozulmasından kaynaklı köpürme oluşmayabilmektedir. Bu durumda süte su veya nötralize edecek başka maddelerin katılmış olma ihtimali vardır.” dedi.</p>

<p><strong>PİYASADA SATILAN SÜT VE YOĞURTLARI ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?</strong></p>

<ul>
 <li>Süt ve yoğurt tüketirken dikkat etmesi gereken noktalara işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Öznur Eyilcim, şunları kaydetti:</li>
 <li>Öncelikle güvenirlilik çok önemlidir. Mutlaka güvenilen markaların tercih edilmesi gerekmektedir. Alınan sütün markası, etiket bilgileri ve sertifikası çok önemlidir.</li>
 <li>Ürünün taze olup olmadığını kontrol etmek için son kullanma tarihine bakılmalıdır.</li>
 <li>Sütün veya yoğurdun içeriğinde katkı maddesi, koruyucu veya yapay tatlandırıcı gibi istenmeyen maddelerin bulunmaması önemlidir. Eğer organik ürün aranıyorsa, sertifikalı organik ürünleri tercih edilebilir. Bu, ürünün belirli standartlara uygun olarak üretildiğini göstermektedir.</li>
 <li>Süt ve yoğurtların pastörize olup olmadığı da önemlidir. Pastörize edilmemiş sütler sağlık riski oluşturabilmektedir.</li>
 <li>Ayrıca ürünün ambalajının zarar görmemiş ve sızdırmaz olması, taze olduğunu ve hijyenik şartlarda saklandığının da bir göstergesidir.</li>
 <li>Tanınmış ve güvenilir markalar genellikle kaliteyi gösterebilmektedir. Tanımadığınız markalar hakkında araştırma yaparak daha güvenli bir tercih yapılabilir.</li>
 <li>Sütün ve yoğurdun yağ oranı, protein içeriği ve diğer besin değerleri mutlaka kontrol edilmelidir. &nbsp;</li>
 <li>Süt ve yoğurt gibi süt ürünlerinin soğuk zincirde taşınması ve saklanması çok önemlidir. Satın alırken, ürünün soğuk tutulduğundan emin olması gerekmektedir.</li>
 <li>Fiyat kalite için bir kriter olmasa da çok düşük fiyatlar da ürüne hile katıldığının ve uygun olmayan koşullarda işlenmiş olabileceğini gösterebilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Feb 2025 05:33:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/02/sute-su-katiliyor-mu-nasil-anlasilir-1739154807.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bilgisayar kullanımı sinir sıkışmasına sebep olabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/bilgisayar-kullanimi-sinir-sikismasina-sebep-olabilir-660</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/bilgisayar-kullanimi-sinir-sikismasina-sebep-olabilir-660</guid>
                <description><![CDATA[Günlük yaşamda, herkesin karşılaşabileceği bir sorun olan sinir sıkışmaları, kas, tendon veya kemik gibi dokuların sinirlere baskısı sonucunda oluşuyor. Bu durumun en sık el bileği ve dirseklerde yaşandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Zorlu, “Sinir sıkışmaları genellikle; bölgesel ağrı, el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, güç kaybı veya hareket kısıtlılığı gibi belirtilerle kendini gösteriyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamda, herkesin karşılaşabileceği bir sorun olan sinir sıkışmaları, kas, tendon veya kemik gibi dokuların sinirlere baskısı sonucunda oluşuyor. Bu durumun en sık el bileği ve dirseklerde yaşandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Zorlu, “Sinir sıkışmaları genellikle; bölgesel ağrı, el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, güç kaybı veya hareket kısıtlılığı gibi belirtilerle kendini gösteriyor” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Ani başlayan ve ağrı kesiciye rağmen geçmeyen ağrı ya da güç kaybı gibi şikayetlerin varlığında zaman kaybetmeden sağlık merkezine başvurulması gerektiğini dile getiren&nbsp;Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Zorlu, “Travma veya kazalar sonrası meydana gelen hasarlar, bilgisayar kullanımı veya spor gibi tekrarlayan hareketler, kasların veya eklemlerin aşırı zorlanması, obezite, yaşlanma ve diyabet gibi hastalıklar sinir sıkışmalarının en sık rastlanan nedenleri arasındadır” dedi.</p>

<p><strong>CERRAHİ, TEDAVİ SEÇENEKLERİ ARASINDA</strong></p>

<p>Sinir sıkışması tanısında; doktor değerlendirmesi, sinir iletim testleri ve görüntüleme yöntemlerinden faydalanılabildiğini paylaşan&nbsp;Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Zorlu, “Tedavi seçenekleri, tanı konduktan sonra durumun ciddiyetine bağlı olarak değişkenlik gösterir.</p>

<p>En yaygın tedavi seçenekleri; fizik tedavi, çeşitli ilaçlar, steroid enjeksiyonları veya cerrahi müdahale olarak sıralanabilir. Cerrahi dışı yöntemlerle başarılı sonuç alınamazsa Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı değerlendirmesi ile ameliyat gündeme gelebilir. Operasyon ile sinir sıkışmasına neden olan bası ortadan kaldırılarak sıkışan sinir rahatlatılır” şeklinde konuştu.</p>

<p><img height="767" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/01/31/1738251399-asm-emrezorlu-gorseli-1738335949-606-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>AMELİYAT SONRASI SÜREÇ FİZİK TEDAVİ İLE DESTEKLENEBİLİR</strong></p>

<p>Ameliyattan sonraki rehabilitasyon sürecinin, hastanın normal yaşantısına en kısa sürede dönebilmesi için önemli olduğunun altını çizen Zorlu, “Ağrı ve uyuşukluk gibi şikayetler çok hızlı iyileşir. Ancak güç kaybı ve hareket kısıtlılığı gibi durumların normale dönmesi daha uzun zaman aldığı için ameliyat sonrası fizik tedavi gerekebilir.</p>

<p>Operasyonun doğru zamanda ve uygun şekilde yapılması, ameliyat sonrası iyileşme sürecini olumlu etkiler. Tedavinin geciktiği durumlarda ise şikayetlerin tamamen düzelmeyebileceği veya rehabilitasyon süresinin beklenenden daha fazla sürebileceği unutulmamalı” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Feb 2025 06:39:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/02/bilgisayar-kullanimi-sinir-sikismasina-sebep-olabilir-1738381164.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kansas&#039;ta Verem Alarmı! Rekor Seviyedeki Salgın Endişe Yaratıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/kansasta-verem-alarmi-rekor-seviyedeki-salgin-endise-yaratiyor-636</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/kansasta-verem-alarmi-rekor-seviyedeki-salgin-endise-yaratiyor-636</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kansas eyaleti, 1950’lerden bu yana görülen en büyük verem salgınlarından biriyle karşı karşıya. 2024 yılı itibarıyla eyalette 110 aktif bulaşıcı verem vakası ve 632 latent (bulaşıcı olmayan) vaka tespit edildi.</p>

<p>Uzun yıllardır düşüşte olan verem vakaları, ABD genelinde yeniden artışa geçti. Kansas Sağlık ve Çevre Departmanı (KDHE), aktif ve latent vakaların hızlı bir şekilde tespit edilip tedavi edilmesinin salgının büyümesini önlemek için kritik olduğunu vurguluyor.</p>

<p><strong>Kalabalık Ortamlar Büyük Risk Taşıyor</strong></p>

<p>Uzmanlar, veremin özellikle kalabalık ve hijyen koşulları yetersiz alanlarda daha kolay yayıldığını belirtiyor. Evsiz barınakları, hapishaneler ve huzurevleri gibi yerler enfeksiyonun yayılma riskini artırıyor. Ancak yetkililer, ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) ile iş birliği içinde olduklarını ve salgının kontrol altına alınması için gerekli adımları attıklarını ifade ediyor.</p>

<p>Kansas’taki bu salgın, halk sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluştururken, yetkililer erken teşhis ve tedavinin önemine dikkat çekiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Jan 2025 17:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/kansasta-verem-alarmi-rekor-seviyedeki-salgin-endise-yaratiyor-1738162004.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakanlığı’ndan dikkat çeken paylaşım</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/saglik-bakanligindan-dikkat-ceken-paylasim-630</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/saglik-bakanligindan-dikkat-ceken-paylasim-630</guid>
                <description><![CDATA[Son günlerde sıkça gündeme gelen Aile Sağlığı Merkezleri ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı'ndan ilginç bir paylaşım geldi. Paylaşımda Aile Sağlığı Merkezleri'nde verilen hizmetlere dikkat çekildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde sıkça gündeme gelen Aile Sağlığı Merkezleri ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı'ndan ilginç bir paylaşım geldi. Paylaşımda Aile Sağlığı Merkezleri'nde verilen hizmetlere dikkat çekildi.</p><p>ANKARA (İGFA) - Sağlık Bakanlığı bilgilendirici paylaşımlarında bu kez Aile Sağlığı Merkezleri’nde verilen hizmetleri sıraladı.</p>

<p>Aile hekimleri tarafından muayene edilip hastanelerde ilgili bölümlere MHRS sistemi üzerinden yönlendirilen vatandaşlardan katılım payının yüzde 50 indirimli olarak alınacağının altı çizilen bilgilendirme paylaşımında, "⁠İndirimli katkı payı sistemi, MHRS’ye dijital entegrasyonla çalıştığı için MHRS sistemi dışında herhangi bir kağıda yazılarak yapılan sevklerde yüzde 50 indirim kotası uygulanamamaktadır.&nbsp;&nbsp;⁠⁠Aile hekimlerimiz halihazırda hastanelerimizde kendilerine tanımlı olan yüzde 10 MHRS randevu kotasını kullanmaktadır.&nbsp; Vatandaşlarımız tarafından yapılacak başvurular neticesinde bu kotada doluluk yaşanmaya başladığında, Bakanlığımız söz konusu kotayı kademeleri olarak artıracaktır" ifadeleri yer aldı.&nbsp;</p>

<p><img height="480" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/01/28/githb-oxkaaef1x-1738069510-490-x750.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Jan 2025 18:14:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/saglik-bakanligindan-dikkat-ceken-paylasim-1738077266.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal medya estetiğinde aşırıya kaçmayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/sosyal-medya-estetiginde-asiriya-kacmayin-628</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/sosyal-medya-estetiginde-asiriya-kacmayin-628</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde sosyal medyanın etkisiyle estetik uygulamalarına olan talep her geçen gün artıyor. Ancak bu talep, zaman zaman doğallığın önüne geçerek “şiş yüzler” ve “abartılı dudaklar” gibi sonuçların ortaya çıkmasına neden oluyor.  Dermatolog Dr.Babür Süer, estetik uygulamalarda başarılı sonuçlar için deneyimli uzman doktorlara ulaşılması  ve hastaların bilinçlenmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sosyal medyanın etkisiyle estetik uygulamalarına olan talep her geçen gün artıyor. Ancak bu talep, zaman zaman doğallığın önüne geçerek “şiş yüzler” ve “abartılı dudaklar” gibi sonuçların ortaya çıkmasına neden oluyor.  Dermatolog Dr.Babür Süer, estetik uygulamalarda başarılı sonuçlar için deneyimli uzman doktorlara ulaşılması  ve hastaların bilinçlenmesi gerektiğini vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>Dermatolog Dr. Babür Süer, yüz estetiğinde altın oranın önemine işaret ederek, yüzün estetik uyumunda altın oranın güzellik algısının temel taşı olduğunu ifade ederek, doğru planlanan estetik uygulamaların, kişinin doğal güzelliğini vurgularken, orantısızlık ve aşırılıklar mutsuzluk oluşturabileceğini söyledi.</p>

<p>Estetik uygulamalarda çok daha doğru ve mutlu sonuçlara ulaşmak için kişilerin beklentilerini doğru bir şekilde ifade etmesi ve uzman görüşüne göre karar vermesi önemli olduğunu kaydeden Dr. Süer, son yıllarda hastalar arasında moda haline gelen “Trout Pout” (balık ağzı&nbsp; dudaklar), “Fox Eye” (tilki gözü), “Sincap Yanaklar”, “Frozen Forehead” (donmuş alın), “Barbie Burun” ve “Sosis Dudak” gibi abartılı uygulamaların doğal görünümü bozduğu ve uzun vadede pişmanlık oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p>Dr.Süer, “Bu tür trend uygulamalar kısa vadede popüler görünse de sonuçları çoğu zaman kişiyi tatmin etmez ve doğallıktan uzak bir görüntü oluşturur” dedi.</p>

<p><img height="421" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/01/28/dr-babur-suer-1738071854-600-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>AŞIRIYA KAÇMANIN SONUÇLARI: HEM GÖRSEL HEM DUYGUSAL ETKİLER</strong></p>

<p>“Abartıya kaçan uygulamaların geri dönüşü her zaman kolay olmaz ve kişiler bu nedenle hem fiziksel hem de duygusal sorunlarla karşı karşıya kalabilir” diyen Dr. Babür Süer, hastaların, estetik uygulamalar konusunda kesinlikle uzman doktorlara danışması gerektiğini vurgularken, doğru tekniklerle ve yeterli bilgiyle yapılan estetik müdahalelerin, hem doğallığı koruyarak hem de hasta memnuniyetini artırarak daha iyi sonuçlar sağladığını ifade etti.</p>

<p>Estetik uygulamalarda doğallığın korunması ve altın oranın esas alınması, hem kişilerin kendilerini daha mutlu hissetmesini sağlıyor hem de uzun vadeli memnuniyet oluşturduğunu söyleyen Dr.Babür Süer, doğal güzelliğin peşinden gidilmesini önerdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Jan 2025 18:14:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/sosyal-medya-estetiginde-asiriya-kacmayin-1738077246.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Gülümseme: Hem Sağlık Hem Mutluluk Kaynağı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/bir-gulumseme-hem-saglik-hem-mutluluk-kaynagi-603</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/bir-gulumseme-hem-saglik-hem-mutluluk-kaynagi-603</guid>
                <description><![CDATA[Gülümsemek, sadece bir duygu ifadesi değil; aynı zamanda vücudumuz için de harika bir egzersizdir. Yapılan araştırmalara göre, bir gülümseme sırasında tam 17 kasımız aktif hale geliyor. Ancak bunun faydaları yalnızca yüz kaslarımızı çalıştırmakla sınırlı değil; gülümseme, fiziksel ve psikolojik sağlığımız üzerinde de olumlu etkiler yaratıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Bir Gülümseme Vücudumuza Ne Yapar?</strong></h3>

<ul>
	<li><strong>Yüz Kaslarını Çalıştırır:</strong> Gülümseme sırasında dudak, yanak ve göz çevresi kasları harekete geçer. Bu hareket, yüz kaslarının daha esnek ve sağlıklı kalmasına yardımcı olur.</li>
	<li><strong>Endorfin Salgılar:</strong> Gülümseme, mutluluk hormonu olarak bilinen endorfinin salgılanmasını tetikler. Bu, stresi azaltır ve daha iyi hissetmenizi sağlar.</li>
	<li><strong>Kan Basıncını Düşürür:</strong> Gülümseme, kan basıncını düzenlemeye yardımcı olabilir ve kalp sağlığına olumlu katkıda bulunur.</li>
</ul>

<h3><strong>Gülümsemek Az Enerji Harcar, Ama Büyük Etkiler Yaratır</strong></h3>

<p>Gülümsemek, kaş çatmaktan daha az enerji harcar ve bu, vücudunuzun enerji dengesini korumasına yardımcı olur. Ayrıca bir gülümseme, çevrenizdeki insanlara da bulaşıcı bir mutluluk hissi yayabilir. İnsanların size daha sıcak yaklaşmasını ve sosyal bağların güçlenmesini sağlar.</p>

<h3><strong>Bilim Ne Diyor?</strong></h3>

<p>Bilim insanları, gülümsemenin yalnızca duygusal durumumuzu değil, aynı zamanda beynimizin kimyasını da değiştirdiğini kanıtlamış durumda. Örneğin, bir çalışma sırasında insanlar gülümsediklerinde, beyinlerinin ödül merkezleri aktive olmuş ve bu kişiler kendilerini daha mutlu hissetmişler.</p>

<h3><strong>Gülümsemenin Gücü: Küçük Bir Hareket, Büyük Bir Etki</strong></h3>

<ul>
	<li>Stresli bir gün mü geçiriyorsunuz? Bir gülümsemeyi deneyin. Bu basit hareket, hem sizin ruh halinizi iyileştirecek hem de çevrenizdeki insanlara pozitif bir mesaj verecektir.</li>
	<li>Unutmayın, gülümseme yalnızca bir yüz hareketi değil; mutluluğun, samimiyetin ve bağ kurmanın evrensel dilidir.</li>
</ul>

<p><strong>Haydi, bugün birine gülümseyin! Belki de onun gününü güzelleştirebilirsiniz. ?</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jan 2025 19:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/bir-gulumseme-hem-saglik-hem-mutluluk-kaynagi-1737735415.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bireysel travmalar toplumsal travmalara dönüşebiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/bireysel-travmalar-toplumsal-travmalara-donusebiliyor-594</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/bireysel-travmalar-toplumsal-travmalara-donusebiliyor-594</guid>
                <description><![CDATA[Felaketlerin ve travmaların, insanın temel güven ve adalet duygularını sarsarak bireysel ve toplumsal etkiler ortaya çıkardığını belirten Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, bu tür olaylarla başa çıkmak için duyguların kabul edilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Felaketlerin ve travmaların, insanın temel güven ve adalet duygularını sarsarak bireysel ve toplumsal etkiler ortaya çıkardığını belirten Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, bu tür olaylarla başa çıkmak için duyguların kabul edilmesi gerektiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>İnsanların robot olmadığını, karmaşık düşüncelerimiz, duygularımız ve hislerimiz olduğunu ifade eden Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “İster doğal afet olsun, ister insan eli ile gerçekleşsin felaketlere karşı tepki veririz ve bu gayet normal.” dedi.</p>

<p>Dünyaya geldiğimizde hayat yolculuğumuza sevgi ve güven dolu insanlar olarak başladığımızı aktaran Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, ancak zaman içerisinde yaşadığımız felaketler ve travmaların, dünyaya ve insana dair bazı temel inançlarımızı sarstığını söyledi.</p>

<p><strong>Karmaşık duygularla mücadele etmenin en iyi yolu bu duyguların varlığını kabul etmek…&nbsp;</strong></p>

<p>Yaşanan son yangın felaketinden sonra, birçok insanın bir noktada dünyanın öngörülebilir olduğuna veya iyi insanlara kötü şeyler olmayacağına dair inançlarının yerle bir olduğunu dile getiren Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bir yanda feryat-figan eden acı ve kedere gark olan aileler ve sevenleri, diğer bir yanda tatillerine ve eğlenmeye kaldığı yerden devam eden kişiler, süreci dışarıdan takip eden bizlerde karışık duygulara sebep oluyor. Bir yanda acı ve keder, öte yanda öfke ve kızgınlık gibi duygulara kapılıyoruz.” dedi.</p>

<p>Her ne kadar bu karmaşık duygularla mücadele etmenin birden fazla yolu olsa da en kestirme yolunun bu duyguları anlamak, anlamlandırmak ve bu duyguların varlığını kabul etmek olduğunu söyleyen Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, şöyle devam etti:</p>

<p>“Kabul etmek ile kabullenmek bir değildir. Kabul etmek demek, kaçınmamak demek, yok saymamak demek, varlığına müsaade etmek demektir. Çünkü bizi insan yapan duygularımızdır. Duygularımızı ifade etmek, paylaşmak olumsuz olanları hafiflettiği gibi, olumlu olanları da arttırır. Duygularımızı bastırmak ve onları yok sayarak ‘normal’ davranmaya çalışmak bizi kötü etkiler. Çünkü anormal bir durumda normal tepki vermenin kendisi anormaldir.”</p>

<p><strong>İnsan eli ile ortaya çıkan felaketler öfkeyi tetikliyor&nbsp;</strong></p>

<p>İnsan eli ile ortaya çıkan felaketlerin çoğu zaman öfkeyi tetiklediğinin altını çizen Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Kabullenmeyi zorlaştırır. Anlamayı ve anlamlandırmayı zorlaştırır.</p>

<p>Bireyin adalet ve güven hissini sarsar. Güvensizlik kişiyi ‘düzenin asla düzelmeyeceği’ fikrine sürükleyebilir. Kuralların adil bir şekilde işlemediği algısı bireyde endişe ve huzursuzluğa sebep olur. Haksızlığa uğrayan insanlarda yoğun bir öfke hasıl olur. İçinde bulunduğu toplumun ve sistemin kendisini koruyamayacağını düşünür, kendine olan güveni azalır ve dünyaya olan güveni sarsılabilir. Tüm bunların neticesinde eğer bu süreci iyi yönetemezlerse travma sonrası stres bozukluğu gelişebilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Çocukların bu tür olaylara verdikleri tepkiler normal kabul edilmeli…</strong></p>

<p>Yangında arkadaşlarını kaybeden, hayatını kaybedenler için üzülen ve haberlere maruz kalan çocukların duygusal gelişimi ve ruh sağlığının derinden etkilenebileceğini aktaran Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Bu çocuklar böyle durumlarda hiç olmadığı kadar ebeveyn desteğine ve rehberliğine ihtiyaç duyarlar.” dedi.</p>

<p>Çocukların duygularını, hislerini ve düşüncelerini açıkça ve detaylı bir şekilde ifade etmelerine müsaade edilmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Verdikleri tepkilerin mevcut bağlamda normal olduğunu, bu tür felaketlerin anlaşılması ve kabullenmesinin herkes için zor olduğunu vurgulamak gerekir.</p>

<p>Kayıp ve ölümü anlatırken yaşına uygun ifadeler ve açıklamalar kullanılmalı. Sosyal medya ve haber izleme süreleri azaltılmalı. Kaygılarını arttıracak konuşmalardan ziyade güvende hissedebilecekleri ortam yaratılmalı ve rahatlatıcı etkinliklere yönlendirilmeliler. Rutinlerini sürdürmelerine özen gösterilmeli. En önemlisi, tutum ve davranışlarımız ile biz büyüklerin onlara örnek olmamız gerekir.” önerilerinde bulundu.</p>

<p><strong>Sosyal medya kullanımını sınırlandırmak gerekir…</strong></p>

<p>Sosyal medyada paylaşılan haberler bazen faydalı bilgi içerse de uzun süre buna maruz kalmanın bizleri olumsuz etkileyeceğini aktaran Prof. Dr.&nbsp;Serdar&nbsp;Nurmedov, “Çünkü bir yerden sonra bilgi kirliliğine maruz kalırız.</p>

<p>Bu sebeple yangının sosyal medyada yarattığı etkilerden kendimizi korumamız için sosyal medya kullanımını sınırlandırmamızda fayda var. Doğrulanmamış kaynaklara itibar etmemeliyiz. Spekülasyonlara ve yalan haberlere karşı uyanık olmamız gerekir. Gruplaşma, ötekileştirme ve tartışma içeren ortamlardan olabildiğince uzak durmakta fayda var.” dedi.</p>

<p><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/01/23/1737626682-serdar-nurmedov-t-bbi-kadro-1737644851-648-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jan 2025 04:24:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/bireysel-travmalar-toplumsal-travmalara-donusebiliyor-1737681888.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser riskini menopoz değil ilerleyen yaş artırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/kanser-riskini-menopoz-degil-ilerleyen-yas-artiriyor-583</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/kanser-riskini-menopoz-degil-ilerleyen-yas-artiriyor-583</guid>
                <description><![CDATA[Bir kadının yumurtalıklarındaki işlev kaybı nedeniyle hiç adet görmediği dönem menopoz olarak adlandırılıyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Cem Yalçınkaya, “Kadınlarda en sık karşılaşılan kanser türleri genellikle menopoz döneminde görülüyor ancak buradaki esas faktörün menopoz değil yaş olduğu unutulmamalı” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir kadının yumurtalıklarındaki işlev kaybı nedeniyle hiç adet görmediği dönem menopoz olarak adlandırılıyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Cem Yalçınkaya, “Kadınlarda en sık karşılaşılan kanser türleri genellikle menopoz döneminde görülüyor ancak buradaki esas faktörün menopoz değil yaş olduğu unutulmamalı” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; </strong>Menopozun bir hastalık olmamasına karşın bazı rahatsızlıklara yol açabildiğini hatırlatan Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Cem Yalçınkaya, kadınlarda menopoz şikayetlerinin diyet planları, egzersiz programları ve çeşitli ilaçlar gibi destek tedavilerle ortadan kaldırılabildiğine dikkati çekti.</p>

<p>Tüm dünyada kadınlar arasında en sık görülen meme, akciğer ve kolon kanserlerine bu süreçte daha sık rastlandığını ifade eden Dr. Yalçınkaya, "Bu nedenle düzenli doktor kontrollerine menopoz döneminde de devam edilmesi erken tanı ve tedavi için çok önemli” dedi.</p>

<p><strong>DÜZENLİ MUAYENE İÇİN BELİRTİYE İHTİYAÇ YOK</strong></p>

<p>Kadınların herhangi bir belirtiyi beklemeden düzenli olarak yılda bir kez jinekolojik muayenelerini yaptırmalarının hayati olduğunun altını çizen Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Cem Yalçınkaya, “Erken evrede tespit edilmiş jinekolojik kanserlerin neredeyse hepsinde kanserden tamamen kurtulmak mümkün. Hem kadınlarda hem de erkeklerde ilerleyen yaşa bağlı olarak kanser riskinin arttığı biliniyor. Menopoz sürecinin de 48 ve 50’li yaşlarda başlaması göz önüne alındığında özellikle bu dönem ve sonrasında sık görülen kanser türlerine karşı dikkatli olmakta fayda var. Hiçbir şikâyet olmasa da gerekli taramaların yapılması erken tanı için hayat kurtarıcı” diye konuştu.</p>

<p>Vajinal ya da rektal kanama, bölgesel inatçı kaşıntılar, geçmeyen şişkinlik, hazımsızlık, kabızlık ve ishal gibi belirtilerde zaman kaybetmeden jinekolojik muayene yaptırılması gerekir diyen Uzm. Dr. Cem Yalçınkaya, "Vajinanın dış tabakası olan vulvada görülen inatçı kaşıntıların altından nadiren de olsa kanser çıkabiliyor. Cinsel ilişki sonrası kanama ya da anormal akıntılar rahim ağzı kanserinin bir belirtisi olabilir. Şişkinlik, hazımsızlık, kilo kaybı, çabuk doyma gibi şikayetler ise, daha az görülen yumurtalık kanserine işaret edebilir. Kolon kanseri de kabızlık, ishal ve rektal kanama gibi şikayetlerle kendini gösterebilen bir kanser türü” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jan 2025 19:53:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/kanser-riskini-menopoz-degil-ilerleyen-yas-artiriyor-1737564790.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kontakt lenslerde dikkat edilmesi gerekenler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/kontakt-lenslerde-dikkat-edilmesi-gerekenler-577</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/kontakt-lenslerde-dikkat-edilmesi-gerekenler-577</guid>
                <description><![CDATA[Türk göz doktorlarını temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) kontakt lens kullanırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk göz doktorlarını temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) kontakt lens kullanırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Türk Oftalmoloji Derneği Kontakt Lens Birim Başkanı Prof. Dr. Zeynep Özbek, kırma kusuru olan ve gözlükle rahat edemeyen kişiler için hayatı kolaylaştıran kontakt lenslerin yanlış kullanılması halinde ciddi sorunlara yol açabileceğinin altını çizdi.</p>

<p>Göz doktoruna danışılmadan kontakt lens kullanımına başlanmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Özbek, kontakt lenslerin kırma kusurları için, bazı göz hastalıklarında tedavi amaçlı ve bazen de kozmetik amaçla kullanıldığını belirterek, kontakt lens kullanımı ile ortaya çıkabilecek en önemli problemlerin, kornea enfeksiyonları, immün reaksiyonlar, alerjik problemler, kuru göz ya da lensle ilgili sorunlar olabileceğini kaydetti.</p>

<p><img height="456" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/01/21/1737384096-prof-dr-zeynep-ozbek-1737472241-713-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>“Kontakt lensler, gözlüklerden farklı olarak doğrudan göz yüzeyine uygulanır ve tüm gün boyunca kornea üzerinde kalır" diyen&nbsp;Prof. Dr. Zeynep Özbek, "Bu, kontakt lenslerin gözyaşı ve göz kapağı çevresiyle sürekli temas halinde olduğu anlamına gelir. Gün içinde 12-20 bin kez göz kırptığımız düşünüldüğünde, göz altı kremleri, far, rimel, eyeliner, gibi ürünlerin&nbsp; göz ve lens yüzeyine bulaşma olasılığı oldukça yüksektir. Özellikle gözün refleks olarak sulandığı durumlarda çöz çevresine uygulanmış tüm maddeler göz yüzeyine ve lens üzerine dağılır. Bilimsel çalışmalar bu tip ürünlerin kontakt lens yüzeyinde birikebildiğini göstermiştir. Her ne kadar her akşam uyumadan önce lenslerimizi çıkarıp solüsyonla temizlesek de bazı yağ bazlı içerikler (özellikle su ile çıkmayan) kalıcı olarak lensin yapısında kalabilmekte uzamış kullanımda alerjik reaksiyonlara ve bağışıklık sistemine bağlı sorunlara yol açabilmektedir.” diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Özbek, kontakt lens kullanımı sırasında gözde ağrı, kızarıklık, yanma, batma gibi sorunlar olursa kontakt lensinizi hemen çıkarıp, lensiniz, lens kabı ve solüsyonunuz ile birlikte göz hekimize başvurulmasını önerdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jan 2025 07:29:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/kontakt-lenslerde-dikkat-edilmesi-gerekenler-1737520168.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklara empati kazandırmak, onların daha mutlu olmalarını sağlıyor…</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/cocuklara-empati-kazandirmak-onlarin-daha-mutlu-olmalarini-sagliyor-572</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/cocuklara-empati-kazandirmak-onlarin-daha-mutlu-olmalarini-sagliyor-572</guid>
                <description><![CDATA[Empati becerisinin sosyal ilişkiler ve toplumsal uyum için önemli olduğunu belirten uzmanlar, empatinin çocuklar için kritik bir değer olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Çocuklara empati kazandırmanın, onların daha sağduyulu ve anlayışlı bireyler olmalarını sağlayacağını dile getiren Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bebekler 2 yaşında başkalarının duygularını fark edebilirler, okul öncesi dönemde ise bu beceri daha belirgin hale gelir.” dedi. Çocukların empatiyi gözlem yoluyla öğrendiklerini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ebeveynlerin empatik davranışlarla model olmalarının önemine dikkat çekti ve duygu farkındalığı için drama, kitaplar ve oyunların etkili araçlar olduğunu, okullarda empati odaklı programlar ve yardımlaşma projelerinin bu beceriyi geliştirebileceğini söyledi. </strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, empatinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu ve çocuklara empati kazandırmak için ipuçları paylaştı.</p>

<p><strong>Empati kritik bir değer…</strong></p>

<p>Bir kişinin kendini başkasının yerine koyarak onun duygularını, düşüncelerini ve deneyimlerini anlaması durumunun empati olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Empati kurmak bireylerin karşısındakinin hislerine uygun bir şekilde yanıt verebilmesini de sağlayacağı için insanları birbirine yaklaştırır, çatışmaları önler ve yardımlaşmayı teşvik eder.” dedi.</p>

<p>Karşımızdakinin yaşadığı zorluğu ya da sevinci kavrayabildiğimizde sosyal ilişkilerin derin ve anlamlı hale geleceğini, toplumsal uyumun da artacağını aktaran Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Empati, çocukların da sosyal becerilerini geliştirmeleri açısından kritik bir değerdir. Çocuklara empati kazandırmak, onların daha sağduyulu ve anlayışlı bireyler olmalarına yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Çocuklar empatiyi gözlem yoluyla öğreniyor… </strong></p>

<p>Çocuklarda empatinin bebeklik döneminde başladığını ve zamanla geliştiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bebekler 2 yaşında başkalarının duygularını fark edebilirler, okul öncesi dönemde ise bu beceri daha belirgin hale gelir. Okul çağında empati daha karmaşık hale gelir ve çocuklar başkalarının duygularını daha iyi anlamaya başlarlar.” dedi.</p>

<p>Çocukların empatiyi gözlem yoluyla öğrendiklerine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu sebeple bakım verenlerin empatik davranışlar sergileyerek model olmaları ve de çocuklara duygu farkındalığı konusunda destek sağlıyor olmaları empati becerisi gelişimini sağlayacaktır. Çocuklarla duygular hakkında konuşmak, hem kendi duygularını fark etmelerine hem de başkalarının hislerini anlamalarına destek olacaktır. Empati, zamanla geliştirilen bir beceridir ve çocukları sosyal ve duygusal anlamda daha güçlü bireyler yapar.”</p>

<p><strong>Empati, çocukların hem sosyal hem de duygusal olarak başarılı ve mutlu olmalarına yardımcı olur </strong></p>

<p>Empati becerisinin, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimine birçok açıdan olumlu katkı sağladığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Empati, çocukların başkalarının duygularını anlamalarını ve onlara uygun tepki verebilmelerini sağlayarak sağlıklı ilişkiler kurmalarına destek olur. Sağlıklı ilişkiler, çocukların özgüvenini artırır ve duygusal olarak daha dayanıklı olmalarını sağlar. Bunun yanı sıra empati çocukların duygusal farkındalık aracılığıyla etkili iletişim becerileri geliştirmelerine ve çatışmaları çözmelerine de yardımcı olur. Özetle; empati becerisi çocukların hem sosyal çevrelerinde hem de duygusal dünyalarında daha başarılı ve mutlu bireyler olmalarına yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Çocuklarla duygular hakkında konuşulmalı</strong></p>

<p>Çocuklara empati kazandırmak için yapılabileceklere değinen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Öncelikle duygular hakkında bol konuşma yapmak, duyguları adlandırmak çocuğun hem kendi hem de başkalarının duygularını tanımalarına yardımcı olacaktır. Duygu farkındalığı için duygu kartları, kutu oyunları ve de kitaplar hem eğlenceli hem de öğretici kaynaklar olarak kullanılabilir. Bunların yanı sıra ebeveynlerin empatik davranışlar sergilemeleri, çocukların duygu ve düşüncelerini dikkatle dinlemeleri ve de paylaşmayı desteklemeleri oldukça önemlidir. Ayrıca, olaylara başkalarının bakış açısıyla bakmayı öğretmek ve duygusal olaylar üzerine birlikte düşünmek empati gelişimini destekler.”</p>

<p><strong>Drama, çocuklara empati becerisi kazandırmak için kıymetli bir araç</strong></p>

<p>Okullarda ise empati eğitiminin, sosyal ve duygusal becerileri geliştiren müfredat ve programlar aracılığıyla uygulanabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bu programlarla öğrencilerin duyguları tanımasını, başkalarının bakış açılarını anlamasını ve empati geliştirmesini desteklemek mümkün olacaktır. Örneğin drama, çocuklara beceri kazandırma açısında oldukça kıymetlidir; öğrenciler bu sayede farklı karakterlerin yerlerine geçerek başkalarının duygu ve düşüncelerini kolaylıkla anlayabilirler. Drama gibi etkinliklere ek olarak okullarda yardımlaşma projeleri düzenleyerek de öğrencilerin başkalarına yardım etmelerini ve ihtiyaç sahiplerinin hislerini anlamaları desteklenerek, empatiyi uygulamalı olarak öğrenmeleri sağlanabilir. Bu gibi yöntemler, öğrencilerin empatiyi öğrenmelerine ve sosyal ilişkilerde başarılı olmalarına yardımcı olur.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Jan 2025 18:49:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/cocuklara-empati-kazandirmak-onlarin-daha-mutlu-olmalarini-sagliyor-1737474548.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tedavi edilmeyen boyun ağrısı birçok sorunu tetikleyebilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/tedavi-edilmeyen-boyun-agrisi-bircok-sorunu-tetikleyebilir-552</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/tedavi-edilmeyen-boyun-agrisi-bircok-sorunu-tetikleyebilir-552</guid>
                <description><![CDATA[Kronik ağrının ruh sağlığını da olumsuz etkileyebileceğini vurgulayan Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik ağrı, stres ve anksiyeteyi artırabilir. Ayrıca kronik ağrı çeken kişiler, yaşam kalitesinin düştüğünü hissedebilir ve bu, depresyon riskini de artırabilir.” dedi. Erken teşhis ve tedaviyle bu sorunların önlenebileceğini ifade eden Op. Dr. Kemal Paksoy, fizik tedavi, egzersiz ve ergonomik düzenlemelerin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kemal Paksoy, tedavi edilmeyen boyun ağrısının neden olabileceği sağlık sorunlarından bahsetti.</p>

<p><strong>Fiziksel ve fonksiyonel problemlerin nedeni boyun ağrısı olabilir!</strong></p>

<p>Tedavi edilmeyen boyun ağrısının birçok sağlık sorununa yol açabileceğini dile getiren Op. Dr. Kemal Paksoy, “Uzun süreli veya kronik boyun ağrısı, birçok fiziksel ve fonksiyonel problem oluşturabilir. Bunların başında da kas ve iskelet sistemi sorunları gelir.” dedi.</p>

<p>Uzun süreli boyun ağrısının, omurga disklerinin zayıflamasına veya fıtıklaşmasına neden olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Kemal Paksoy, “Bu durum, sinir köklerine baskı yaparak ağrı ve uyuşmaya yol açabilir. Boyun ağrısı ayrıca, boyun omurlarında osteoartrit gelişimine katkıda bulunabilir. Bu, eklem ağrılarına ve hareket kısıtlılığına yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Kas zayıflıklarından uyku bozukluklarına kadar farklı sorunlar ortaya çıkabilir!</strong></p>

<p>Boyun ağrısı tedavi edilmezse, ilgili kasların zayıflayabileceğini, bu durumun da genel fiziksel zayıflığa ve hareket kısıtlılığına neden olabileceğini aktaran Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik boyun ağrısı, kas disfonksiyonuna yol açabilir. Bu, boyun kaslarının düzgün çalışmaması ve ek ağrılara yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Sinir sıkışması ve sinir problemleri de görülebileceğini dile getiren Op. Dr. Kemal Paksoy, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Boyun bölgesindeki sinir köklerinin sıkışması, boyundan kollara veya ellere yayılan ağrılara ve uyuşmalara neden olabilir. Uzun süreli ağrı ve sinir baskısı, sinir hasarına ve nöropatiye yol açabilir. Bu durum, duyu kaybı, uyuşma ve karıncalanma hissi gibi semptomlara neden olabilir. Boyun ağrısı, boynun hareket aralığını kısıtlayabilir ve günlük aktiviteleri zorlaştırabilir. Bu, kişinin yaşam kalitesini etkileyebilir.</p>

<p>Kronik boyun ağrısı, duruş bozukluklarına yol açabilir. Kötü duruş alışkanlıkları, boyun ağrısını daha da kötüleştirebilir ve omurga sorunlarına yol açabilir. Boyun ağrısı, gerilim tipi baş ağrılarına yol açabilir. Bu baş ağrıları, stres ve kas gerginliği ile ilişkili olabilir. Kronik ağrı, uyku kalitesini bozabilir ve genel yorgunluğa neden olabilir. Rahat bir uyku uyumayı zorlaştırabileceği için uyku bozukluklarına da yol açabilir.”</p>

<p><strong>Kronikleşen ağrı depresyon riskini artırıyor! </strong></p>

<p>Boyun ağrısının sadece fiziksel değil ruhsal etkileri de olabileceğine vurgu yapan Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik ağrı, stres ve anksiyeteyi artırabilir. Bu da kişinin genel ruh hali ve mental sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir.” dedi.</p>

<p>Sürekli ağrının, depresyon riskini de artırabileceğini ifade eden Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kronik ağrı çeken kişiler, yaşam kalitesinin düştüğünü hissedebilir ve bu, depresyon riskini artırabilir. Boyun ağrısı, günlük aktiviteleri, iş ve sosyal yaşamı kısıtlayabilir. Bu da yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Erken teşhisle, diğer sağlık sorunları önlenebilir… </strong></p>

<p>Boyun ağrısı oluşumunu önlemek ve etkilerini en aza düşürmek için erken müdahalenin önemli olduğunu aktaran Op. Dr. Kemal Paksoy, “Boyun ağrısının erken dönemde tedavi edilmesi, neden olabileceği sağlık sorunlarının önlenmesine yardımcı olabilir.” dedi.</p>

<p>Boyun ağrısı tedavisi için kullanılan yöntemlere de değinen Op. Dr. Kemal Paksoy, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Egzersiz ve fizik tedavi, boyun ağrısını yönetmek ve uzun vadeli komplikasyonları önlemek için etkili olabilir. İyi duruş alışkanlıklarının benimsenmesi ve ergonomik düzenlemeler yapılması, ağrı ve ilgili sorunları azaltabilir.</p>

<p>Kronik boyun ağrısının sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek ve tedavi etmek için bir sağlık profesyoneline danışmak önemli bir nokta. Ağrının nedenlerini belirlemek ve etkili bir tedavi planı oluşturmak için gerekir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Jan 2025 22:05:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/tedavi-edilmeyen-boyun-agrisi-bircok-sorunu-tetikleyebilir-1737227133.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Los Angeles Yangını ve Sağlık Tehditleri: California’da Mantar Salgını Tehlikesi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/los-angeles-yangini-ve-saglik-tehditleri-californiada-mantar-salgini-tehlikesi-547</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/los-angeles-yangini-ve-saglik-tehditleri-californiada-mantar-salgini-tehlikesi-547</guid>
                <description><![CDATA[California'nın Los Angeles kentini etkisi altına alan büyük orman yangınları, yalnızca çevresel tahribat yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda halk sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Yangın dumanının bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri ve bölge halkının karşı karşıya olduğu mantar enfeksiyonları riski, uzmanların dikkat çektiği en önemli konular arasında yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Duman ve Sağlık Üzerindeki Etkileri</strong></h4>

<p>California’da süregelen yangınlar, hava kalitesini dramatik şekilde düşürerek solunum yolu hastalıklarını tetikliyor. Yangınlardan yayılan duman, başta astım ve bronşit hastaları olmak üzere birçok kişi için büyük bir risk oluşturuyor. <strong>Dumanın taşıdığı partikül maddeler ve toksik gazlar, bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonlara karşı savunmasız hale getiriyor.</strong></p>

<p>Bunun yanı sıra, yangın dumanı mikroorganizmalar için taşıyıcı bir ortam sunuyor. <strong>Bakteri, virüs ve mantarların dumanla taşınarak daha geniş bir alana yayılma riski, sağlık üzerindeki tehdidi katlıyor.</strong></p>

<h4><strong>Mantar Enfeksiyonlarında Artış</strong></h4>

<p>California’daki orman yangınlarının ardından yapılan araştırmalar, yangın dumanına maruz kalan bölgelerde <strong>vadi humması</strong> olarak bilinen mantar enfeksiyonunun vakalarının %20 oranında arttığını gösteriyor. <strong>Coccidioides immitis</strong> ve <strong>Coccidioides posadasii</strong> gibi toprakta bulunan patojen mantarlar, kuru hava ve yangın sonrası koşullarda hızla yayılıyor.</p>

<p>Vadi humması, grip benzeri semptomlarla kendini gösteriyor ve ciddi akciğer enfeksiyonlarına yol açabiliyor. <strong>California’nın özellikle kurak bölgelerinde</strong> bu hastalığın hızla yayılma riski, halk sağlığını uzun vadede tehdit ediyor.</p>

<h4><strong>California’nın Mücadelesi ve Yangınların Süregelen Etkileri</strong></h4>

<p>California İtfaiye Birimi’ne göre, yangınların kontrol altına alınması ilerliyor olsa da mücadele zorlukla sürdürülüyor. <strong>Palisades yangınının yalnızca %23’ü kontrol altına alınabilirken, Ventura’daki yangının %85’i söndürülebilmiş durumda.</strong> Ancak uzmanlar, yangınların oluşturduğu sağlık tehditlerinin etkilerinin uzun yıllar boyunca hissedileceğini öngörüyor.</p>

<h4><strong>Sosyal Medyada Tartışmalar: “The Last of Us” Gerçek mi Oluyor?</strong></h4>

<p>California’daki yangınlarla mantar kaynaklı hastalıkların bağlantısı, popüler kültürde de yankı buldu. “<strong>The Last of Us</strong>” adlı dizi, bir mantar enfeksiyonunun insan beynini kontrol ederek küresel bir salgına yol açmasını konu alıyor. Gerçek hayatta vadi humması gibi hastalıkların görülmesi, izleyicilerin hayali senaryoları gerçeğe dönüştürme korkusunu artırıyor.</p>

<p>California’nın doğa olaylarıyla mücadelesi, yalnızca çevresel tahribatla değil, aynı zamanda halk sağlığını tehdit eden bu gibi yan etkilerle de şekilleniyor. <strong>Uzmanlar, yangın sonrası etkilerin daha iyi yönetilebilmesi için çevresel ve sağlık sistemlerinin bir arada ele alınması gerektiğini vurguluyor.</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Jan 2025 19:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/los-angeles-yangini-ve-saglik-tehditleri-californiada-mantar-salgini-tehlikesi-1737218040.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş tedavisi uyutarak güvenli mi?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/dis-tedavisi-uyutarak-guvenli-mi-543</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/dis-tedavisi-uyutarak-guvenli-mi-543</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, diş tedavilerinde sedasyon ve genel anestezi uygulamalarının çocuklarda korku ve kaygıyı nasıl önlediğini anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, diş tedavilerinde sedasyon ve genel anestezi uygulamalarının çocuklarda korku ve kaygıyı nasıl önlediğini anlattı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; </strong>Diş hekimi fobisi, özellikle çocuklarda ciddi kaygılara neden olabilen yaygın bir durum olarak ortaya çıkıyor.</p>

<p>&nbsp;
<p>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, korkunun etkili bir şekilde yönetilmesi için sedasyon ve genel anestezi yöntemlerinin güvenle kullanılabileceğini belirtiyor.</p>
</p>

<p>“Sedasyon, kısa sürecek tedavilerde sürecin rahat tamamlanması için kullanılan kontrollü bir uyku halidir. Genel anestezi ise daha uzun ve kapsamlı tedaviler için uygulanan bir yöntemdir. Her iki yöntemde de hasta işlem sırasında herhangi bir şey hissetmez ve tedavi sonrası bir şey hatırlamaz,” diyen Dt. Demir, uyutularak yapılan diş tedavilerinin doğru ellerde güvenli olduğunu vurguladı.</p>

<p>Uyutularak yapılan diş tedavilerinde, güvenli bir sürecin temel şartının doğru değerlendirme olduğunu belirten Dt. Demir, "Çocuğun genel sağlık durumu ve tıbbi geçmişi mutlaka incelenmelidir. Özellikle kalp hastalığı, kanama bozukluğu gibi durumlar için ilgili doktorlardan konsültasyon alınmalıdır. Tedavi, mutlaka ameliyathane ortamında ve bir anestezi uzmanının gözetiminde gerçekleştirilmelidir. Ağız hijyeni alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılmasının önemini vurgulayan Dt. Demir, “Ebeveynlerin düzenli diş kontrollerini aksatmaması ve çocukların diş hekimiyle pozitif bir bağ kurmasını sağlaması, ileride oluşabilecek diş hekimi fobisinin önüne geçecektir” diye konuştu.</p>

<p>Bazı özel durumlarda, özellikle ileri düzey kalp hastalığı olan çocuklarda, genel anestezi yüksek risk taşıyabilir. Bu tür durumlarda ağız hijyenine özen gösterilerek, tedavilerin erken dönemde ve kısa süreli seanslarla planlanması gerektiğini belirten Dt. Demir, “Risk faktörlerini minimize etmek için multidisipliner bir yaklaşımla hareket etmek şarttır” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uyutarak yapılan diş tedavileri, özellikle diş hekimi korkusu olan çocukların gelecekte ağız ve diş sağlığını koruyabilmesi için güçlü bir adım olduğunu ifade eden Dt. Demir, ebeveynlere ise, “Doğru yöntemler ve uzman bir ekip ile çocuklarınızın diş tedavisini korkusuz ve güvenli bir şekilde tamamlamanız mümkün.” mesajını verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Jan 2025 06:16:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/dis-tedavisi-uyutarak-guvenli-mi-1737170177.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Los Angeles&#039;taki Yangın Dumanları Sağlık Tehditleri Yaratıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/los-angelestaki-yangin-dumanlari-saglik-tehditleri-yaratiyor-518</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/los-angelestaki-yangin-dumanlari-saglik-tehditleri-yaratiyor-518</guid>
                <description><![CDATA[os Angeles, CA – Los Angeles çevresinde son günlerde çıkan orman yangınları, bölge sakinlerinin sağlığını ciddi şekilde tehdit eden yoğun duman ve hava kirliliğine yol açtı. Yangınlar nedeniyle gökyüzü gri bir tabakayla kaplanırken, yetkililer halkı tedbir almaya çağırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Dumanın Zararları</strong></h3>

<p>Uzmanlar, yangın dumanında bulunan ince partiküllerin (PM2.5) akciğerlere nüfuz ederek solunum yollarında tahrişe, astım ataklarına ve kalp hastalıklarına yol açabileceğini belirtiyor. Ayrıca dumanın içindeki toksik maddeler uzun süreli maruz kalma durumunda kronik sağlık sorunlarını tetikleyebilir.</p>

<h3><strong>Risk Altındaki Gruplar</strong></h3>

<p>Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), özellikle çocukların, yaşlıların, hamilelerin ve solunum yolu hastalığı olan kişilerin bu hava kirliliğinden daha fazla etkilendiğini vurguluyor. Bölgede yaşayan insanlar, dışarıda geçirilen süreyi kısıtlamalı ve mümkünse N95 maskeleri kullanmalıdır.</p>

<h3><strong>Uzmanlardan Tavsiyeler</strong></h3>

<ul>
	<li><strong>Kapıları ve Pencereleri Kapalı Tutun:</strong> Evinize duman girmesini önlemek için sıkı bir izolasyon sağlayın.</li>
	<li><strong>Hava Filtresi Kullanın:</strong> Ev içindeki hava kalitesini artırmak için hava temizleme cihazları öneriliyor.</li>
	<li><strong>Dışarı Çıkmaktan Kaçının:</strong> Gerekmedikçe dışarı çıkmamaya özen gösterin, özellikle spor aktivitelerini erteleyin.</li>
</ul>

<h3><strong>Yetkililerden Çağrı</strong></h3>

<p>Yangın söndürme çalışmaları devam ederken, Los Angeles İtfaiyesi halka sakin kalma çağrısında bulundu. Yetkililer, yangınların kontrol altına alınması için 24 saat aralıksız çalıştıklarını belirtirken, halktan evlerini tahliye etme çağrılarına uymalarını istedi.</p>

<p>Yangınların etkisinin ne kadar süreceği belirsizliğini korurken, uzmanlar temiz hava kalitesine dönmenin birkaç hafta alabileceğini ifade ediyor. Bu süreçte bireysel önlemler hayat kurtarıcı olabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jan 2025 23:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/los-angelestaki-yangin-dumanlari-saglik-tehditleri-yaratiyor-1736627628.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarihi Adım: Biden’dan 15 Milyon Amerikalıya Büyük Müjde</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/tarihi-adim-bidendan-15-milyon-amerikaliya-buyuk-mujde-500</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/tarihi-adim-bidendan-15-milyon-amerikaliya-buyuk-mujde-500</guid>
                <description><![CDATA[ABD Başkanı Joe Biden, milyonlarca Amerikalıyı rahatlatacak devrim niteliğinde bir yasayı onayladı. Yeni düzenlemeyle, 15 milyon kişinin toplamda 49 milyar doları bulan tıbbi borçları kredi raporlarından silinecek. Bu önemli adım, sağlık faturalarının insanların kredi puanlarını düşürmesine ve finansal geleceklerini karartmasına son veriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Kredi Puanlarında İyileşme – Daha Fazla Fırsat</strong></h3>

<p>Bu düzenleme, borç yükü altında ezilen milyonlarca kişinin kredi puanlarını iyileştirerek yeni fırsatların kapısını aralıyor. Uzmanlara göre, tıbbi borçların silinmesiyle ortalama kredi puanlarında 20 puanlık bir artış bekleniyor. Bu, özellikle ev kredisi, araba kredisi veya işletme finansmanı için başvuran aileler için büyük bir avantaj sağlayacak. Ayrıca, her yıl yaklaşık 22.000 kişi daha mortgage onayı alabilecek.</p>

<p>Başkan Yardımcısı Kamala Harris, bu yasayı "milyonlarca insanın hayatında bir dönüm noktası" olarak tanımladı ve şu sözlerle destek verdi: <em>“Artık tıbbi borçlar, Amerikan ailelerinin geleceğini karartan bir engel olmayacak.”</em></p>

<h3><strong>Tıbbi Cihazlar Artık İpotek Edilmeyecek</strong></h3>

<p>Yeni yasa, yalnızca kredi raporlarını değil, sağlık sorunları yaşayan bireylerin yaşam kalitesini de koruyor. Tekerlekli sandalye, protez gibi tıbbi cihazların borç karşılığı ipotek edilmesi ya da geri alınması tamamen yasaklandı. Bu, bireylerin sağlık sorunlarından kaynaklanan mali yükler altında ezilmeden hayatlarına devam edebilmelerini sağlayacak.</p>

<h3><strong>Eyaletlerden ve Yerel Yönetimlerden Büyük Destek</strong></h3>

<p>Federal düzeydeki bu düzenleme, eyaletler ve yerel yönetimler tarafından başlatılan borç silme programlarıyla birleşerek daha da güçlü bir etki yaratıyor. 2021 Amerikan Kurtarma Planı kapsamında, 750.000’den fazla Amerikalının borcu silindi. Kuzey Carolina gibi bazı eyaletler, 2 milyon kişiye 4 milyar dolarlık tıbbi borçlarını silebilme fırsatı sundu.</p>

<h3><strong>Kredi Raporlarında Adalet Dönemi Başlıyor</strong></h3>

<p>Tıbbi borçların kredi raporlarından silinmesi, yalnızca finansal rahatlama değil, aynı zamanda hatalı kredi raporlarının düzeltilmesi için bir fırsat yaratıyor. Sağlık faturalarındaki hataların ve sigorta anlaşmazlıklarının kredi puanlarını olumsuz etkilemesi artık mümkün olmayacak. Yeni düzenleme, sağlık hizmetine erişimi daha sürdürülebilir ve adil hale getirmeyi hedefliyor.</p>

<p>Bu tarihi adım, milyonlarca Amerikalı için yalnızca borçların silinmesi değil, aynı zamanda daha parlak bir geleceğin habercisi olarak değerlendiriliyor. Biden yönetimi, sağlık sistemindeki yükleri azaltmaya ve daha eşitlikçi bir finansal ortam oluşturmaya kararlı!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jan 2025 15:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/tarihi-adim-bidendan-15-milyon-amerikaliya-buyuk-mujde-1736425972.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD&#039;de Kuş Gribi Alarmı: İnsanlara ve Hayvanlara Sıçradı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/abdde-kus-gribi-alarmi-insanlara-ve-hayvanlara-sicradi-482</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/abdde-kus-gribi-alarmi-insanlara-ve-hayvanlara-sicradi-482</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Louisiana’da kuş gribinin mutasyona uğrayarak insanlara ve ineklere bulaşması, ABD genelinde büyük bir endişe yarattı. H5N1 virüsünden etkilenen 65 yaşındaki bir kadının hayatını kaybetmesiyle birlikte, Amerika’da kuş gribi kaynaklı ilk ölüm kayıtlara geçti.</p>

<p><strong>H5N1 Mutasyonu Endişe Veriyor</strong><br />
Virüs, uzun süredir kuşlar arasında yayılan bir tehditken, son mutasyonu ile insanlara ve süt ineklerine bulaşabilme kapasitesine ulaştı. Louisiana’daki ölüm vakasında, enfekte kuşlarla doğrudan temasın hastalığa neden olduğu belirlendi. Bunun yanı sıra, yapılan testlerde, enfekte inek ve tavuklarla temasta bulunan kişilerin de virüs kaptığı ortaya çıktı.</p>

<p><strong>Hayvanlardan İnsanlara Bulaşma Riski Artıyor</strong><br />
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), H5N1 virüsünün hayvanlar ve insanlar arasında yayılma potansiyeline sahip, ciddi bir mutasyon geçirdiğini açıkladı. Kaliforniya’da dört büyükbaş hayvan çiftliğinde yapılan testlerde de virüs pozitif çıktı ve bu gelişme, eyalet genelinde acil durum ilan edilmesine neden oldu.</p>

<p><strong>Bilim İnsanlarından Kritik Uyarılar</strong><br />
Uzmanlar, mutasyona uğrayan H5N1’in, insanların üst solunum yollarına daha etkili bir şekilde bağlanma yeteneği kazandığını belirtiyor. Bu durum, daha hızlı bulaşma ve potansiyel salgın riski yaratıyor. Virüsün kontrol altına alınabilmesi için hızlı ve kapsamlı önlemler alınması gerektiği vurgulanıyor.</p>

<p><strong>Neler Yapılıyor?</strong></p>

<ul>
	<li>Enfekte hayvanların itlaf edilmesi.</li>
	<li>Virüsün yayılmasını önlemek için hayvancılık tesislerinde sıkı kontroller.</li>
	<li>İnsanlar arasında yayılmayı engellemek için sağlık otoritelerinden maske kullanımı ve hijyen önerileri.</li>
</ul>

<p>Kuş gribinin insanlar ve hayvanlar üzerindeki etkileri yakından takip edilirken, Louisiana’daki ölüm ve Kaliforniya’daki pozitif vakalar, bu salgının ne kadar ciddi bir tehdit oluşturduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jan 2025 17:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/abdde-kus-gribi-alarmi-insanlara-ve-hayvanlara-sicradi-1736259427.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de Tartışma Yarattı, ABD’de Gerçek Oldu!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/turkiyede-tartisma-yaratti-abdde-gercek-oldu-454</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/turkiyede-tartisma-yaratti-abdde-gercek-oldu-454</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de bir dönem gündeme gelen hemşirelerin reçete yazabilme yetkisi, Amerika Birleşik Devletleri’nde yıllardır uygulanan bir sistem. ABD’de hemşireler, sağlık hizmetlerinde yalnızca hasta bakımıyla sınırlı kalmıyor; reçete yazma, hasta muayene etme ve hatta bağımsız muayenehane açma gibi geniş yetkilere sahipler. Peki, bu sistem nasıl işliyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lisans Eğitimi Benzer, Lisansüstü Eğitim Ayrıcalıklı</strong></p>

<p>ABD’de hemşirelik lisans eğitimi, Türkiye’deki eğitimle büyük ölçüde benzerlik taşıyor. Ancak iki ülke arasındaki temel fark, lisansüstü eğitim sürecinde ortaya çıkıyor. Amerika’da hemşirelik lisansüstü eğitimi, iki ana alan üzerine yoğunlaşıyor:</p>

<ol>
	<li>
	<p><strong>Klinik Uygulama Odaklı Eğitim:</strong> Bu tür lisansüstü programlar, hemşirelere pratik alanda daha fazla yetki kazandırıyor. Bu eğitimi tamamlayan hemşireler, reçete yazabilir, hasta muayene edebilir ve bağımsız olarak muayenehane açabilir hale geliyor.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Akademik Araştırma Odaklı Eğitim:</strong> Daha çok araştırma yöntemleri ve akademik kariyere yönelik olan bu eğitim türü, hemşirelere akademik unvan kazandırıyor ve üniversite kariyerlerinde ilerleme imkanı sağlıyor. Türkiye’deki lisansüstü eğitim sistemine benzer yönler taşıyor.</p>
	</li>
</ol>

<p><strong>Doktora Seçenekleri: DNP ve PhD</strong></p>

<p>ABD’de hemşireler için doktora düzeyinde iki farklı seçenek bulunuyor:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Doctorate of Nursing Practice (DNP):</strong> Klinik uygulama odaklı olan bu doktora programı, hemşirelere pratik alanda geniş yetkiler kazandırıyor. DNP mezunları, hasta muayene etme ve reçete yazma gibi sorumlulukları üstlenebiliyor.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Doctor of Philosophy (PhD):</strong> Daha çok akademik kariyer hedefleyenler için sunulan bu program, araştırma yöntemleri ve akademik gelişime odaklanıyor.</p>
	</li>
</ul>

<p><strong>Sonuç: ABD’de Hemşirelerin Rolü Daha Özgür</strong></p>

<p>Amerika’da hemşireler, yalnızca doktorlara yardımcı olan profesyoneller olarak değil, bağımsız çalışan sağlık uzmanları olarak da görülüyor. Eğitim sistemi, bu bağımsızlığı destekleyecek şekilde yapılandırılmış durumda. Türkiye’de tartışma konusu olan bu yetkiler, ABD’de hemşirelik mesleğinin doğal bir parçası olarak kabul ediliyor. Bu durum, hemşirelerin sağlık hizmetlerindeki rolünü daha etkin ve geniş kapsamlı bir şekilde üstlenmelerine olanak tanıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Jan 2025 11:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/turkiyede-tartisma-yaratti-abdde-gercek-oldu-1735980370.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tavşan Ateşi Vakalarında Şok Artış!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/tavsan-atesi-vakalarinda-sok-artis-442</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/tavsan-atesi-vakalarinda-sok-artis-442</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde halk arasında "Tavşan Ateşi" olarak bilinen <strong>tularemi</strong> vakalarında büyük bir artış gözlemlendi. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), bu nadir enfeksiyon hastalığının vakalarının son bir yılda %56 oranında yükseldiğini açıkladı. CDC tarafından yayımlanan Morbidite ve Mortalite Haftalık Raporu’na göre, son 12 yıl içinde 2.400’den fazla tularemi vakası kaydedildi. Bu artış, özellikle halk sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.</p>

<p><strong>Kimler Risk Altında?</strong><br />
Tespit edilen vakaların çoğu, 5-9 yaş arası çocuklar ve yaşlı erkekler arasında yoğunlaşırken, tularemi ABD’nin 47 eyaletinde rapor edildi. Ancak Arkansas, Kansas, Missouri ve Oklahoma gibi eyaletler, toplam vakaların yarısından fazlasını oluşturuyor. Özellikle bu bölgelerde yaşayanların, hastalığa karşı daha dikkatli olmaları gerektiği belirtiliyor.</p>

<p><strong>Tularemi Nedir?</strong><br />
Tularemi, Francisella tularensis adlı bakterinin neden olduğu zoonotik bir hastalıktır. Küçük memeliler, özellikle tavşanlar ve kemirgenler, bu bakteriyi insanlara bulaştırabilir. Halk arasında "Tavşan Ateşi" olarak bilinen bu hastalık, ateş, deri ülserleri, zatürre ve lenf bezlerinde şişlik gibi belirtilerle kendini gösterir. Hastalık, özellikle Mayıs ve Eylül ayları arasında daha sık görülür.</p>

<p><strong>Vakaların Artış Sebebi</strong><br />
CDC, vaka sayılarındaki bu artışın birkaç farklı nedene bağlı olabileceğini belirtiyor. Artan laboratuvar test kapasiteleri ve raporlama sıklığı, gerçek vaka sayısındaki yükselişi açıklayan etkenlerden bazıları olabilir. Ancak, hastalığın bulaşma riskine karşı tedbir alınması gerektiği konusunda uzmanlar hemfikir.</p>

<p><strong>Tedavi ve Önlemler</strong><br />
Tularemi, antibiyotiklerle etkili bir şekilde tedavi edilebilmesine rağmen, tedavi edilmediğinde ölüm oranı %24’e kadar çıkabiliyor. Ne yazık ki, hastalığa karşı yaygın bir aşı bulunmuyor. Bu nedenle, enfeksiyonun yayılmasını önlemek için bireylerin alabileceği kişisel önlemler kritik önem taşıyor.</p>

<p>CDC, kırsal bölgelerde yaşayan ve hayvanlarla temas eden kişileri, özellikle dikkatli olmaya çağırıyor. Tavşanlar ve kemirgenlerle doğrudan temastan kaçınılması, açık yaraların korunması ve gıda hijyenine özen gösterilmesi gibi önlemler, hastalığın bulaşma riskini önemli ölçüde azaltabilir.</p>

<p><strong>Sağlık Yetkililerinin Uyarısı</strong><br />
Sağlık yetkilileri, tularemi vakalarındaki bu artışı kontrol altına alabilmek için hızlı bir şekilde önlem alınması gerektiğini vurguluyor. Erken teşhisin hayat kurtarıcı olabileceğini belirten uzmanlar, belirtiler fark edildiğinde hemen sağlık kuruluşlarına başvurulmasını öneriyor. Ayrıca, halkı bilinçlendirmek için eğitim kampanyalarının artırılması gerektiği de dile getiriliyor.</p>

<p>Tavşan Ateşi salgını, insan ve hayvan sağlığı arasındaki hassas dengenin bir kez daha önemini gösteriyor. Alınacak tedbirler ve toplum bilinci, bu salgının daha geniş bir halk sağlığı krizine dönüşmesini engellemede hayati rol oynayacak.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jan 2025 11:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2025/01/avsan-atesi-vakalarinda-sok-artis-1735894372.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gardners Candies Ürünlerini Geri Çağırdı: Alerji Tehlikesi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/gardners-candies-urunlerini-geri-cagirdi-alerji-tehlikesi-410</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/gardners-candies-urunlerini-geri-cagirdi-alerji-tehlikesi-410</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü çikolata markası <strong>Gardners Candies</strong>, Cappuccino Meltaway Bar ve Meltaway Treat Box ürünlerini, içeriklerinde belirtilmeyen ağaç fındığı (özellikle kaju) ve diğer kuruyemişlerin bulunması nedeniyle geri çağırma kararı aldı. Bu durumun, özellikle <strong>kuruyemiş alerjisi olan bireyler için ciddi sağlık riskleri</strong> taşıdığı açıklandı.</p>

<p><strong>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)</strong> tarafından yapılan duyuruda, yanlış etiketleme nedeniyle ürünlerin içinde belirtilmeyen kuruyemişlerin yer aldığı ve bu durumun ağır alerjik reaksiyonlara yol açabileceği ifade edildi. Ürünlerin, <strong>ABD genelindeki perakende satış noktaları ve çevrim içi mağazalar</strong> üzerinden satışa sunulduğu bildirildi.</p>

<p>Geri çağrılan ürünlerin:</p>

<ul>
	<li><strong>35 gram boyutunda, beyaz plastik ambalajlarda</strong> paketlendiği,</li>
	<li>Aynı zamanda <strong>Gardners Meltaway Treat Box</strong> içinde yer alan ürünleri de kapsadığı,</li>
	<li>Bu kutuların 2 adet Cappuccino Meltaway Bar ve farklı çikolata tatlarını içerdiği belirtildi.</li>
</ul>

<p>Yanlış etiketlemenin üretim ve paketleme süreçlerinde yaşanan geçici bir aksaklık sonucu oluştuğu belirtilirken, <strong>Gardners Candies</strong>, üretimi geçici olarak durdurduğunu ve sorun çözülene kadar üretime ara vereceğini açıkladı.</p>

<p>Henüz herhangi bir sağlık sorunu ya da alerjik reaksiyon vakası bildirilmedi. Ancak <strong>FDA</strong>, özellikle kuruyemiş alerjisi olan tüketicileri bu ürünleri tüketmemeleri konusunda uyardı. Kuruyemiş alerjisi olmayan tüketiciler için ürünlerin güvenli olduğu ifade edildi.</p>

<p>Tüketiciler, aldıkları ürünleri iade edebilir veya <strong>Gardners Candies</strong> ile iletişime geçerek ürünlerini yenisiyle değiştirebilir. Şirket, bu süreçte müşterilerinin yanında olacağını belirtti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Dec 2024 17:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/gardners-candies-urunlerini-geri-cagirdi-alerji-tehlikesi-1735655283.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KOAH Hastalarına Kritik Uyarılar: Sigara Bırakmak ve Erken Tanı Hayati Önem Taşıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/koah-hastalarina-kritik-uyarilar-sigara-birakmak-ve-erken-tani-hayati-onem-tasiyor-405</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/koah-hastalarina-kritik-uyarilar-sigara-birakmak-ve-erken-tani-hayati-onem-tasiyor-405</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs hastalıkları uzmanı <strong>Doç. Dr. İrfan Eser</strong>, Kovid-19 salgınının ardından <strong>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)</strong> vakalarında artış yaşandığını belirtti. Özellikle sigara içenlerde yaygın görülen bu hastalığın, öksürük, nefes darlığı ve balgam gibi belirtilerle ortaya çıktığını vurgulayan Eser, erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekti.</p>

<h4>Kovid-19’un KOAH Üzerindeki Etkisi</h4>

<p>Doç. Dr. Eser, salgının birçok hastada kalıcı akciğer hasarları bıraktığını ifade ederek, yeni çekilen tomografilerde hâlâ Kovid-19’un izlerini gördüklerini belirtti. KOAH’ın, dünya genelinde ölüm nedenleri arasında <strong>kanser ve kalp krizinden sonra üçüncü sırada</strong> yer aldığını hatırlatarak bu hastalığın ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu dile getirdi.</p>

<h4>KOAH'ın Evreleri</h4>

<ol>
	<li><strong>Birinci Evre</strong>: Tanı koymanın zor olduğu bu evrede hasta, günlük işlerini yapabilir. Zaman zaman öksürük ve balgam şikayetleri görülebilir.</li>
	<li><strong>İkinci Evre</strong>: Hasta her gün öksürmeye ve balgam çıkarmaya başlar. Efor gerektiren işler, merdiven çıkmak veya spor yapmak zorlaşır. <strong>Bu evrede erken tanı ve sigarayı bırakmak, en etkili tedavi yöntemidir.</strong></li>
	<li><strong>Üçüncü Evre</strong>: Öksürük, balgam ve nefes darlığı şikayetleri oturur. Hasta geceleri nefes darlığıyla uyanır ve kısa mesafelerde bile zorluk çeker.</li>
	<li><strong>Dördüncü Evre</strong>: KOAH’ın en ağır dönemi. Hasta günlük işlerini yapamaz hale gelir, ev içinde bile hareket etmekte zorlanır.</li>
</ol>

<h4>Tedavi ve Öneriler</h4>

<p>Doç. Dr. Eser, hastalara balgam sökücü, öksürük kesici ve solunum yollarını genişletici tedaviler sunduklarını belirtti. Yeni tedavi yöntemlerinin hastaların daha rahat nefes almasını sağladığını, yaşam konforunu artırdığını ve ömürlerini uzattığını kaydetti.</p>

<p>KOAH’la mücadelede özellikle birinci ve ikinci evrede olanlara şu önerilerde bulundu:</p>

<ul>
	<li><strong>Sigara bırakılmalı</strong> ve sigara içilen ortamlardan uzak durulmalı.</li>
	<li><strong>Hafif egzersizler</strong>, günlük 30 dakikayı geçmeyecek şekilde yapılmalı.</li>
	<li><strong>Bol sıvı tüketilmeli</strong>, kabızlık ve gaz yapıcı yiyeceklerden kaçınılmalı.</li>
	<li><strong>Sulu yemekler</strong> tercih edilmeli.</li>
</ul>

<h4>Sonuç</h4>

<p>Erken evrede teşhis ve tedavi edilen KOAH, hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırabilir. Özellikle sigaranın bırakılması ve düzenli yaşam alışkanlıkları, hastalığın ilerlemesini durdurmada hayati önem taşıyor. KOAH belirtileri gösteren herkesin bir uzman doktora danışması, hem yaşam süresini hem de yaşam konforunu artırabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Dec 2024 17:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/koah-hastalarina-kritik-uyarilar-sigara-birakmak-ve-erken-tani-hayati-onem-tasiyor-1735547286.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kuş Gribi Mutasyona Uğradı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/kus-gribi-mutasyona-ugradi-387</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/kus-gribi-mutasyona-ugradi-387</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), ülkede bildirilen ilk ciddi kuş gribi vakasında, virüsün mutasyona uğradığını açıkladı. Louisiana eyaletinde 65 yaş üstü bir kişide görülen şiddetli solunum yolu hastalığı nedeniyle alınan numunelerde, virüsün hemaglutinin (HA) geninde mutasyonlar tespit edildi.</p>

<p><strong>Virüs ve Mutasyon Detayları</strong><br />
Hastanın enfekte olduğu virüs, ABD’de yabani kuşlarda ve kümes hayvanlarında görülen D1.1 genotipine ait. Bu genotip, daha önce tespit edilen B3.13 genotipinden farklı özellikler taşıyor. CDC, mutasyonların virüsün konak hücrelere bağlanma yeteneğini etkilediğini ancak genel halk sağlığı riski üzerinde önemli bir değişiklik oluşturmadığını belirtti.</p>

<p><strong>Benzer Vakalar ve Küresel Bağlantılar</strong><br />
Tespit edilen mutasyonlar, daha önce Kanada'nın British Columbia eyaletinde ağır bir vaka da dahil olmak üzere, dünyadaki nadir ve şiddetli enfeksiyonlarda rapor edilen türlerle benzerlik gösteriyor.</p>

<p><strong>Bulaşma Riski ve Halk Sağlığı Açıklaması</strong><br />
CDC, Louisiana’daki hastadan diğer bireylere virüs bulaşması olmadığını bildirdi. Genel halk sağlığı riski düşük olarak değerlendirilse de, CDC yetkilileri kuş gribi virüsünün izlenmeye devam edeceğini vurguladı.</p>

<p>Bu vaka, kuş gribi virüsünün potansiyel evrimsel değişimlerini anlamak için kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 17:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/kus-gribi-mutasyona-ugradi-1735390909.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>FDA: Fenilefrin Etkisiz, Kullanımı Aşamalı Olarak Kaldırılıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/fda-fenilefrin-etkisiz-kullanimi-asamali-olarak-kaldiriliyor-385</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/fda-fenilefrin-etkisiz-kullanimi-asamali-olarak-kaldiriliyor-385</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), reçetesiz soğuk algınlığı ilaçlarında yaygın olarak kullanılan dekonjestan madde <strong>fenilefrinin etkisiz olduğunu</strong> belirledi ve bu maddenin kullanımdan kaldırılması için harekete geçti.</p>

<p>Fenilefrin; Sudafed, Dayquil ve benzeri ilaçların popüler versiyonlarında bulunuyor, ancak araştırmalar bu maddenin burun tıkanıklığını gidermede etkili olmadığını gösteriyor. FDA, haplar ve sıvı çözeltilerde fenilefrinin kullanımının iptali için resmi bir tavsiyede bulunarak, ilaç üreticilerini ürünlerini yeniden formüle etmeye zorlayacak süreci başlattı.</p>

<p><strong>Akademik Destek ve Tüketici Etkisi</strong><br />
Bu adım, uzun süredir fenilefrinin etkinliğini sorgulayan akademisyenler için bir kazanım olarak değerlendiriliyor. Florida Üniversitesi araştırmacıları, 2007 ve 2015 yıllarında FDA'ya konuyla ilgili dilekçe sunmuştu. Ancak tüketiciler açısından bu karar, etkili alternatif ilaçlar arama gerekliliğini beraberinde getirecek.</p>

<p><strong>Doktorlar Ne Diyor?</strong><br />
Uzmanlar, fenilefrinin tedavideki etkisizliği nedeniyle kaldırılmasının, soğuk algınlığı, grip ve alerji tedavilerinde daha güvenilir ve etkili ilaçların kullanımını teşvik edeceğini belirtiyor. Bu kararın hastalar için daha faydalı olacağı görüşü hakim.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 17:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/fda-fenilefrin-etkisiz-kullanimi-asamali-olarak-kaldiriliyor-1735390518.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Felç Sonrası Yeni Bir Kimlik: Hiç Bilmediği Bir Dili Konuşuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/felc-sonrasi-yeni-bir-kimlik-hic-bilmedigi-bir-dili-konusuyor-381</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/felc-sonrasi-yeni-bir-kimlik-hic-bilmedigi-bir-dili-konusuyor-381</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>58 yaşındaki Althia Bryden, yaşadığı felç sonrası hayatında beklenmedik bir dönüşümle karşılaştı. İngiltere’de yaşayan Althia, felç geçirdikten sonra konuşma yetisini kaybetti. Ancak birkaç ay sonra kelimeler dökülmeye başladığında, ailesi ve doktorları karşılarında bambaşka birini buldu: Artık belirgin bir İtalyan aksanıyla konuşuyordu.</p>

<p>"Kim konuşuyor diye kendi kendime sordum," diyen Althia, şaşkınlığını şu sözlerle dile getiriyor: "Hayatım boyunca İtalyanca konuşmadım, hatta İtalya’ya bile gitmedim. Şimdi ise İngilizce konuşmaya çalışırken farkında olmadan İtalyanca kelimeler çıkıyor ağzımdan. 'Mamma mia', 'bambino' gibi kelimeleri kullanıyorum ve nasıl olduğunu ben de bilmiyorum."</p>

<p>Bu durum tıpta "Yabancı Aksan Sendromu" olarak biliniyor ve oldukça nadir bir fenomen. Doktorlara göre, beynindeki hasar, Althia’nın konuşma merkezini etkileyerek bu aksanı geliştirmesine neden oldu. Bu sendrom, genellikle felç, kafa travması ya da başka bir beyin hasarından sonra ortaya çıkıyor ve dünya çapında yalnızca 100 kadar vaka kaydedilmiş durumda.</p>

<p>Althia, bu durumun kendisi üzerinde derin bir etkisi olduğunu söylüyor. "Bu aksan beni başka biri gibi hissettiriyor. Kendi kimliğimi kaybetmiş gibiyim. Her sabah kalktığımda eski sesime kavuşmayı umut ediyorum ama doktorlar bunun olup olmayacağına dair bir garanti veremiyor," diye anlatıyor.</p>

<p>Tüm bunlara rağmen, Althia bu durumu kabullenmeye çalışıyor ve Felç Derneği’nden destek alarak yalnız olmadığını hissetmeye çalışıyor. "Henüz benim gibi birine rastlamadım, bu yüzden yalnız hissediyorum. Ama bu da benim hikayemin bir parçası. Bundan utanmamam gerektiğini öğrendim," diyor.</p>

<p>Althia’nın hikayesi, yalnızca bir tıbbi fenomen olmanın ötesinde, insanın zor durumlara nasıl adapte olduğunu ve kendini yeniden tanımlamak zorunda kalmasını da gözler önüne seriyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 17:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/felc-sonrasi-yeni-bir-kimlik-hic-bilmedigi-bir-dili-konusuyor-1735390003.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz sağlığından cilt sağlığına kadar birçok faydası bulunuyor… Kış aylarının vazgeçilmezi bal kabağı psikolojiye de iyi gelebilir…</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/goz-sagligindan-cilt-sagligina-kadar-bircok-faydasi-bulunuyor-kis-aylarinin-vazgecilmezi-bal-kabagi-psikolojiye-de-iyi-gelebilir-341</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/goz-sagligindan-cilt-sagligina-kadar-bircok-faydasi-bulunuyor-kis-aylarinin-vazgecilmezi-bal-kabagi-psikolojiye-de-iyi-gelebilir-341</guid>
                <description><![CDATA[Bal kabağının psikolojiye de iyi gelebileceğini dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, tüm sağlıklı özelliklerine rağmen, hiçbir besinin tek başına vücuda yarar sağlamadığına dikkat çekti ve “Yeterli ve dengeli bir beslenme programının içinde yer aldığında ve uygun porsiyonda tüketildiğinde bu olumlu etkileri görülebilir.” dedi. Hülya Yiğit ayrıca bal kabağı tüketmeyi sevenler için şekersiz bal kabağı tatlısı tarifi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:center”><strong style=”font-weight:700”><span style=”color:black”>Bal kabağının psikolojiye de iyi gelebileceğini dile getiren</span> Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, tüm sağlıklı özelliklerine rağmen, hiçbir besinin tek başına vücuda yarar sağlamadığına dikkat çekti ve “Yeterli ve dengeli bir beslenme programının içinde yer aldığında ve uygun porsiyonda tüketildiğinde bu olumlu etkileri görülebilir.” dedi. Hülya Yiğit ayrıca bal kabağı tüketmeyi sevenler için şekersiz bal kabağı tatlısı tarifi verdi.</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, kış aylarında sıkça tüketilen bal kabağının faydaları hakkında bilgi verdi ve sağlıklı bal kabağı tatlısı tarifi paylaştı.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Bal kabağı içerdiği vitaminler ve minerallerle sağlığı destekliyor!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Ülkemizde iklimsel çeşitlilik sayesinde birçok meyve ve sebzenin yetişebildiğini hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Kış aylarının gelmesi ile birlikte, turuncu rengiyle iştahımızı kabartan bal kabağı da çevremizde sıkça gördüğümüz sebzelerden biridir.” dedi.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Mevsimsel olarak tatlılarda, çorbalarda veya ana yemeklerde tüketilen bal kabağının mevsiminde tüketildiği için birçok sebzeye göre daha az kimyasal ilaç veya koruyucu madde içerdiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bal kabağı içerdiği A, C, E vitaminleri, potasyum, magnezyum sayesinde göz sağlığını koruma, cilt sağlığını destekleme ve bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olur. İçerdiği diyet lifi sayesinde bağırsak sağlığını destekler.” şeklinde konuştu.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Bal kabağı tüketmek psikolojiye de iyi gelebilir… </strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Son zamanlarda yapılan çalışmalarda, bağırsak sağlığının psikolojik durum, stres ve anksiyete üzerinde etkileri olduğunun görüldüğünü aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu sonuçları göz önünde bulundurduğumuzda, bal kabağını tüketmek psikolojinize de iyi gelir diyebiliriz. Ayrıca içerdiği bu vitamin, mineral ve diyet lifi kötü kolesterolün dengelenmesine yardımcı olur, kas ve kemik sağlığını olumlu etkiler. Bal kabağının birçok  olumlu özelliği olmasına rağmen toplumda bu besine alerjisi olan bireyler de mevcuttur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Bal kabağının sağlıklı bir sebze olduğunu ancak, hiçbir besinin tek başına vücuda yarar sağlamadığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeterli ve dengeli bir beslenme programının içinde yer aldığında, uygun porsiyonda tüketildiğinde bu olumlu etkilerinin görülebileceğini aktardı.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Bal kabağı tatlısı şekersiz de yapılabiliyor… </strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Bal kabağının çorbalarda ve sebze yemeklerinde tüketilebildiğini ancak tatlı olarak daha sık tercih edildiğini dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sağlıklı ve düşük kalorili bal kabağı tatlısı tarifi vererek sözlerini tamamladı:</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>“Şekersiz bal kabağı tatlısı için, 2 dilim bal kabağı, 4-5 adet çubuk tarçın, 2 yemek kaşığı tahin ve çekilmiş ceviz kullanılabilir.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”color:#333333”>Kabakları küp küp büyük parçalar halinde doğrayıp, içine tarçın ekleyerek kabaklar yumuşayıncaya kadar kısık ateşte pişirin. Tarçın tadını seviyorsanız miktarını arttırabilirsiniz. Piştikten sonra üzerine tahin ve ceviz ekleyerek süsleyin. Eğer tatlı isteğiniz yüksekse üzerine 1 tatlı kaşığı bal da ekleyebilirsiniz. Afiyet olsun.”</span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Dec 2024 22:06:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/goz-sagligindan-cilt-sagligina-kadar-bircok-faydasi-bulunuyor-kis-aylarinin-vazgecilmezi-bal-kabagi-psikolojiye-de-iyi-gelebilir-1734808007.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnternetten besin takviyesi alırken nelere dikkat etmelisiniz?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/internetten-besin-takviyesi-alirken-nelere-dikkat-etmelisiniz-330</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/internetten-besin-takviyesi-alirken-nelere-dikkat-etmelisiniz-330</guid>
                <description><![CDATA[Ancak geniş bir ürün yelpazesinin bulunduğu internet ortamında doğru ve güvenilir seçimler yapmak her zaman kolay olmuyor. Peki, besin takviyesi alırken nelere dikkat edilmeli?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:center”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-size:17px;line-height:107%”></span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:center”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-size:17px;line-height:107%”>Besin takviyelerinin fazlaca olduğu bir pazarda, kaliteli ürünlerin nasıl seçileceğini bilmenin çok önemli olduğunu ifade eden Tıbbi Biyokimya Uzmanı Prof. Dr.  Nilgün Tekkeşin, en iyi seçimleri yapmaya yardımcı olacak 10 ipucu verdi.</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:center”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-size:17px;line-height:107%”>Beslenme rejimine yeni besin takviyeleri eklemeden önce, bir sağlık uzmanına danışmanın önemine de işaret eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Herhangi bir yeni diyet takviyesine başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışmak, güvenliğinizi ve ürünlerin etkinliğini sağlamak için önemli bir adımdır.” dedi.</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) Tıbbi Biyokimya Bölümünden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, besin takviyesi seçerken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusuna dikkat çekti.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Yüksek kaliteli besin takviyeleri seçmek için 10 ipucu!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, besin takviyelerinin fazlaca olduğu bir pazarda, kaliteli ürünlerin nasıl seçileceğini bilmenin çok önemli olduğunu ifade ederek, en iyi seçimleri yapmaya yardımcı olacak 10 ipucunu şöyle sıraladı:</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- Ürün etiketlerini kontrol edin,</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- Saygın markaları seçin,</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- Güvenilir kaynaklara danışın,</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- Doğal içeriklere öncelik verin,</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- Kalite sertifikalarını ve etiketlerini doğrulayın,</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- Bir sağlık uzmanına danışın,</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- İncelemeleri ve referansları okuyun,</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- Fiyatları karşılaştırın,</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- Yanıltıcı iddialara karşı dikkatli olun,</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>- Çok fazla içerik içeren takviyelerden kaçının.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”> </strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Ürün etiketlerini kontrol edin!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Diyet takviyesi etiketlerini kontrol etmenin kaliteli ürünler tüketildiğinden emin olmak için önemli bir adım olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Bu bilgileri okumak ve anlamak için zaman ayırarak, daha bilinçli seçimler yapabilir ve sonuçlarınızı güvenli bir şekilde optimize edebilirsiniz. Besin takviyesi etiketlerinde etkin madde kesin dozajlarıyla açıkça tanımlanmalıdır. GMP (İyi Üretim Uygulamaları), organik veya GDO’suz gibi sertifikaları arayın. Ürünün hala etkili ve tüketilmesi güvenli olduğundan emin olmak için her zaman son kullanma tarihini kontrol edin.” dedi.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Saygın markaları seçin!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Pazarda uzun süredir var olan markaların genellikle kanıtlanmış bir kalite ve güvenilirlik geçmişi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Diyet takviyeleriniz için saygın markaları seçmek, tükettiğiniz ürünlerin kalitesini, güvenliğini ve etkinliğini garantilemek için önemli bir adımdır. Kaliteye bağlı, şeffaf ve köklü markaları tercih ederek, en iyi sonuçları elde etme şansınızı en üst düzeye çıkarırsınız.” diye konuştu.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Güvenilir kaynaklara danışın!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Diyet takviyeleri hakkında bilgi ararken, bilinçli kararlar almak için güvenilir kaynaklara güvenmenin esas olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, şöyle devam etti:</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>“Saygın sağlık web siteleri bir diğer değerli bilgi kaynağıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) veya Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) gibi büyük sağlık kurumlarının web sitelerine başvurun.” dedi.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Doğal içeriklere öncelik verin!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Doğal içerikler genellikle vücut tarafından daha iyi emilir, bu da avantajlarından daha etkili bir şekilde yararlanabileceğiniz anlamına gelir. Sentetik içerikler bazen tahrişe veya alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Doğal içerikler genellikle sentetik içeriklere kıyasla daha az yan etki riski taşır. Renklendiriciler, tatlandırıcılar ve koruyucular gibi yapay katkı maddeleri sağlık üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. ‘Katkı Maddesi Yok’ etiketine sahip ürünleri tercih edin.”</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Kalite sertifikalarını ve etiketlerini doğrulayın!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Diyet takviyeleri seçerken, güvenli ve etkili ürünler tüketildiğinde emin olmak için kalite sertifikalarını ve etiketlerini kontrol etmek gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, şunları kaydetti:</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>“Diyet takviyelerinde aramanız gereken bazı sertifikalar ve kalite etiketleri şunlardır: GMP (İyi Üretim Uygulamaları): Bu sertifika, ürünlerin katı kalite kontrol, saflık ve tutarlılık standartlarına göre üretildiğini garanti eder. GMP sertifikalı tesisler, kontaminasyonu önlemek ve ürün etkinliğini garanti altına almak için sıkı protokolleri takip eder. ISO 9001, ISO 22000: Bu uluslararası kalite yönetim standartları, şirketin üretim süreci boyunca yüksek kalite yönetimi ve kontrol standartlarına uymasını sağlar. NSF International: Bu sertifika, ürünün kirleticilerden arınmış olarak test edildiğini ve sertifikalandırıldığını ve etikette belirtilen miktarlarda listelenen bileşenleri içerdiğini gösterir.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>HACCP (Tehlike Analizi Kritik Kontrol Noktası): HACCP sertifikası, uluslararası alanda tanınan bir gıda güvenliği yönetim sistemidir. Üretim sürecinin her aşamasında tüm potansiyel kontaminasyon tehlikelerinin belirlenmesini ve kontrol edilmesini sağlar. Buna, biyolojik, kimyasal veya fiziksel tehlikelerin önlenmesi, ortadan kaldırılması veya kabul edilebilir bir düzeye indirilmesi dahildir.”</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Bir sağlık uzmanına danışın…</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, beslenme rejimine yeni besin takviyeleri eklemeden önce, bir sağlık uzmanına danışmanın önemine de işaret ederek, “Bir doktor veya beslenme uzmanı sonuçlarınızı optimize etmek için kişiselleştirilmiş ve güvenli tavsiyelerde bulunabilir. Aldığınız takviyelere güvenebilirsiniz, çünkü bunların özel ihtiyaçlarınıza göre uyarlandığını bilirsiniz. Herhangi bir yeni diyet takviyesine başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışmak, güvenliğinizi ve ürünlerin etkinliğini sağlamak için önemli bir adımdır. Bir doktor veya beslenme uzmanı, vücudunuzun özel ihtiyaçlarını belirlemenize, uygun dozajlar konusunda tavsiyelerde bulunmanıza ve etkileşimleri ve yan etkileri önlemenize yardımcı olabilir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>İncelemeleri ve referansları okuyun!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Tüketici incelemeleri ve referanslarının diyet takviyelerinin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmek için değerli bir kaynak olabileceğini de anlatan Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Diğer tüketicilerin incelemelerini ve referanslarını okumak, diyet takviyelerinin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmede önemli bir adımdır. Bağımsız ve güvenilir sitelerde incelemeler arayarak ve bu incelemeleri eleştirel bir şekilde analiz ederek, bilinçli seçimler yapmak için değerli bilgiler elde edebilirsiniz.” dedi.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Fiyatları karşılaştırın!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Diyet takviyeleri seçerken, fiyatları karşılaştırmanın paranızın karşılığında en iyi değeri aldığınızdan emin olmak için önemli bir adım olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Yüksek bir fiyat her zaman daha iyi kalite anlamına gelmezken, aşırı ucuz ürünler daha düşük kaliteli bileşenler içerebilir. Farklı markalar arasındaki fiyatları karşılaştırmak, paranın karşılığında en iyi değeri sunan ürünleri belirlemenize yardımcı olabilir.” diye konuştu.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Yanıltıcı iddialara karşı dikkatli olun…</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Diyet takviyelerinin birçok sağlık faydası sunabildiğini ancak yanıltıcı iddialara karşı dikkatli olmak önemli olduğunu da ifade eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Mucizevi sonuçlar sunduğunu iddia eden ürünlere şüpheyle yaklaşılmalıdır. Yanıltıcı iddiaların bazı belirtilerinin hızlı iyileşme vaatleri, belirli tedavi iddiaları, abartılı pazarlama dilidir. ‘Mucize’, ‘devrim niteliğinde’ veya ‘gizli çare’ gibi ifadeler genellikle abartılı pazarlamanın göstergeleridir. Açık ve gerçekçi açıklamalara sahip ürünleri arayın.” şeklinde konuştu.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Çok fazla içerik içeren takviyelerden kaçının!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Tıbbi Biyokimya Uzmanı Prof. Dr.  Nilgün Tekkeşin, diyet takviyeleri seçerken, genellikle uzun bir içerik listesine sahip ürünlerden kaçınmanın daha iyi olduğunu da sözlerine ekledi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Dec 2024 20:43:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/internetten-besin-takviyesi-alirken-nelere-dikkat-etmelisiniz-1734630228.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çiğneme sistemi farklı yönleriyle ele alındı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/cigneme-sistemi-farkli-yonleriyle-ele-alindi-306</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/cigneme-sistemi-farkli-yonleriyle-ele-alindi-306</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin düzenlediği Gnatoloji - Çiğneme Sempozyumu’nda ağız ve diş sağlığının en önemli sistemlerinden çiğneme, alanında uzman akademisyen ve diş hekimleri tarafından farklı yönleriyle ele alındı. Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tosun Tosun, diş hekimliğinin tüm alanlarını kapsayan gnatolojinin çiğneme sistemini ilgilendiren bir disiplin olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><b></b></p>

<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda düzenlenen Gnatoloji Çiğneme Sempozyumu’nda çiğneme sistemi tüm yönleriyle değerlendirildi.</p>

<p><b>Prof. Dr. Tosun Tosun: “Çiğneme sisteminin bilinmeyen pek çok yönü var”</b></p>

<p>Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tosun Tosun, gnatolojinin çiğneme sistemini ilgilendiren bir disiplin olduğunu belirterek “Gnatoloji, diş hekimliğinin tüm alanlarını kapsıyor. Bu nedenle ilgi görmeye devam ediyor. Bütün alanlar bu konuyla ilgili çalışma yapmış olmasına rağmen çiğneme sisteminin birçok karanlıkta kalan ve bilinmeyen yönü var. Çok kompleks bir yapı. Bu sempozyum bu konuda öğrencilerimizin bilgilerini artırmalarına imkan sağlayacak” dedi.</p>

<p><b>“Bilgimizi artırarak fark yaratmak zorundayız”</b></p>

<p>Ülkemizde 50 bine yakın aktif çalışan diş hekimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tosun Tosun, “Bu oran giderek artıyor. 1908 yılında Osmanlı döneminde ilk diş hekimliği okulu, o zamanki adıyla Dişçilik Mektebi açıldı. Ülkemiz 2009 senesine kadar yaklaşık 100 yıllık periyotta 29 diş hekimliği fakültesine sahipti. 2010 yılından günümüze geldiğimizde ise son 10 yılda 76 tane ilave fakülte açılmasıyla beraber sayı 105’e yükseldi. Dolayısıyla ülkemizde diş hekimliği fakültesi sayısı artıyor. Bu nedenle bizler bilgilerimizi artırarak bir fark yaratmak zorundayız. Mesleki rekabet giderek artıyor. Bu nedenle bu bilimsel etkinlikler büyük önem taşıyor. Bugünkü sempozyumda önemli konuşmacılarımız gnatolojiyi ve çiğneme sistemini ilgilendiren pek çok konuyu paylaşacaklar” dedi.</p>

<p><b>Çiğneme sisteminin yapısı ve rahatsızlıkları anlatıldı</b></p>

<p>Sempozyum Başkanı, İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Serdar Gözler moderatörlüğünde gerçekleştirilen ilk oturumda İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Kalaycıoğlu, “Çiğneme Sisteminin Fonksiyonel Anatomisi” başlıklı sunumunda çiğneme sisteminin yapısını, çiğneme kaslarının yapısın, çiğneme sisteminde ortaya çıkan sağlık sorunları ve tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi verdi. Çene ekleminin kafatasındaki tek hareketli eklem olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Kalaycıoğlu, bruksizm (çene sıkma-diş gıcırdatma) başta olmak üzere çene eklemlerini ilgilendiren sorunların tedavisinde akupunktur ve botoks uygulamalarından yararlanıldığını söyledi.</p>

<p><b>Çiğneme sistemini farklı açılardan değerlendirdiler</b></p>

<p>Sempozyumda Basel Üniversitesi’nden Dr. Sarah Qadeer “From Occlusion to Enamel Regeneration”, İstinye Üniversitesi’nden Prof. Dr. Gamze Aren, “Çocuklarda Çiğneme Mekanizması”, İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Prof. Dr. Esra Pamukçu, “Mastication&Restorative Treatments”, Dr. Öğretim Üyesi Gamze Kavuncu, “Periodontal Reseptörler: Gnatolojideki Rolü ve Önemi”,  Prof. Dr. Tosun Tosun, “İmplantoloji ve Çiğneme Mekanizması” ve Dr. Öğretim Üyesi Serdar Gözler, “Çiğneme Sistemi ve Temporomandibular Rahatsızlıklarda Uygulanan Protokoller” başlıklı sunumlarını yaptı.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Dec 2024 19:48:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/cigneme-sistemi-farkli-yonleriyle-ele-alindi-1734367695.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğuk hava ve kuruluk cildinizi yaşlandırmasın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/soguk-hava-ve-kuruluk-cildinizi-yaslandirmasin-276</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/soguk-hava-ve-kuruluk-cildinizi-yaslandirmasin-276</guid>
                <description><![CDATA[Güneş ışınları, cilt kuruluğu, kabuklanma ve soğuk hava gibi faktörler yalnızca cildin yaşlanmasını hızlandırmakla kalmaz, aynı zamanda bazı deri hastalıklarının da artmasına yol açar.” dedi. Kış aylarında en çok karşılaşılan sorunların kuruluk ve soğuk hava olduğunu dile getiren Özgen, “Kış aylarında cildin iyi nemlendirilmesi gerekiyor. Kış aylarında da yaz aylarında olduğu gibi güneş koruyucu kullanmaya devam edilmelidir.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Güneş ışınları, cilt kuruluğu, kabuklanma ve soğuk hava gibi faktörler yalnızca cildin yaşlanmasını hızlandırmakla kalmaz, aynı zamanda bazı deri hastalıklarının da artmasına yol açar.” dedi.</strong> <strong>Kış aylarında en çok karşılaşılan sorunların kuruluk ve soğuk hava olduğunu dile getiren Özgen, “Kış aylarında cildin iyi nemlendirilmesi gerekiyor. Kış aylarında da yaz aylarında olduğu gibi güneş koruyucu kullanmaya devam edilmelidir.” dedi.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalından Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, kış aylarında cilt sağlığını korumak için önemli tavsiyelerde bulundu.</p>

<p><strong>Cilt sağlığı nedir?</strong></p>

<p>Cilt sağlığından, ciltte pullanma, kuruluk, leke veya hastalıkların olmadığı, sağlıklı bir cilt görünümü anlaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bu hastalıklar akne, seboreik dermatit (yağlı egzama) veya diğer deri hastalıkları olabilir. Mevsimsel koşullar değiştikçe cildimizi çevresel etmenlerden korumak önemlidir; çünkü kışın soğuk ve kuruluk artarken, yazın güneş ışınlarının etkisi daha fazladır. Güneş ışınları, cilt kuruluğu, kabuklanma ve soğuk hava gibi faktörler yalnızca cildin yaşlanmasını hızlandırmakla kalmaz, aynı zamanda bazı deri hastalıklarının da artmasına yol açar.” dedi.</p>

<p><strong>Kış aylarında cildin iyi nemlendirilmesi gerekiyor</strong></p>

<p>Kış aylarında en çok karşılaşılan sorunların kuruluk ve soğuk hava olduğunu dile getiren Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bu durumlar, özellikle yüzde, dudak çevresinde ve göz çevresinde ince kırışıklıkların, pullanmanın, kabuklanmanın ve kızarıklığın artışı olarak kendini gösterebilir. Bu tür durumlarda, kış aylarında cildin iyi nemlendirilmesi gerektiğini özellikle vurguluyoruz.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kış aylarında da yaz aylarında olduğu gibi güneş koruyucu kullanılmalı</strong></p>

<p>Her cilt tipinin farklı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Yağlı, kuru, hassas veya normal bir cilt tipine sahip olabilirsiniz. Bu nedenle, cilt tipinize uygun bir nemlendirici kullanmanız önemlidir. Kış aylarında da yaz aylarında olduğu gibi güneş koruyucu kullanmaya devam edilmelidir. Ancak, yaz aylarındaki kadar yüksek koruma faktörüne gerek yoktur. En az SPF 25 koruma değerine sahip bir güneş koruyucu yeterli olacaktır. Cildin nemlendirilmesi için bu dönemde seramit, hyaluronik asit veya Shea yağı içeren ürünler önerilir. Bu içerikler, cilt tipine uygun bir şekilde nemlendirme sağlayarak cildi korur.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Karma ciltlerde temizlik ürünü seçimi de önemli</strong></p>

<p>Karma ciltlerin, genellikle T bölgesinde yoğun yağlanma, yanaklarda ise sivilcelenme görülebilen, aynı zamanda dudak ve göz çevresinde kuruluk yaşanabilen bir cilt tipi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu cilt tipinde hem yağlanmayı kontrol altına alacak hem de kuruluğu önleyecek ürünler tercih edilmelidir. Tam anlamıyla kuru ya da yağlı olmayan karma cilt tipi, her iki cilt tipine ait sorunları da gösterebilir. Özellikle T bölgesinde yoğun yağlanma, göz çevresi ve dudak çevresi gibi hassas bölgelerde ise kuruluk gibi özellikler görülebilir. Bu nedenle, karma ciltler için T bölgesinde gözenekleri küçültücü tedaviler uygulanmasını öneriyoruz. Hassas bölgeler için ise nemlendiriciler kullanılmalıdır. Karma ciltlerde temizlik ürünü seçimi de önemlidir. Yağlı ciltlere uygun tonikler veya kuvvetli yıkama jelleri yerine, daha hafif formüllü köpük temizleyicilerin kullanımı tavsiye edilir. Nemlendirici olarak ise cildi fazla yağlandırmayan, su bazlı ürünler tercih edilmelidir. T bölgesindeki yağlanmayı kontrol ederken cildin genel nem dengesini korumak için bu tip ürünler idealdir.”</p>

<p><strong>Evde yapılan bazı uygulamalar zararlı</strong></p>

<p>Evde yapılan bazı uygulamalar cilt için zararlı olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bazı şeylerin klinik ortamında yapılması lazım. Limon ve sirke gibi yaygın kullanılan maddeler ciltte yanıklara ve hasara neden olabilir, bu nedenle kullanılmaları önerilmez. Peeling işlemleri de cilt tipine uygun şekilde yapılmalıdır. Dermatoloğa danışarak eczanelerde satılan, dermokozmetik bazlı ve ev kullanımına uygun, aşırı derecede güçlü olmayan peeling ürünleri kullanılabilir. Haftada bir uygulanabilen bu ürünler, yağlı veya normal ciltler için uygundur. Ancak hassas ciltlerde ya da akne rozalı gibi özel durumlarda peeling yapılması önerilmez. Derin peeling işlemlerinin ise kesinlikle evde yapılmaması gerekir; bu tür uygulamalar klinik ortamda uzmanlar tarafından gerçekleştirilmelidir.” dedi.</p>

<p><strong>Lazer epilasyon da evde yapılmamalı</strong></p>

<p>Lazer epilasyonun evde yapılmasını ve ev tipi lazer cihazlarının kullanımını önermediğini de dile getiren Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bu tür işlemler, mutlaka klinik ortamda uzmanlar tarafından gerçekleştirilmelidir. Evde yapılabilecek uygulamalara gelince; hafif maskeler, peelingler ve cilt bakımları yapılabilir. Ayrıca cilde uygun kremler ve serumlar kullanılabilir. Ancak bu basit uygulamaların ötesindeki işlemler, profesyonel bir ortamda yapılmalıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Atopik dermatit çocuklarda kış aylarında alevleniyor </strong></p>

<p>Çocuklarda atopik dermatitin oldukça yaygın bir deri hastalığı olduğunu ve özellikle kış aylarında alevlenme eğilimi gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Atopik dermatit bebeklerde genellikle yanaklarda kırmızı döküntüler şeklinde ortaya çıkar. Daha büyük, emekleyen bebeklerde bu döküntüler genellikle dirseklerin ve dizlerin dış kısımlarında, yani emekleme bölgelerinde görülür. Daha ileri yaşlarda ve yetişkinlerde ise dirseklerin iç yüzü ve dizlerin iç yüzünde döküntüler, kaşıntılar ve bazen bu bölgelerde cilt renginin koyulaşması ve kalınlaşması şeklinde belirtiler ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p><strong>Atopik dermatiti olanlar sabun gibi sert temizleyicilerden kaçınmalı</strong></p>

<p>Atopik dermatitin en önemli nedenlerinden birinin cilt kuruluğu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Fatma Pelin Özgen, “Bu nedenle kış aylarında hastalık sıkça alevlenir. Atopik dermatiti olan bireylerin, özellikle kış aylarında ciltlerini düzenli olarak nemlendirmesi son derece önemlidir. Sabun gibi sert temizleyicilerden kaçınmalı ve ciltlerine atopik dermatite uygun nazik temizleyiciler kullanmalıdırlar. Cildi ne kadar iyi nemlendirirlerse, döküntülerin ve kaşıntının o kadar azaldığını gözlemleyeceklerdir. Bu konuda hassas davranılması gerekmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Dec 2024 14:38:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/soguk-hava-ve-kuruluk-cildinizi-yaslandirmasin-1734176290.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sarılmak stres seviyesini düşürüyor, bağlılığı ve mutluluğu arttırıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/sarilmak-stres-seviyesini-dusuruyor-bagliligi-ve-mutlulugu-arttiriyor-270</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/sarilmak-stres-seviyesini-dusuruyor-bagliligi-ve-mutlulugu-arttiriyor-270</guid>
                <description><![CDATA[Fiziksel temasın ilişkilerin sağlıklı gelişimi için temel ögelerden biri olarak kabul edildiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Hem arkadaşlık hem aile içinde hem de romantik ilişkilerde fiziksel temas, samimiyetin ve güvenin pekişmesine; sevgiyi ve bağlılığı ifade etmenin yanı sıra duygusal desteğin sağlanmasına ve duygusal bağların güçlenip, ilişkilerin derinleşmesine vesile olabilmektedir.” dedi. Hem çiftlerin hem de ailelerin fiziksel teması arttırmak için bu hususa önem vermeleri gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, öte yandan karşıdaki kişinin sınırlarına saygı duyulması, fiziksel teması karşılıklı rızaya dayalı olarak doğal bir şekilde günlük akışa dâhil etmek gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ&nbsp;Çağrı&nbsp;Beyaz, aile, arkadaşlık veya romantik ilişkilerde fiziksel temasın önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Stres seviyelerini düşürüyor, mutluluk hissini destekliyor…</strong></p>

<p>Fiziksel teması sarılma, el sıkışması, dokunma veya doğrudan beden teması gibi çeşitli şekillerde insanların birbirleriyle etkileşimde bulunması hali olarak tanımlayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ&nbsp;Çağrı&nbsp;Beyaz, “Bireylerin duygusal bağlarının güçlenmesinde ve sosyal ilişkilerinin sürmesinde önemli bir etkisi vardır fiziksel temasın. Ayrıca psikolojik ve duygusal sağlığa olan etkileri oldukça fazladır.” dedi.</p>

<p>Fiziksel temas üzerine yapılan araştırmaları hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Fiziksel temasın stres seviyelerini düşürdüğünü, oksitosin adı verilen ‘bağlanma hormonunun’ salgılanmasını artırdığını ve genel olarak mutluluk hissini desteklediğini görüyoruz. Oksitosin hormonu, bireylerde güven ve yakınlık duygularını artırarak sosyal bağları güçlendirir ve depresyon, anksiyete gibi duygusal sorunların azalmasında bir nevi yardımcı bir etken olabilir. Ayrıca, vücutta endorfin salgılanmasını tetikleyerek acı hissini de azaltabilir ve genel iyilik halini de artırabilir.” bilgisini verdi.</p>

<p><strong>Fiziksel temas eksikliği ilişkileri olumsuz etkileyebiliyor!</strong></p>

<p>Fiziksel temasın arkadaşlık, aile ve romantik ilişkilerdeki rolüne değinen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Uluğ&nbsp;Çağrı&nbsp;Beyaz, “Fiziksel temas, arkadaşlık, aile ve romantik ilişkilerde önemli bir vazife görür. İlişkilerin de sağlıklı gelişimi için temel ögelerden biri olarak kabul edilebilir. Hem arkadaşlık hem aile içinde hem de romantik ilişkilerde fiziksel temas, samimiyetin ve güvenin pekişmesine; sevgiyi ve bağlılığı ifade etmenin yanı sıra duygusal desteğin sağlanmasına ve duygusal bağların güçlenip, ilişkilerin derinleşmesine vesile olabilmektedir.” dedi.</p>

<p>Fiziksel temas eksikliğinin ise ilişkiler üzerinde olumsuz etkileri olabildiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ&nbsp;Çağrı&nbsp;Beyaz, “İlişkilerde duygusal mesafenin artmasına, duygusal soğukluk ve yakınlığın azalmasına, güvensizlik ve ilişkinin sağlamlığına dair endişelerin artmasına ve duygusal gelişim sorunları, düşük özsaygı gibi problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Farklı fiziksel temas türleri farklı anlamlar taşıyabilir…</strong></p>

<p>Farklı fiziksel temas türlerinin, ilişkilerde önemli ve birbirinden ayrı etkilere sahip olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Uluğ&nbsp;Çağrı&nbsp;Beyaz, şunları söyledi:</p>

<p>“Örneğin sarılma, duygusal bağları kuvvetlendirir, sevgi ve güven hislerini yoğunlaştırabilir. Bu temas şekli, stresi azaltarak rahatlama sağlayabilir ve insanların duygusal destek almasını kolaylaştırır. El ele tutuşma ise yakınlık ve bağlılık hislerini artırabilir, güven duygusunu pekiştirir ve duygusal destek sağlayabilir. Öpüşme ise romantik ilişkilerde duygusal, cinsel bağları güçlendirebilir, mutluluk hormonlarının salgılanmasını artırabilir. İlişkinin türüne, kültürel normlara ve tercihlere göre bu temaslar farklı anlamlar taşıyabilir, ancak genel olarak insan ilişkilerinde olumlu etkiler sağlar ve iletişimi güçlendirir.”</p>

<p><strong>Olumlu etkilerine rağmen sınırları olmalı!&nbsp;</strong></p>

<p>Hem çiftlerin hem de ailelerin fiziksel teması arttırmaları için olağan akışta zaman ayırmaları ve bu hususa önem vermeleri gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ&nbsp;Çağrı&nbsp;Beyaz, “Mesela gün içerisinde fiziksel temas etmek gibi küçük ritüeller oluşturmak, duygusal bağların güçlenmesine ve iletişimin derinleşmesine yardımcı olabilir. Ayrıca, birlikte spor yapmak, dans etmek veya yürüyüş yapmak gibi ortak ilgi alanlarına odaklanılarak aktivitelere katılmak, hem duygusal hem de fiziksel yakınlığı teşvik edebilir.” dedi.</p>

<p>Fiziksel temas her ne kadar olumlu etkilere sahip olsa da sınırları olması gerektiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ&nbsp;Çağrı&nbsp;Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bunun sınırlarını belirlerken günlük iletişimde evvela hassasiyet göstermek ve karşılıklı rızaya dayalı olarak fiziksel teması doğal bir şekilde günlük akışa dâhil etmek, sağlıklı sınırları korumanın önemli bir parçasıdır. Her bireyin sınırlarını ve rahatlık düzeyini anlamaya çalışmak, rahatsız edici olmaktan kaçınmak ve açık iletişimle sınırları netleştirmeye yönelmek, ilişkilerde güveni ve saygıyı kuvvetlendirebilir. Böylelikle, sağlıklı bir şekilde fiziksel temas artırılabilir ve ilişkilerindeki bağlar daha da derinleştirilebilir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Dec 2024 14:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/sarilmak-stres-seviyesini-dusuruyor-bagliligi-ve-mutlulugu-arttiriyor-1734176009.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu proje ile C. Difficile Enfeksiyonu PCR testi ile erkenden saptanacak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/bu-proje-ile-c-difficile-enfeksiyonu-pcr-testi-ile-erkenden-saptanacak-242</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/bu-proje-ile-c-difficile-enfeksiyonu-pcr-testi-ile-erkenden-saptanacak-242</guid>
                <description><![CDATA[Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Gülhadiye Avcu’nun yürütücülüğünü yaptığı “Hematolojik Malignite Nedeniyle Yatarak Tedavi Gören Çocuk Hastalarda Clostridium Difficile Enfeksiyonu İçin Risk Faktörlerinin Prospektif İzlem İle Değerlendirilmesi” başlıklı proje TÜBİTAK 1002-B Acil Destek Modülü  programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Gülhadiye Avcu’nun yürütücülüğünü yaptığı “Hematolojik Malignite Nedeniyle Yatarak Tedavi Gören Çocuk Hastalarda Clostridium Difficile Enfeksiyonu İçin Risk Faktörlerinin Prospektif İzlem İle Değerlendirilmesi” başlıklı proje TÜBİTAK 1002-B Acil Destek Modülü  programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>

<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Doç. Dr. Gülhadiye Avcu’yu makamında ağırlayarak tebrik etti. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Araştırma üniversitemiz bünyesinde görev yapan araştırmacılarımız önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Tıp Fakültemiz Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülhadiye Avcu hocamız antibiyotiklere karşı direnç gösteren C. Difficile bakterisine bağlı gelişen  enfeksiyonların PCR testi ile daha kısa sürede saptanabilmesine yönelik önemli bir proje hazırladı. Proje TÜBİTAK tarafından da destek almaya hak kazandı. Ekibimizi tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” diye konuştu.</p>

<p>Proje ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Gülhadiye Avcu ise “C.difficile   antibiyotik ile ilişkili ishal ve kolitlerin en önemli nedenidir ve  en yaygın görülen sağlık bakımı ilişkili enfeksiyonlardan biridir. C.difficile enfeksiyonları hematolojik-onkolojik malignite nedeniyle takip edilen çocuk hastalarda önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Rutin kültür yöntemi ile saptanmasında  güçlükler yaşanan bu etkenin tanısında PCR önemli yer teşkil etmektedir. PCR testi ile birkaç saat gibi kısa sürede etkenin saptanabilmesi, ampirik olarak başlanan antibiyotik tedavilerinin hedefe yönelik düzenlenmesine olanak sağlayacaktır” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 14:23:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/bu-proje-ile-c-difficile-enfeksiyonu-pcr-testi-ile-erkenden-saptanacak-1734002602.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tiroit problemleri kalbi olumsuz etkileyebilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/tiroit-problemleri-kalbi-olumsuz-etkileyebilir-241</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/tiroit-problemleri-kalbi-olumsuz-etkileyebilir-241</guid>
                <description><![CDATA[Tiroit bezi hastalıklarının, toplumda en yaygın görülen hastalıklardan biri olduğunu belirten Medical Park Tokat Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kutlutürk, “Neredeyse her dört kişiden biri yaşamları boyunca tiroit ile ilgili bir sorun yaşamaktadır. Normal olmayan tiroit hormon değerleri kalp, sindirim sistemi, kilo kontrolü, saç dökülmesi, kansızlık gibi aklınıza gelecek her organda hastalık belirtilerine neden olabilmektedir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Medical Park Tokat Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kutlutürk, tiroit hastalıklarının insan metabolizmasını etkileyen faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirmelerde bulundu.</p>

<p><strong>HER 4 KİŞİDEN BİRİNDE TİROİT SORUNU VAR</strong></p>

<p>Tiroit bezi hastalıklarının, toplumda en yaygın görülen hastalıklardan biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kutlutürk, “Neredeyse her dört kişiden biri yaşamları boyunca tiroit ile ilgili bir sorun yaşamaktadır. Normal olmayan tiroit hormon değerleri, kalp, sindirim sistemi, kilo kontrolü, saç dökülmesi, kansızlık gibi aklınıza gelecek her organda hastalık belirtilerine neden olabilmektedir. Hekimler, hasta ne şikâyetle gelirse gelsin tiroit kaynaklı bir sorun olup olmadığını anlamak için tiroit testlerinin normal olduğunu görmek isterler. Tüm vücudu etkileyen ve birçok organla ilgili hastalık bulgusu veren tiroit hastalıklarına erken tanı konulması ve uygun tedavi edilmesi, kısa sürede yüz güldürücü sonuçlar alınmasıyla sonuçlanır” diye konuştu.</p>

<p><strong>SAÇ DÖKÜLMESİ, CİLTTİ KURUMA VE HALSİZLİĞE DİKKAT!</strong></p>

<p>Tiroit bezinin boyun ön tarafında kelebeğe benzeyen bir endokrin organı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kutlutürk, “Tiroit bezinde T3 ve T4 hormonları üretilir. Tiroit bezinin hormon üretimi, hipofiz bezinden salgılanan Tiroit Sitimülan Hormonu (TSH) tarafından düzenlenir. Böylece, tiroit ve hipofiz bezi hastalıklarında bu hormonların (T3, T4, TSH) kandaki düzeyleri etkilenir. Tiroit bezi hastalıkları; tiroit hormonlarının az veya çok salgılanmasıyla ilgili fonksiyonel hastalıkları veya tiroit iltihabı, tiroit nodülü, tiroit kanseri gibi yapısal hastalıkları kapsamaktadır. Tiroit hormonu metabolizmayı düzenleyen hormondur, eksikliği veya fazlalığında metabolizma etkilenmesi; vücut ağırlığındaki beklenmeyen değişimler, duygu durum değişiklikleri, ishal-kabızlık gibi sindirim sistemi bulguları, ciltte kuruma, adet düzensizlikleri, saç dökülmesi, halsizlik, yorgunluk gibi durumlarla sonuçlanır” dedi.</p>

<p><strong>ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE DE NADİR DE OLSA GÖRÜLEBİLİR</strong></p>

<p>Tiroit hormonlarına anne karnından ölüme kadar yaşamın her anında ihtiyaç duyulduğunu aktaran Prof. Dr. Kutlutürk, “Yenidoğan her çocuğa topuk testi yapılır ve tiroit hormonlarının normal olduğu teyit edilir. Çocukluk dönemlerinde de erişkinlere göre daha nadir olsa da tiroit hastalıkları görülmektedir. Tiroit hastalığı olan gebeler, bebeğin sağlıklı gelişiminin etkilenmesinden kaygı duyarlar. Gebelerde özellikle ilk 12 haftada bebeğin annenin tiroit hormonlarına ihtiyaç duyması nedeniyle, gebelik öncesi ve gebelikte sıkı takip ve ilaç doz ayarlaması yapılır. Tiroit hastası olan gebelerde ilaçların uygun dozda kullanılmasıyla sorunsuz bir gebelik dönemi, doğum ve sağlıklı bir bebek dünyaya gelmesi mümkündür     “ açıklamasında bulundu.   </p>

<p><strong>HALSİZLİK VE YORGUNLUK OLABİLİR</strong></p>

<p>Tiroitle ilgili hastalıklardan bahseden Prof. Dr. Kutlutürk, “Tiroit fonksiyonuyla ilgili hastalıklar iki türlüdür; bunlar az çalışan tiroit hastalığı (Hipotiroidizm) ve ‘zehirli guatr’ olarak da adlandırılan çok çalışan tiroit hastalığıdır (Hipertroidizm). Tiroit bezinin az çalışması doğuştan olabileceği gibi, tiroit bezi iltihabı (Hashimoto tiroiditi), iyot eksikliği, ameliyat gibi farklı sebepleri de olabilir. Tiroit hormonun vücutta da yeteri kadar olmaması, halsizlik yorgunluk, kilo alımı, ciltte kuruması, saç dökülmesi, kabızlık, adet düzensizlikleri gibi birçok belirtiye neden olur” dedi.</p>

<p><strong>KAN TAHLİLİYLE TANI KONULABİLİR</strong></p>

<p>Tiroit hastalıklarında tanı için çoğu zaman kan tahlilinin ve ultrasonografinin yeterli olduğunu anlatan Prof. Dr. Kutlutürk, “Bazı tiroit nodülü olan ve fazla çalışan tiroit bezi hastalarında sintigrafi tetkiki de gerekmektedir. Tiroit nodülü başlı başına ayrı bir hastalık olup, iyi huylu kötü huylu ayırımı için tiroit biyopsi yapılması ve sonucuna göre tedavi planı yapılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>TEDAVİ YOLLARI</strong></p>

<p>Tedavi yollarına değinen Prof. Dr. Kutlutürk, şu bilgileri paylaştı: </p>

<p>“Tiroit hastalıklarında diyet, ilaç, radyoaktif iyot (atom tedavisi) veya ameliyat gibi tedaviler hastalığın türüne göre değişir. Tiroitle ilişkili diyetler değişkenlik göstermektedir. Örneğin, iyot eksikliğine bağlı tiroit hormonu azlığında iyot tedavisi önerilirken, aşırı hormon üreten tiroit hastalıklarında iyot kullanımı yasaklanır. Tiroit hormon eksikliğinde tedavide tiroit hormonları kullanılırken, tiroit bezinin çok hormon ürettiği durumlarda ise ilaçlarla hormon üretiminin durdurulması, radyoaktif iyot tedavisi ve ameliyat seçenekleri bulunmaktadır.”</p>

<p><strong>TİROİT VE OBEZİTE İLİŞKİSİ</strong></p>

<p>Tiroit hastalıkları ve obezite ilişkisinin güncel bir konu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kutlutürk, “Tiroit hastalıklarının bazal metabolizmayı etkilemesi sonucu az hormon salgılaması obeziteye neden olabilirken, çok hormon salgılaması durumunda vücut ağırlığında azalmaya neden olabilmektedir. Beklenmeyen kilo alımı, kilo vermekte zorlanma veya istemsiz kilo kayıpları durumlarında tiroit hastalıkları akla gelmelidir. Tiroit bezi, boyut ve ağırlık olarak nispeten küçük endokrin bezlerden biri olmasına rağmen, çok çeşitli belirti ve hastalıklara neden olmakta, doğru tanı ve etkili tedaviyle başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir” şeklinde konuştu. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 14:22:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/tiroit-problemleri-kalbi-olumsuz-etkileyebilir-1734002555.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaşlılarda Su Eksikliği: Görünmeyen Tehlike</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/yaslilarda-su-eksikligi-gorunmeyen-tehlike-236</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/yaslilarda-su-eksikligi-gorunmeyen-tehlike-236</guid>
                <description><![CDATA[Yapılan çalışmalara göre yaşlı bireylerin yaklaşık yüzde 40’ı kronik susuzluk ve yol açtığı sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Yaşlılıkta su tüketiminin azalmasının ciddi sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Mehtap Kaçar, “Vücut susuz kalınca beyin susuzluk sinyali gönderir ve su içme ihtiyacı doğar. Ancak yaşlanma ile birlikte sinir sisteminin bu işlevi de zayıflıyor ve yaşlılar susadıklarını hissettiklerinde, büyük ihtimalle zaten uzun bir süredir susuz kalmış oluyorlar” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p> </p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve aynı zamanda Fizyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehtap Kaçar, yaşlılıkta su tüketiminin önemine ilişkin bilgi verdi. </p>

<p> </p>

<p><strong>Su Vücudun Düzgün Çalışmasını Sağlar</strong></p>

<p>“Su yaşamın kaynağıdır. Bu nedenle su tüketimini diğer bütün gıdalardan ayrı bir yerde konumlandırmak gerekir” diyen Prof. Dr. Kaçar, “Vücudumuzun yüzde 60’ı sudan oluşmaktadır. Su vücudumuzdaki hücrelere besin ulaştırmaya yardımcı olur, vücut sıcaklığını ve kan basıncını düzenler, enfeksiyonları önler ve organların düzgün çalışmasını sağlar. Bu nedenle, iyi su içen yetişkinlerin daha sağlıklı görünmesi ve daha az kronik rahatsızlık geliştirmesi şaşırtıcı değildir” ifadelerini kullandı. </p>

<p> </p>

<p><strong>Yaşlılıkta Susuzluk Hissi Azalıyor</strong></p>

<p>Yaşlı yetişkinlerin yeterince su içmekte zorluk çektiğine dikkat çeken Mehtap Kaçar, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Bu sorunun temel nedeni, susuzluk hissinin yaşla birlikte azalmasıdır. Susuz kalmak vücutta dehidratasyona yani vücut suyunun azalmasına yol açar. Fizyolojik olarak bu durum beynimizdeki susuzluk merkezini uyararak susuzluk hissetmemize ve yine beynimizin vücudumuzun ilgili bölgelerine gönderdiği uyarılar ile su içme davranışını gerçekleştirmemize neden olur. Ancak yaşlanma ile birlikte sinir sisteminin bu işlevi de zayıflıyor ve yaşlılar susadıklarını hissettiklerinde, büyük ihtimalle zaten uzun bir süredir susuz kalmış oluyorlar. Diğer nedenler de susuzluk hissettiğinde yutak ve boğaz kaslarındaki zayıflamalar nedeniyle suyu güvenli bir biçimde içmelerinin de mümkün olmaması, demans, diyabet gibi hastalıklarının olması veya kullandıkları ilaçlar nedeniyle su atılımının artmış olmasıdır.” </p>

<p> </p>

<p><strong>“Kronik Rahatsızlıkları Kötüleştirebilir”</strong></p>

<p>Kaçar susuzluğun belirtilerine ilişkin şunları söyledi:</p>

<p>“Susuzluğun belirtileri arasında koyu sarı renkte idrar, halsizlik, yorgunluk, düşük tansiyon, baş dönmesi, sinirlilik, gerginlik, bilinç bulanıklığı, yakın hafızada kayıplar, ağız kuruluğu, kabızlık ve kas krampları bulunur. Uzun süre susuzluk olması yaşlılarda kronik rahatsızlıkları kötüleştirebilir veya yaşlılar için daha ciddi sağlık sorunları yaratabilir. Örneğin; pıhtı oluşumu, sıcak çarpması, böbrek taşları, kan hacminde azalma, safra kesesi taşları, elektrolit dengesizliğinden kaynaklanan epilepsi nöbetleri, şok, idrar yolu enfeksiyonları.”</p>

<p> </p>

<p><strong>Günlük Su Tüketimi Ne Olmalı?</strong></p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mehtap Kaçar, günlük su tüketimi miktarlarını da anlattı:</p>

<p><br />
 “Susuzluğu önlemek için, gün boyunca kademeli olarak sıvı tüketilmelidir. Erkekler günde ortalama 15 su bardağı, kadınlar ise 12 su bardağı su içmelidir. Bu miktar yaşa, cinsiyete, havanın sıcak olup olmamasına, fiziksel aktiviteye bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Yaşlılar için önerilen su tüketimi miktarı değişir, ancak genellikle vücut ağırlıklarına göre su içmeye çalışmalıdırlar. Örneğin, 67 kg ağırlığında bir yaşlı birey günde 1500-2250 mililitre su içmeyi hedeflemelidir.”</p>

<p> </p>

<p><strong>“Aile Desteği Önemli”</strong></p>

<p>Yaşlıların susuz kalmasını önlemede ailelerin ve profesyonel bakıcıların önemli rol oynadığına işaret eden Kaçar, şu önerilerde bulundu: </p>

<p>“Daha fazla su içmelerini sağlamak zor olsa da, meyveler, şekersiz içecekler veya dondurulmuş atıştırmalıklar gibi yeni sıvı-su kaynakları sunarak yaratıcı olabilirsiniz. Yaşlınızın yanına bir su şişesi koyun, böylece gün boyunca sık sık yudumlayabilirler ve günlük tüketilen miktarı takip etmek kolaylaşır. Eğer soğuk su içmeyi tercih ediyorsa buzdolabında bir sürahi suyu hazır bulundurun. Suya limon, taze nane yaprağı ekleyerek daha lezzetli hale getirebilirsiniz. Öğle yemeğinde veya atıştırmalık olarak ev yapımı çorbalar veya sıvı içecekler tercih edebilirsiniz. Özellikle sıcak havalarda hem suyu hem de meyveyi birleştiren smoothie’ler, limonata veya kompostolar yapılabilir. Yaşlı kişinin ilaçla birlikte bir bardak su içmesini sağlayın. Şekerli içecekleri suyla değiştirin. En sevdiği içeceği bulun. Kavun, çilek, turunçgiller, marul, domates, biber ve salatalık gibi su içeriği yüksek meyve ve sebzeleri tüketin. Kadınlar için günde bir, erkekler içinse iki içkiyle alkolü sınırlayın. Çay-kahve tüketimini günde 1-2 fincan ile sınırlayın. Saatinizi saatlik su molası için ayarlayabilirsiniz ve yemeklerle veya atıştırmalıklarla her zaman su için. Bir su içme rutini oluşturun.”</p>

<p> </p>

<p><strong>“Aspirasyon için Önlem Alın”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Mehtap Kaçar, yaşlı bireylerde aspirasyon (gıdaların soluk borusuna ve akciğere kaçması) riskinin dişlerin kaybı, yaşlanma ile ilişkili olarak çiğneme ve yutak kaslarında güç ve koordinasyon kayıpları, sinir iletiminde bozulmalar ve var olan diğer kronik hastalıkları nedeniyle arttığını ve aspirasyonun belirtilerini takip etmenin ve önlem almanın da çok önemli olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: </p>

<p>“Eğer kişi yeme içme sırasında öksürük, boğulma hissi, öğürme, kusma gibi belirtiler gösteriyorsa ve sık sık boğazını temizleme ihtiyacı duyuyorsa büyük ihtimalle gıdaları aspire ediyordur. Yemek yerken ve özellikle su içerken aspirasyon riskini en aza indirmek için şu önlemler alınabilir: Su içerken pipet kullanmak, su içerken başı hafifçe öne eğmek, genel olarak yavaş yemek ve içmek, yemek yerken ya da su içerken konuşmamak ve başı çevirmemek, yemek yiyip içerken telefonla konuşmak veya televizyon izlemek gibi dikkat dağıtıcı şeylerden kaçınmak gibi bazı davranış değişiklikleri kazandırılmalıdır. Diğer yandan yemeği küçük, lokma büyüklüğünde parçalara bölerek yemek, yutmadan önce iyice çiğnemek, yemek yedikten veya bir şeyler içtikten sonra en az 1 saat dik pozisyonda durmak, ince çorbalar yerine daha yoğun kıvamlı çorbalar tercih etmek de faydalı olacaktır.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 14:18:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/yaslilarda-su-eksikligi-gorunmeyen-tehlike-1734002311.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğunuz 5 yaşından sonra altına kaçırıyorsa dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.caturk.com/haber/cocugunuz-5-yasindan-sonra-altina-kaciriyorsa-dikkat-234</link>
                <guid>https://www.caturk.com/haber/cocugunuz-5-yasindan-sonra-altina-kaciriyorsa-dikkat-234</guid>
                <description><![CDATA[Bu tanıyı alan çocukların ne zamandan beri ve ne sıklıkla bu problemi yaşadığının, günlük hayatlarında işlevselliğin ne kadar etkilendiğin önemli olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Bu durumlar gece uykusunda veya gündüz bir iş yaparken yaşanabilir. Sadece uyku-uyanıklıkla ilişkili değildir.” dedi. Ebeveyn tutumlarının bu tür hastalıklarda önemli olduğunu da ifade eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, sorunun çocuk ve aile özelinde değerlendirilmesi ve ona göre ilerlenmesi gerektiğine vurgu yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocuklarda idrar kaçırma (enürezis) ve kaka kaçırma (enkoprezis) hakkında bilgi vererek, bu duruma neden olabilecek psikolojik nedenlerden bahsetti.</p>

<p><strong>5 yaşından küçük çocuklara tanı konulmuyor…</strong></p>

<p>Çocuklarda idrar kaçırmanın (enürezis) ya da kaka kaçırmanın (enkoprezis) oldukça sık görülen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Bilinmesi gereken önemli noktalardan biri, bu tanıların 5 yaşından küçük çocuklara konulmadığıdır. Çünkü çocukların tuvalet eğitimini kazanmaları, kendilerini kontrol edebilmeleri ve bu farkındalığa ulaşabilmeleri 5 yaş civarını bulabilir.” dedi.</p>

<p>5 yaşından sonra uzman bir hekim tarafından tanı koyularak tedavinin belirlendiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Bu durumda aile öyküsü çok önemli bir faktördür. Bu tanıyı alan çocukların ne zamandan beri ve ne sıklıkla bu problemi yaşadığı, günlük hayatlarında işlevselliğin ne kadar etkilendiği önemlidir. Ebeveyn tutumları ve çocuğun mizacı da bu problemlerin yaşanmasını ya da problemin üstesinden ne kadar çabuk gelebildiğini belirler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>İdrar ve kaka kaçırma uyku-uyanıklık durumuyla ilgili değil! </strong></p>

<p>Enkoprezisin kaka kaçırma, enürezisin ise çiş kaçırma olarak bilindiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Her iki durum da gece uykusunda veya gündüz bir iş yaparken yaşanabilir. Sadece uyku-uyanıklıkla ilişkili bir durum değildir.” vurgusunu yaptı. </p>

<p>Çocuğun bu durumları istemli veya istemsiz yapabildiğine değinen Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, tanı süreci ve kriterlerin çocuk ve aile bazında değerlendirilmesinin ve buna göre bir tedavi planının oluşturulmasının önemli olduğunun altını çizdi.</p>

<p><strong>Ebeveyn tutumları önemli! </strong></p>

<p>Enkopresiz ve enürezisin birçok sebebi bulunduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Stres, anksiyete, dikkat eksikliği, hiperaktivite, travmatik bir olaya maruz kalma gibi psikolojik sebepler bu durumun ortaya çıkmasında etkili olabilir. Sorunun çocuk ve aile özelinde değerlendirilmesi ve ona göre ilerlenmesi önem taşır.” dedi.</p>

<p>Ebeveyn tutumlarının bu tür hastalıklarda önemli olduğunu yineleyen Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Aile içi gerginlikler, çatışmalar, boşanmalar, şiddet, aile içinde yaşanılan maddi krizler, stres faktörlerinin artması veya aile bireylerinden birisinin başına travmatik bir olay gelmesi çocuklarda bu durumun görülmesine neden olabilir. Aşırı katı ve disiplinli davranışlar sergileyen ebeveynler veya ilgisiz, ihmalkâr ebeveynlerin çocuklarında da bu durumlar görülebilir. Duygusal boyuttan ele alındığında ise, çocuğun duygusal olarak ihmal edildiğini hissetmesi, okulda veya kardeşler arasında rekabeti yönetememesi ve zorlanması da bu durumlara sebep olabilir. Bu sorunları yaşayan çocuğun ailesi, bir ruh sağlığı uzmanına başvurarak destek almalıdır.” </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Dec 2024 14:16:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.caturk.com/images/haberler/2024/12/cocugunuz-5-yasindan-sonra-altina-kaciriyorsa-dikkat-1734002207.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
